Sabancı

İnsan Nankör Olunca 

İnsan Nankör Olunca 

Kamil AKDOĞAN

 

İnsan Nankör Olunca 

Prof. Dr Ahmet Akgündüz Kuveyt Üniversitesinde bir konferans verir. Konferansın sonunda Kuveytli bir profesör öğrencilerin sorularını alır. Kuveytli bir öğrencinin sorusu şöyledir: “Kuveyt mi, yoksa Osmanlı mı daha büyük ve güçlüydü?”  
Kuveytli Profesör “Böyle bir soru sormak ayıp ama hocamız ne der bilmiyorum” diye okur soruyu. 
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz “Genç arkadaşımız hiç üzülmesin. Elbette Kuveyt Osmanlı’dan daha büyük ve güçlüdür! Ama şunu da bilin ki” der ve devam eder,
“Zaman zaman değişse de Osmanlı bir zamanlar 36 Eyaletti ve bu 36 Eyaletlerden birisi Bağdat Eyaleti idi.
*Bağdat Eyaletinin 29 Sancağı vardı ve bu sancaklardan birisi de Basra Sancağı idi,
*Basra Sancağının 31 Kazası vardı ve bu kazalardan birisi de Lahsa Kazası idi,
*Lahsa Kazasının 80’e yakın köyü vardı ve bu köylerden birisi de Ebul Hayr Köyü idi,
*Ebul Hayr Köyünün 15-20 Mezrası vardı ve bu mezralardan birisi de Kuveyt Mezrasıydı.” 
Ve bütün Kuveytli öğrenciler bu sözleri alkışlar ve gülücüklerle karşılar.
*****
Şimdilerde Osmanlı’yı beğenmeyen ve her fırsatta Türklere hakaretler eden o zamanın köylülerinin torunları, petrol zenginliğinin sarhoşluğunu yaşıyor.
Türkler, Hürmüz Boğazını ele geçirip Hindistan’a ulaşmaya çalışan Portekizlilerin buraları güvenli alan yapmak ve Kudüs’e karşılık Mekke’yi işgal etme riskinden dolayı davet üzerine Arap Yarımadasına geçmiştir.
Portekizliler hem İslam alemini kuşatmak hem de Hindistan’a giden ticaret yolunu ellerinde tutmak niyetindeydiler. Vasco de Gama da bu amaçla Hindistan’a sefer tertip etmişti. Ayrıca Müslümanların elinde olan Kudüs’e karşılık Mekke ve Cidde’yi ele geçirmek arzusunda idiler. Bu niyetlerini gerçekleştirmek için de Kızıl Denizin batısında bulunan neredeyse bütün Afrika ülkelerini işgal etmişlerdi.
Portekizlilerin bu saldırıları bölgedeki tüm Müslümanları ciddi şekilde endişelendirmişti. Bu nedenle o zamanın büyük Müslüman devletleri olan Memlükler ile Osmanlılara durum hakkında bilgi verilmişti. Mukaddes beldeler olan Mekke ve Medine’yi koruma ve savunmanın Kızıl Denizin o zaman tek denizyolu girişini tutmaktan ve Arap yarımadasının güneyi olan Yemene asker göndermek ve Yemeni muhafaza etmekten geçtiğini Osmanlı Devleti kesin bir şekilde görmüştü.
1517’de Mısır’ın fethiyle, Arap yarımadası ve Haremeyn’in idaresi Osmanlılara geçti. Osmanlı devleti artık bir sınır devleti değil İslam Halifeliği idi. Osmanlı Padişahları sadece kendi sınırlarının değil bütün İslam dünyasının savunucusu ve muhafızı olmuşlardı. Türklerin Arap Yarımadası ile Yemen’e gelişinin sırrı işte budur.

Mukaddes toprakları koruma uğruna verilen ve 400 yıl süren mücadelenin amacı da karşılıksız zenginleşme (sömürme) ya da zenginlikleri (petrolü) kontrol etmek değildir.
Türkler kutsal toprakları herkese ve her şeye rağmen sadece Allah rızası için korumuştur.
Kul bilmese de Allah biliyor.

Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN