MEKKE ANTLAŞMASI YENİ BİR UMUT MU, YOKSA BİR FELAKETİN AYAK SESLERİ Mİ?
ŞEMSETTİN GÜNAY
Mekke antlaşması…
Ciddi tartışmaların yapıldığı ve yakında onay için meclis genel kuruluna gelecek bir savunma işbirliği anlaşması bu.
Sürpriz bir şekilde Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandı. Üç ülke savunma alanında güçlerini birleştirme kararı aldılar. Suudi Arabistan’ın finansal gücü, Pakistan’ın elindeki nükleer güç, Türkiye’nin gelişen savunma sanayisi ile bir anda dünyanın dikkatini çekmeyi başardı.
Henüz Türkiye Millet Meclisinde onaylanmadan ülkede tartışmaları da ateşledi.
Olaya olumlu bakanlar, bu anlaşmanın ilk İslam Nato’sunun nüvesini oluşturacağından, zaman içerisinde farklı İslam ülkelerinin de bu antlaşmaya dahil olacağından, bölgede caydırıcı bir güç haline dönüşeceğinden söz ediyorlar. Bununla bölgede gittikçe ABD’nin azalan hegomanyasının yerini doldurmaya aday olduğundan, yeni bir güç dengesi oluşturacağından, İsrail’in Ortadoğuda istediği gibi artık at koşturamayacağından bahsediyorlar.
Olumsuz bakanlar ise, bu antlaşmanın ABD ve İsrail tarafından istendiği, mevcut ülkelerin ABD bağımlılığı nedeniyle bu isteği geri çeviremeyecek ülkeler olduğu, bununla ABD ve İsrail’in yükünü hafifleteceği, Onlardan olan bölge ülkelerinin beklentilerini yüklenecekleri ve onların savunma maliyetlerini düşüreceği tezini ileri sürerken ayrıca böyle bir anlaşmanın bizim ülkemizi Ortadoğunun hiç bitmeyen anlaşmazlıklarına taraf yapacağı ve bizi bu bataklığa çekeceğinden dem vuruyorlar.
Gerçekten de hangisi doğru bu yorumların?
Türkiye dibi görünmeyen bir kuyuya mı itiliyor yoksa artık bir dünya oyuncusu olmanın gereklerini mi yerine getiriyor?
Tayyip Erdoğan iktidarıyla Türkiye sadece sınırları içerisine hapsolan, dünyadaki gelişmelere kulak tıkayan, kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir ülke olmaktan çıktığını bütün dünya gözlüyor.
Artık İnönü’nün dediği gbi “Yeni bir dünya kurulur, bu dünya içerisinde yerimizi alırız” pasif düşüncesine hapsolmuyor. “Yeni bir dünya kurulacaksa bu dünyada bizimde müdahalemiz olmalı ve hakettiğimiz yeri almalıyız” diyor.
Bir taraftan sınırlarımızda yaşananlara kayıtsız kalmıyor, dışişleri bakanlığımız vasıtasıyla yeni istikrar arayışları arasında yepyeni diplomatik temaslar yapılıyor, bu ülkeler arasında mekik dokunuyor. Suriye’de, Irak’ta, Somali’de ve daha bir çok yerde askeri üsler açılıyor, Oraların istikrarına katkıda bulunuluyor.
Her askeri üs kurduğumuz yerlerde yeni anlaşmalarla etkinliğimiz arttırılıyor, O ülkelerin bizlere bakışı değişiyor. Özgüvenleri artıyor ve emperyal ülkelere karşı daha dirençli hale geliyor.
Ben bu savunma anlaşmasını da dediğim cihetlerle değerlendiriyorum. Bu anlaşmalarla gerek Suudi Arabistan’la gerekse de Pakistan ve diğer katılmayı düşünen ülkelerle etkinliğimizin hızla artacağını düşünüyorum.
Tabi kucağımızda bulduğumuz en sıkıntılı durum Suudlarla, Husi’ler arasındaki anlaşmazlık ve yapılan saldırılar için neler yapılacağı.
Husiler bugün Yemen’in yüzde 35’ine ve başkent Sana’ya hakim olan İran destekli bir topluluk. Her ne kadar ülke topraklarının yüzde 35’ine hakim olsalar da Yemen halkının yüzde 85’i kendi hakimiyetleri altındaki topraklarda yaşamaktadır. Yasal hükümet ise halkın ancak yüzde 15 gibi bir azınlığa hükmetmektedir.
Husiler ABD ve İsrail’den bağımsız bir hükümet kurmuşlar ve onların can damarı olan Babül Mendep boğazını kontrol altında tutmaktadırlar. Bu ise en başta Suudi Arabistan’ı rahatsız ettiğinden yıllardır Husi bölgelerini abluka altında bulundurmakta, ayrıca yasal hükümeti destekliyerek O’na askeri yardımda bulunmaktadır. Ancak teknolojik olarak daha güçlü olmalarına rağmen askeri güç olarak Husilerle baş edebilme kabiliyetinden yoksundur.
Suudluların kafalarının arkasında bu antlaşmayla yeni bir güce ulaşma hayalleri yattığını söyleyebiliriz. Hatta bunun için Pakistan askerleri Suudi Arabistan’a çağırılmış, Türkiye’den de yan gözle bu talep beklenmiştir.
Yalnız Türkiye’nin kadim devlet geleneği böyle bir isteğe balıklama atlamaz. Arabistan’da yeni üsler oluşturabilir, birkaç kınama mesajı yayınlayabilir ancak savaşa doğrudan müdahale etmez.
Yeni bir mekik diplomasisi ile Husiler ve Suudlular arasında bir ateşkes ve barış anlaşması yaptırmaya gayret gösterir.
Suudi Arabistan’ın İsrail yardımını ABD isteğine rağmen reddetmesi bu anlaşmanın olumlu bir yansıması olarak görülebilir.
Antlaşma henüz çok yeni ve zaman çok farklı şeyler gösterecektir.
20.10.2026