Sabancı

KIRILMA NOKTASI : ANTEP

KIRILMA NOKTASI : ANTEP

 

KIRILMA NOKTASI : ANTEP

İki Serdar var:
Biri Antep den önceki diğeri Antep'ten sonraki. Son söyleyeceğim cümleyi en baştan söyleyeyim: Sevdiğim Serdar  ikincisidir.

İlki hayatı ezbere yaşayan ayakları yere basmayan, ham, pişmemiş, kelile ve dimne'nin entrikalarından geçmemiş, yel değirmenlerine meydan okuyan bir  Don Kişot. İkincisi hayatı realizmin basitliğinden sıyrılıp rasyonalitenin zirvelerinde yaşayan ve her kapının gerçek anahtarını bulmaya çalışan bir Raskolnikov.

Antep bir harman, bir laboratuvar, bir fırın, bir çöl. Rüyada olduğu halde kendini uyanık zanneden birini asırlık uykulardan uyandıran bir cehennem. Bir at sineği.

Bu şehir öyle bir ihtilal başlattı ki ruhumda en derin hayallerim derin bir sarsıntıyla uyandı ve kader bana temize çektiğim ikinci bir hayat ikram etti. Yaşadığmi zannettiğim her şeyin bir halüsinasyondan ibaret olduğunu başıma 20'lik çivilerle çaktı.

Gerçek bildiklerimin bir sanaldan ibaret olduğunu, nice düşman bildiklerimin bir kurtuluş hazinesi olduğunun farkına vardım. Derin ve Afyomanyetik bir rüyada olduğumu uyanınca anladım.

Ağır ve sarsıcı bir kamçı yedi ruhum. Kendi mahallemin, gizlenen ve göz ardı edilen kokuşmuş mahzenlerine indim. Nadim gönülleri temaşa edip kirık gönüllerle sohbet ettim.

Bütün hayallerimi bütün aldanışlarımi bir kenara attım. Tüm yaşadıklarımı , tüm inançlarımi, tüm düşüncelerimi bir bilgisayar edasıyla formatladım. Yürümeyi ve konuşmayı  öğrenmeye başlayan bir çocuk gibi her şeyi yeniden sıfırlayarak öğrendim. Dostlarımı aklın mantığın ve hakikatin süzgecinde eledim karşı mahallenin bizden gizlenen mücevherleri ile tanıştım.

Duşman bildiklerimin pek çoğunun dost, dost bildiklerimin pek çoğunun düşman olduğunu anlamanın derin sarsıntısını yaşadım. Her günüm yeni bir uyanışın filizleri ile dolu idi. Her güneş bana yeni bir ufkun yeni bir hakikatin penceresini araliyordu.

Ve anladım ki 44 yaşında hayat yeniden başlıyordu.
44 yıl yalancı bir güneş'le ısınmış yalancı bir rüzgarla savrulmuşum.

Baharların ve baharda açan çiçeklerin gerçek değil bir yalandan ibaret olduğunu, bütün renklerin yavan, bütün yüzlerin riyakar, bütün seslerin ve tebessümlerin sahte olduğunu anladım. Her tebessümün altında bir hilenin ; her sevincin altında bir aldatmacanın olduğunu anlamanın derin ızdırabını yaşadım.

Bütün çiçekler yapay , bütün kokular iğreti, bütün konuşmalar sahte ve bütün bakışlar  anlamsız.

Bir hakikatin balyozu ile uyanmak acı verse de yine de en büyük mucizeydi benim için. 

Kendi mahallemden uzaklaşıp karşı mahalleleri tanımaya çalıştım. Kendimi ve beni ben yapan o kutsal ışığı aramaya başladım.

Kendimi tanımaya ve anlamlandırmaya çalıştım nerede hata yaptığımı aradım.  Bütün kavşaklardaki işaret tabelalarını inceledim beni eksik bilgilendiren bütün rehberleri sorguladım.
Derin bir inkılabın içinde buldum kendimi.
Kitaplara koştum.

Kitaplar okudum, kitaplar yazdım.

Bir arayışın en uzun serüveniydi o.

Neden böyle oluyordu ve ben uyandıkça kendi mahallemin diğer uyuyanlarını uyandırmaya çalıştım ama heyhat onlar uyku sarhoşluğundan uyanmamakta ısrar ediyorlardı. Çünkü hakikatle  yüzleşmenin sarsıcı acısıyla tanışmaya cesaretleri yoktu..

Ve anladım ki her aldanışın bir hikayesi ve riyakar hilesi her uyanışın ise bir bedeli vardır.
Tolstoy der ki insan büyük bir acı yaşamadan düşünmeye başlayamaz düşünmek ruhumuzun ilacı olsa gerek.

Düşünemeyenler zaten yaşamayanlardır.
Öyleyse düşünenleri de ikiye ayırmak gerekiyor doğru düşünenler yanlış düşünenler:

Yanlış düşünce yanlış insanlarla yanlış kitaplarla yanlış analizlerle yola çıkanlarindır.

Doğru düşünce tüm yaşanmış ve doğrulanmış bilgileri harmanlayarak mevcut zıtlıkları birbiriyle vuruşturarak mantık süzgecinde çıkarım yapanlarındır.

Hakikat ve kader insanın suratına bir tokat gibi vuruyor tüm gerçekleri..
Düşünmediğin her şeyi düşünmeye başlıyorsun çünkü önünde bir ateş var ve hala ellerin geliyor.

O ateş acımasızca yakıyor tüm benliğini.

Yaktıkça hakikatin ne olduğunu anlıyorsun.  Yandıkça ruhun aydınlanıyor ruhun uyandıkça aklın düşünmeye başlıyor ve filizleniyor.  Dünyanın maskelenmiş duyguları yeniden önünde canlanıyor.

Çalıştığın ve ömrümünü heba ettiğin bir yapinın  ne kadar vefasız olduğunun farkına varmak yürek yakan bir acı.

Sen ömrünü ve başını kutsal bir dava, kutsal bir kurum, kutsal bir ideal uğruna ortaya koyarsın lakin bu davanın müntesipleri tarafından gün gelir bozuk para gibi harcanirsın. . Çünkü hiçbir iyilik karşılıksız kalmazdı ve nitekim kalmıyordu.

Sonra oturup bu ömrü bir hiç uğruna heba ettiğini anlar kahrolursun. Ve sonra 100 adım geri gider olanları ibret nazarıyla izlersin.. kimsenin göremediği ayrıntıları görür insanların nasıl bir tuzağa düştüğünü bir arif edasıyla temaşa edersin.

Derin bir kırıklığın vahim bir yılgınlığın ve ağır bir nedametin dibinde asırlık sarsıntı geçirir ve kendine bir türlü gelemezsin. Tek ilacın olur tefekkür ve kitaplar.

Erdemli olmakla aptal olmak arasındaki sınırı bir türlü çizemezsin.

Ancak tüm bunlara rağmen hayatı yeniden duyumsamanın, özümsemenin ve gerçeğin farkına varmanın derin bir uyanışıyla kırlara koşar ve iyi ki hayat var diye haykırırsın..

Evet Ey benligim  iyi ki varsın. İyi ki hayat var iyi ki hakikat var iyi ki hakikate uyanmak var.

Serdar Kayhan

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.