KUL HAKKI
Kutsal dinimiz İslam’ın bize önce şartları öğretilmişti.
Devamında da imanın şartlarını ve diğer farzları öğrendik.
Bu şart veya farzlar arasında “kul hakkı yememek” gibi bir hüküm bulunmamaktaydı.
Dolayısıyla biz, kul hakkının yenmemesi gerektiğini güzel dinimizin bir emri olarak değil de iyi insan olmak yolundaki çabalarımız münasebeti ile öğrendik.
Oysa Allah’ın kul hakkına yüklediği anlam nedeni ile bu konu, İslam’ın şartları ile birlikte öğretilmeliymiş meğer.
Yüce Rabbimiz kendisine karşı işlenen hata ve günahları affettiği halde kul hakkını bunun dışında tutmuştur. Kul hakkını affetmeyi, zulme uğrayan kulunun iradesine bırakmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kul hakkı sebebiyle tövbe edecek olan kişinin, evvela hakkını yediği kimseden helallik alması şart koşulmuştur.
Kutsal kitabımız Kuran’da:
“Aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, mallarınızı hakimlere rüşvet olarak vermeyin.” (Bakara, 188)
“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hali müstesna, mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda yemeyin…” (Nisâ, 29) buyurulmaktadır.
Peygamberimiz de
“Yalan yemin ile bir Müslümanın hakkını alan kimseye Allah, Cenneti haram eder ve Cehennemi farz kılar” buyurmuştur.
“Az bir şey olsa da mı ya Resul Allah?” diye sorduklarında Peygamberimiz;
“Erak ağacından bir çubuk da olsa” buyurdu ve bu sözünü üç defa tekrarladı.
“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sâhibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir” buyurmuştur.
Demem şu ki, “Savm, Selat, Hac, Zekat ve Kelime-i Şehadet” olarak öğrendiğimiz İslam’ın şartlarını her yerde öğrenebilirmişiz ama iyi insan olmayı öğrenmek zormuş.
Bizden bunu esirgediler.
Toplumdaki bütün problemlerin yegâne sebebi de budur.
Hiçbir inanç, hiçbir siyasal görüş bize iyi insan olmamızı nasihat etmedi.
Biz olabildiysek tesadüfen iyi insan olduk.
Kul hakkının yenmemesi gerektiği öğretilmiş olsa idi, şimdi gündemimizde rüşvet konulu yargılamalar olmazdı.
Kul hakkına riayet edilmiş olsa idi, kişisel servetleri haram yoldan elde edilen paralarla arttırmak yerine helal kazançla daha mütevazı hayatlar sürdürülürdü.
Biraz da çuvaldızı kendimize batıralım.
Hangi birimiz çocuklarını başkalarının hakkına saygı duyulması gerektiği yönünde eğitti?
Hangimiz çocuğunu ekmek almaya gönderdiğinde “Dikkat et kuyruk varsa sen de kuyruğa gir, kimsenin sırasını alma” diye tembihledi?
İçimizde hangimiz bir para cezası geldiğinde cezayı ödeyip kurtulmak yerine daha küçük bir bedel (Rüşvet) vererek cezayı ortadan kaldırmayı düşünmedi?
Çuvaldız biraz acıttı değil mi?
Toplumda ne varsa insanlar sayesinde ve insanlar yüzünden var.
Bu vesile ile bir kez daha yazalım.
İyi insan, diğer inanların elinden ve dilinden emin olduğu insandır.
Bütün iyi insanlar sevgiyle kalsın
Kamil AKDOĞAN