İnançlar sende kalsın, bana bilimle gel.

İnançlar sende kalsın, bana bilimle gel.

İnançlar sende kalsın, bana bilimle gel..!

..... İlk görülen hali ve başlangıç öncesiyle inançlar; güçsüzlük, yetmezlik ve çözümsüzlük anlarının ilk insandan bu yana çığlık ve iç çekişi olmuşken, yaşamak-geçinmek ve soyunu sürdürmek zorunluluğu ile dolaysız bir bağı içinde vahşi doğa ve acımasız yabanıl ortam canlılarından korunmayı da içeren birden çok ritüel barındırdığı bilinmektedir. Mağara duvarlarında ve kimi kazılarda figüratif çizim ve kabartmalar bu durumun somut kanıtları olmuştur.. İlkel komünal toplumun dağılması ve ilk sınıflı toplum olan Köleci topluma geçişten bu yana, genel bir kural olarak, Din; Geçim derdi olmayıp-deveyi hamuduyla götüren dünyasını bitirmişlerin elinde, itaat edip isyana kalkışmasınlar diye emeği ve emekçiyi sömüren kurallar dizgesidir; siyasal renge bürünmüştür, egemen sınıfa hizmet boyutludur..! ..... Her insanın, İstediği bir şeye, değere ve nesneye, kutsallık atfedip kendisi için manevi bir köprü oluşturması hakkı vardır, bunu motive olma sebebi de sayabilir. Hiç kimsenin buna karışma hakkı yoktur, kimseye vazife de değildir. Ne var ki, kişisel kalması gereken, ve kendisi dışında hiç kimseyi, HİÇ BİR AÇIDAN ilgilendirmemesi ve sınırlamaması gereken bu manevi koridor, bir kısım insanları etkilemek-sınırlamak ve elimine etmek sonuçlu tarafgir bir ilişkiler ağına dönüşüyor ise, ve daha da kötüsü, yasal bir zırh ile korunuyor-destekleniyor ise, sen-ben, siz-biz değil, tüm ülke, çıkmaz bir sokak, vahim bir karanlıkta demektir..! ..... İnançlar sende kalsın, bana bilimle gel..! ..... İçinde yer aldığımız, ve günlük ilişkilerimizden idari ve yönetsel tüm boyutlarıyla etkilenip-zaman zaman biçimlendiğimiz bir coğrafya parçasında, bilimle kapışan geri bir din algısının, 90 yıllık bir Cumhuriyet değer ve kazanımı ile yoğrulmuş bir halk gerçeğini çöpe atarcasına, bu ülkeye deli gömleği giydirmeye hiç bir yönetim ve yöneticinin hakkı yoktur-izin de verilmemesi gerekmektedir...! ..... Saddam ve Kaddafi'ye reva görülüp yapılan hazırlık ve tuzakların, Suriye'de uygulanıp-ters tepen, İran'a ise diş bilemeye devam eden katliam ve girişimlerin, yeni bir sendrom yaşatmak adına kirli ve derin ellerce düğmeye basılmadığına kim emin olabilir..?! Kaldı ki; Liderleri hedef aldığı görüntüsüne rağmen, asıl sorunun, ülkeyi ele geçirmek amaçlı olduğu, ve bu uğurda her türden kardeş kavgası, mezhep temelli yaraların kaşınması ve bel altı vuruş da içereceği bir sır değildir...! ..... Hiç bir hakkı ve halkı yok saymadan, hiç bir ulusa hayatı dar etmeden, hiç bir topluluk ve etnik azınlığı görmezden gelmeden ve hiç bir zulüm ve baskı ile katliamı meşru görmeden, bu ülkeye gönül vermiş, vatandaşlık bağını yüreğinde hissetmiş, ve her insanı, sofrasında zengin bir çeşni olarak kabul eden her parti, her düşünce, her topluluk ve her yürek insanıyla bir arada, yan yana, ve saf üzere olmak zamanıdır, ertelenemez ve hayati bir görevdir, yüreği-yüreğe yatırma zamanıdır...! ..... İnançlar sende kalsın, bana bilimle gel..! ..... Kıblesi insan olanlara selam olsun...! M.Doğan/ 12.Ocak.2017