Sabancı
MEMLEKET İSTERİM

 

MEMLEKET İSTERİM

Cahit Sıtkı Tarancı’ Memleket isterim’ adlı şiirini 1946 yılında o günlerde dünyada yaşanılan zor şartların etkisiyle yazmış. İyiye, güzele, huzura, mutluluğa, umuda duyduğu özlemi dile getirmiş.

1956 yılında genç yaşında ölümünden önce dileklerinin gerçeğe dönüşmüş olduğunu hissetmiş midir bilmem ama şiirin yazılmasının üzerinden iki kuşak ömür geçmiş olmasına rağmen hala aynı sözcükler ile aynı umudu dillendiriyoruz. Bugüne baktığımızda ne daha mavi gökyüzü, ne daha bereketli tarlalar, ne daha renkli açan çiçekler, ne de daha berrak dereler ve ırmaklar kalmış.

Şair şiirinde, ne başta dert, ne gönülde hasret olmayan bir dünyaya özlemini dile getirmiş.

Ama hemen ölümünü takip eden yıllarda ekmek parası için yaban ellere gidişler artmış, gurbet temalı şiirler, türküler daha çok yazılmaya ve söylenmeye başlamış. İstanbul’un taşı toprağı altın denilerek yollara düşülmüş. Almanya acı vatan kavramı dillere pelesenk olmuş. Gurbete çıkışlar, yeni sosyal, duygusal, psikolojik problemlere, parçalanmış aile hikâyelerine, babasız büyüyen çocukların yaşadığı travmalara ve belki de bir kuşağın sağlıksız gelişmesine sebep olmuş. Yurt dışındaki gurbetçiler Günter Wallraff’a ilham olup ‘En Alttakiler’ kitabına konu olmuş.

Şair ‘ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; kış günü herkesin evi barkı olsun’ istemiş fakat vahşi kapitalizmin sebep olduğu ve mütemadiyen tekrarlanan krizlerin etkisiyle büyük sıkıntılar, sosyal problemler, dramlar yaşanmış. Emeği ile geçinen birçok insan daha fazla yoksullaşırken, zengin daha zengin olmuş. Sen ben farkı giderek daha görünür hale gelmiş.

Şair, kardeş kavgasına nihayet olsun diye dilek tutmuş.

1970 li yılların sonlarına gelindiğinde ülkem insanları tarihimizde yaşadığımız en büyük kardeş kavgalarına tanıklık etmiş. Aynı silah sabah bir gruba mensup olduğu ifade edilen bir insanın hayatına son verirken, akşam karşı gruptan diye adlandırılan bir genci yaşamdan koparmış. Yıllarca barış içinde yaşayan aynı şehrin insanları kışkırtmaların etkisi ile birbirlerine düşman olmuş.

Şair, ‘Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ecelden ölüm olsun’ dileğinde bulunmuş ama bu toplum binlerce cinayete, işkencelerde ölenlere ve idamlara tanıklık etmiş.

1980 lı yılların ortalarında ülkemizin bir bölgesinde başlayıp, bütün yurdu saran ateşe dönüşen ve hala devam eden terör olayları, binlerce cana ve kolay unutulmayacak acılara sebep olmuş.

1990 yılların ilk yarısında, ikinci dünya savaşı sonrası kurulan dengeler değişmeye başlamış, duvarlar yıkılmış, artık tek gücün veya güçlerin yönettiği küreselcilik hâkim ideoloji haline gelmiş. Buna bağlı olarak savaşların mahiyeti de değişmiş. Bütün savaşların temel sebebi olan enerji ve gücü ele geçirme mücadelesi dünyanın çeşitli bölgelerindeki işbirlikçi taşeronların kullanılmasıyla bölgesel ama kesintisiz savaşlara dönüşmüş. Bu süreç içerisinde Bosna, Afrika, Asya, Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerinde küresel güçlerin tezgâhladığı birbirini takip eden savaşlarda büyük katliamlar ve soykırımlar yaşanmış. Haritalar yeniden oluşturulmuş.

Savaşlar cephe dışına taşarak insan sağlığını ve doğayı tehdit eden ürünler ve laboratuvarlarda üretilmiş biyolojik silahların da devreye girdiği ekonomik savaşlar boyutunda yapılmaya başlamış.

Gözü doymaz kapitalizmin bitmek bilmeyen tahribatıyla çok hassas dengeler ile var olan bu güzel gezegen, sanayi devrimi sonrası başlayan, son yıllarda ise artarak devam eden yer üstü ve yer altı kaynaklarının doyumsuz bir şekilde tahrip edilmesine tahammül edememeye başlamış.

İklim olayları, ekonomik sıkıntılar ve özgürlük kısıtlamalarına bağlı olarak büyük göç hareketleri hızlanmış. Göçler sırasında büyük dramlar yaşanmış. Yüz binlerle telaffuz edilen insanın hayatına mal olmuş.

Geriye dönüp baktığımızda tüm bu yaşananlar daha fazla refah, daha fazla özgürlük, daha barışçıl bir dünya vaatleri ile masal tadında yaşanmış.

Peki bugünlere baktığımızda neler olmakta? Sınırlarımızda ve dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar devam etmekte, daha kötüsü ile ilgili senaryolar yazılmakta. Kapitalizmin çarkları tüm yaşam kaynaklarını büyük bir iştah ile öğütmekte, türlerin yok olması kayıtsız bir şekilde izlenmekte, küresel ısınmanın, ısınma boyutundan kaynama boyutuna dönüştüğü ifade edilmekte ve geri dönüşü olmayan bir sürece gelinmesine ramak kaldığından söz edilmektedir.

Şiirin yazılmasından önce ve sonrasında yaşanan olaylara bakıldığında maalesef tarihin sanki sürekli olarak tekerrür ettiği görülmekte ve her geçen gün umut için direncin kırılmasına sebep olmaktadır. Ama Mevlana ’nın ‘ Umut hiç bitmeyen bahar mevsimidir. İçine kar da yağar, fırtına da kopar ama sonunda çiçekler hep açar sözünü hatırlayarak, biz de Cahit Sıtkı Tarancı’nın dilinden tüm insanlığın, gelecek nesillerin ve doğanın ihtiyaç duyduğu umudu bir kez daha dillendirelim.

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

23.08.2023

AZİZ YALI

 

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.