KAZA NAMAZI
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu. Genç bir tutukluyu bırakıp gittiler. Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler. İçlerinden herkesin itibar edip saygı gösterdiği başka bir genç, getirilen gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi. Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı. Adını sordu “Mustafa” dedi. “Mustafa PEHLİVANOĞLU”
Mustafa oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet başka bir şey konuşmadılar. Mustafa, daha sonra “Ağabeyim” deyip sahipleneceği gençten bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı. Kıdemli olan genç Mustafa’nın namazını bitirmesini bekliyordu. Onunla enine boyuna tanışmak istiyordu. Fakat Mustafa ikindi namazını bitirdiği halde namaz kılmaya devam ediyordu. Sonunda bitirdi ve yerine geçip oturdu. Kıdemli genç biraz daha yanına yaklaştı.
“Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur? “
Delikanlı bir müddet cevap vermedi, daha sonra sakin bir sesle:
“Kaza namazı” dedi.
“Ne zaman kazaya bırakmıştın?” diye soru kıdemli.
“Gözaltındayken,” dedi. Mustafa.
Çok yavaş bir şekilde söyledi bunu, daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Kıdemli genç O’nu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek istemiyordu. Fakat yine de kendine hakim olamadı.
“Ne kadar tuttular gözaltında?”
“Yirmi dokuz gün.”
“Allah Allah, yirmi dokuz gün öyle mi?”
“Evet, yirmi dokuz gün. O yirmi dokuz günlük namazımı kaza edeceğim.”
“Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde?”
Mustafa bir müddet sustu ve sonra kıdemliye döndü:
“Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…”
“Fakat ne?”
“Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti. Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.”
“Olsun, teyemmümle olsun, o da makbul değil mi?”
“Fakat toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim, kabul olur mu?”
“Ne demek kabul olur mu? Elbette olur.”
“Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum, askıdaydım. Hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı. Çoğu zaman rükûya zorla gidebiliyordum, secdeye ise hiç gidemiyordum.”
“Olsun, olsun yine de kabul olmuştur senin kıldığın bu namaz” dedi kıdemli. Fakat ses tonu gittikçe değişiyor, ağlamaklı bir hal alıyordu.
“Sen öyle hep kabul kabul diyorsun ama…” dedi ve bir müddet sustu Mustafa. Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti.
“Biliyor musun? Gözaltında bulunduğum o yirmi dokuz günün on beş günü anadan üryandım, çırılçıplaktım. Soymuşlardı beni. Yalvarıyordum onlara, ne olur Allah için bir tek külotumu bana verin, hiç olmazsa namaz kılacağım vakit verin diyordum, fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım namazlarımı. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Fakat bazen onu da yapamıyordum, bu şekilde namaz kılıyordum…”
Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı, Mustafa, kıdemli gençten cevap bekliyordu. Bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu? Kıdemli genç kafasını kaldırdığında gözyaşlarının yüzünü ıslattığını gördü, kıdemli ağlıyordu. Sonra birden doğruldu ve Mustafa’nın omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:
“Bana bak Mustafa! o namazları asla kaza etmeyeceksin. Anlıyor musun?
O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın. ‘Allah’ım, sana bunları getirdim’ diyeceksin. Biliyor musun? Belki de hayatında kıldığın en değerli namazlar, senin bu namazların olacak.”
*****
Tek suçu Vatanını ve Milletini sevmek olan Mustafa’nın idam edilmeden önce ailesine bıraktığı mektubunda: “Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır.” Demiştir.
İşte bu nedenlerle bu dava bizim için çok kutsaldır.
İşte bu nedenlerle Mustafaların, Ali Bülent ORKAN, Ahmet KERSE, Cevdet KARAKAŞ, Fikri ARIKAN, Halil ESENDAĞ, Selçuk DURACIK, İsmet ŞAHİN, Cengiz BAKTEMUR ve adını burada yazamayacağımız binlerce şehidimizin uğrunda can verip şehit olduğu ve bizlere emanet edilen davamız çok kutsaldır.
Ve Allah davası olan bu dava, her zaman kişilerin önündedir.
Bu nedenle de bir tek kişinin inisiyatifine ve kararına bırakılamaz.
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN