KÜÇÜK YÜREKLERE BÜYÜK YÜKLER

KÜÇÜK YÜREKLERE BÜYÜK YÜKLER

KÜÇÜK YÜREKLERE BÜYÜK YÜKLER

Yükseköğretim kurumları sınavı sonuçları birkaç gün önce açıklandı.
Bu yıl sınava giren milyonlarca öğrenci önümüzdeki günlerde aldıkları sınav puanına ve kontenjanlara göre tercih yapacaklar.

Dışarıdan bakıldığında her şeyin planlandığı gibi gittiği görülmekte ama o sınava giren ve sonuçları alan öğrenciler için durum bu kadar basit değil.

Özellikle bütün öğrenim hayatı boyunca disiplinli ve düzenli çalışarak kendilerine iyi bir kariyer yapmak isteyen on binlerce hatta yüzbinlerce üniversite adayı için durum daha da stres yüklü.

Elbette bu durum ile ilgili birçok sebep yazılabilir ama istihdam imkânı sağlayan meslek bölümlerine girebilme puan sıralamasının yukarıda çok dar bir marja sıkışması belki de öğrenciler açısından en önemli stres sebeplerinden birisidir.

 Bu marj öyle daralmış durumda ki, milyonlarca öğrenci arasından ilk on bin, yirmi bin veya otuz bin içinde olmak bile bir çok öğrenciyi mutsuz edecek bir başarı olarak algılanır hale gelmiş durumdadır.

Tabii ki mevcut durumun bu hale gelmesine ülkenin ekonomik yapısının ve eğitim sisteminin bir takım açmazlarının etkisi vardır.
Eğitim sistemi ile ilgili en önemli sorunlardan biri; bazı batı ülkelerinde başarı ile uygulanan, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda kalifiye eleman yetiştiren ve mezuniyet sonrasında istihdam imkânı sağlayan mesleki eğitimin, ülkemizde hem kalifiye eleman yetiştirme konusunda, hem istihdam konusunda istenen seviyeye gelememesi olarak tarif edilebilir.

Mesleki eğitim konusu sağlıklı bir yapıya kavuşmadığı sürece maalesef her yıl milyonlarca öğrenci üniversite sınavına girecekler ve çok büyük bir kısmı istedikleri sonucu alamamanın hayal kırıklığı ile ya istemediği bölümlere yerleşmek zorunda kalacaklar ya da girdikleri bölümlerden mezun olduklarında yığılmalar sebebi ile hayatlarının en aktif olabilecekleri yaşlarında işsiz kalarak maddi, manevi ve psikolojik sorunlar yaşayacaklardır. 

Yukarıdaki üst yapı ile ilgili örnekleri çoğaltmak mümkündür ancak öğrenciler açısından bu sürecin en yıkıcı diğer bir etkisi ise hayatları boyunca üzerlerinden atamayacakları başarısızlık travmasıdır.

Mesleğimiz gereği bu tip durumlarla maalesef çok sıklıkla karşılaşmaktayız.

Okula başladığı zamanlarda son derece neşeli, sorumluluklarına sıkı sıkıya bağlı, derslerinde, ödevlerinde ve bireysel gelişim yönünde kendini geliştirmek için çok gayretli öğrencilerimizin LGS veya YKS yıllarında yaşadıkları davranış değişiklerini üzülerek gözlemlemekteyiz.

Elbette bunun çeşitli sebepleri var.

En önemlilerinden biri; o güne kadar ailesi, öğretmenleri, arkadaşları ve yakın çevresi tarafından sürekli olarak başarılı bir öğrenci olarak tarif edilen çocuğun sınav sonrası alabileceği olumsuz bir sonuç ile o güne kadar kendisini mutlu eden bu durumun elinden gideceği ve yaşamı boyunca karşılaşmadığı yeni bir durumla tanışma korkusudur.

Bu durum öğrencilerde gerçekten çok büyük travmalarasebep olmaktadır.

 Öğrenciler sınav yıllarında, sınav öncesi veya sonrasında son derece anti-sosyal bir yaşamsürdürmekte, bireysel gelişimleri ile ilgili faaliyetleri azaltmakta, özellikle sınav sonrasında en yakın arkadaşları, çevresi ve öğretmenlerinden adeta kaçarak uzaklaşmakta ve bu durum onlarda daha büyük psikolojik çöküntüye sebep olmaktadır. Bu psikoloji maalesef çocukların sonraki yaşamları açısından da son derece sakıncalı, tehlikeli bir travmadır.

Hissettiği başarısızlık duygusu belki de ilerideki yaşamlarında bir takım başka maskeler takınarak hayatlarını sürdürmelerine sebep olacak kadar tehlikeli bir durumdur.

Aynı durum az veya çok ailelerde de gözlemlenmektedir.

Etraf ne der durumu veya başka sonuçlar ile kıyaslamalar maalesef burada da devreye girmektedir.

Aileler yaşanan bu durum ile ilgili çeşitli mazeretler üretmekte, hatta bazen tüm sorumluluğu öğrenciye yüklemekte, kendilerinin tüm görevlerini yerine getirdiklerini düşünmekte (! )ve alınan sonucun olumsuz olmasını kabul etmekte zorlanmakta ve hatta çocuklarına karşı güvenlerini kaybetme noktasına gelmektedirler.
İşte bu durum olayı daha dramatik hale getirmektedir.

İnsanoğlu çoğunlukla yaşanan olumsuzlukları unutmaya, olumlu şeyleri cilalamaya meyilli bir canlı olması sebebiyle kendi hayatlarında yakalayamadıkları bir başarıyı bile azımsamakta, daha fazlasını büyük rekabet şartları altındaki çocuklarından beklemektedirler.

 Bu bazen övgü ile yapılmakta bazen yergi ile yapılmaktadır.

Unutulmamalı ki, fazla övgü de, yergi de aynı sonucu verebilmektedir.

Fazla övgü çocuklarda beklentiyi arttırarak strese sebep olmakta, fazla yergi de öz güven eksikliğine sebep olarak strese ve başarısızlığa sebep olabilmektedir.

Başarı da, başarısızlık da birçok değişkenlere, şartlara bağlıdır, toptan değerlendirme yapmak yanlıştır.

Bu değişkenleri ve şartları dikkate almadan –çoğunlukla o güne kadar küçüklüğü sebebi ile çok da dikkate alınmayan çocuklarımız- küçük yüreklerine rağmen hayatlarının en renkli yıllarında çok büyük azim ile gayret gösteren yorgun savaşçı gibidirler.

Küçük yüreklere bu kadar yükçok ağırdır.

AZİZ YALI

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.