Reklamı Geç
Bizim Kebap
Komagene
Pati Oto Yıkama
Merkez Market
Abdulkadir Uçar

Abdulkadir Uçar

Mail: kdrucar03@hotmail.com

İSTANBUL'DA BİR SU İÇİMİ MİKTARINCA

İSTANBUL'DA BİR SU İÇİMİ MİKTARINCA

Değerli okurlar, mâlûm-u âliniz üzere bir müddettir İstanbul'dayım. Küçük oğlumuz Ali ile Gülru kızımızın nişan törenini gerçekleştirdik.Yüce Allah'tan niyazımız, gözbebeğimiz çocuklarımızın sağlıklı bir hayat sürdürmeleri, hayırlı muvaffakiyetleri olması ve hayırlı eşlerle izdivaç edip dünyada mutluluğu yakaladıkları gibi iki cihan saadetine erişmeleri.
   Nişan törenimizin öncesinde kardeşim Paşa ile, nişan töreni sonrası ise biz, geçen hafta yazdığım mevâki-i mubarekeleri ziyaret fırsatı bulduk, buralarda hassaten dua isteyen dostlarımıza dua ettik. İnşallah neticeleri hayırlı olur. Geldik İstanbul seyahatimizin son günlerine. Bu süre o kadar çabuk gecti ki ben bu süreye "Bir su içimi miktarınca" diyorum.
   İstanbul'a ilk gelişim 1980'li yılların başındadır. O günler ciddî mânada su sıkıntısı vardı. Topkapı Suriçi bölgesinde ikamet ediyordum. Evlere su gelmediği için, camilerden bidonlarla su taşır, asla suyu israf etmez idare ile kullanırdık.
   Tabii ki  İstanbul'un su sıkıntısı çok daha eskiye dayanır. Kanuni döneminde başgösteren su sıkıntısına bir çare bulması için, Mimarbaşı Sinan çağrılır. Mimarbaşı şehirde keşif ve fizibilite çalışmaları yapar. Şehri bir uctan bir uca gezer. Derelerin,nehirlerin sularını şehire getirmek için nerelere neler yapacağını plânlayarak  padişah huzuruna çıkar. "Padişahım, şehire suyu getirmek altın keselerini uç uca getirmekle ancak olur."diyerek,işin maliyetinin yüksek olduğunu arz eder. Padişah "Ben altın keselerini uç uca değil, yan yana bile dizerim, yeter ki şehire su gelsin." der. Binaenaleyh, ahali bir at koşumu su icin çok akçeler ödemektedir.
   Çok çalışmalardan sonra, boşa akan sular bentlerde tutulur, köprü ve kemerlerle isale hatları oluşturulur, şehrin muhtelif yerlerinde 40 adet çeşme inşa edilir ve ahali özlediği suya kavuşur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.
O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri muslukları çeşmelere koyuyorlar.Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki: "İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır."

Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel olarak Sinan'a iletilir. Denir ki: "Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin." 
Böylece Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.

   Bir gün Sinan'ın kapısına biri gelir.
Gelen meçhul insan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der.

Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, "Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?" diye bastonuna dayana dayana gider.Bu arada yaş 99.

Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan'a şöyle derler: "Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış."

"Evet," der, "Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım."

"O zaman şu müsaadenizi, fermanı görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin."
Sinan'ın cevabı şu: "Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor."
Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: "Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın." Oradan başkaları cevap verir: "Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan'a da bu ayrıcalık tanınmasın."
 Sonunda verilen karar şudur: "Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için ceza verilmemeli.
   Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:

"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükâfatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz."

  Degerli Okurlarm, bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir. Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur. Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

Derler ya: "Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür." Öyleyse fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir. Allah'a dayanmalı, Allah'a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de li vechillah, Allah rızası için yapmalıyız.         İnsan bu tecelli karşısında hayrete düşüyor ve hayıflanıyor doğrusu.

"Hey gidi dünya hey. İstanbul'u suya kavuşturan Sinan susuz evde vefat ediyor."
15/10/2021
Çok saygılarımla...

Whatsapp İhbar Hattı

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Odabaşı PTT