MECNUN VE DEVE
Mecnun, Leyla’sının köyüne gitmek için dişi bir deveye biner. Bir süre yol alırlar.
Mecnun’un bütün amacı, sevgilisinin köyüne bir an önce ulaşmaktır. Dişi deve ise geride bıraktığı yavrularını düşünüyor ve bir an önce geriye dönüp yavrularına kavuşmayı istiyor.
Mecnun aşık ya, dalıp dalıp gidiyor ve her dalıp gittiğinde deve geriye dönüyor, köye yavrularına kavuşmak için koşmaya başlıyor. Mecnun kendine geldiğinde, devenin yönünü tekrar Leyla’nın köyüne doğru çeviriyor.
Bu yolculuk iki-üç gün böyle, iki ileri bir geri devam ediyor. Mecnun yıllardır yollardaymış gibi şaşırıp kalıyor.
Bakıyor ki bu yol böyle bitmeyecek, devesinden iniyor ve ”Ey deve! İkimiz de aşığız, ama sevdiklerimiz farklı yerlerde. Biz birbirimizle yol arkadaşlığı yapamayız. Beraberliğimiz ikimizi de hedefe ulaştırmayacak. En doğrusu biz yollarımızı ayıralım” der ve deveyi serbest bırakıyor.
*****
Hikayede Mecnun’un insan ruhunu, devenin de insanın nefsini temsil ettiği düşünülür.
Ruh Rabbine aşık olduğundan ona doğru gitmek ister. Fakat nefis, maddi arzularının peşinden koşarak ona devamlı engel olur.
Başka türlü de yorumlamak mümkün tabii ki:
Farklı niyet ve amaçları olan insanların yapay birliktelikleri bir gün çekilmez hale gelebilir.
Çünkü her iki taraf da kendi doğrularına göre yaşamaya çalışır. Olaylara farklı anlamlar yükleyebilir. Böyle olunca da birlikteliği sürdürmeye çalışmak zulümden başka bir şey olmaz.
Aile ilişkilerinde de, siyaset sahnesinde de, arkadaşlık ilişkilerinde de hep böyledir.
Amacı farklı olan çiftler aile birliğini sürdürebilir mi?
Farklı hedefleri olan insanların aynı siyasal oluşum içinde mücadele etmesi beklenebilir mi?
Dün, Türk Milliyetçiliğini ayakları altına aldığını söyleyen, “Bana Türklükle gelmeyin” diyen ve her fırsatta Ülkücülere hakaret eden bir insanın izinden gidilebilir mi?
Bu örnekleri arttırmak mümkün elbette.
Amaç da niyet de uyuşmalı ve yol arkadaşlığı böylelikle baldan da tatlı hale getirilmelidir.
Ancak insanlar uyuşmayı ve uyumlu hale gelmeyi kendi kimlik ve inançlarından taviz vermek olarak görüp yolundan dönüyor. Aslında “Döndürülüyor” demek daha doğru olur. Çünkü Ülkücülerin birlik olmasından korkuluyor.
Tabii ki dönen de dönsün; giden de gitsin, herkesin bir hesabı var Allah’ın da bir hesabı olduğu gibi.
Ancak benim Ülkücülerin bir gün iktidarını görmekten başka bir beklentim ve hesabım yok. Bu nedenle ben dönmem Türk Milliyetçiliğinden ve Ülkücülükten.
Dönersem de “Gök girsin, kızıl çıksın.”
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN