Meşru Müdafaa
Bir insan olarak Suriyelilerin durumuna çok üzülüyorum.
Güzel memleketim Hatay’da bir bayram namazından çıkarken caminin bahçesinde kıyafetinden Suriyeli olduğu belli olan bir adamın hıçkıra hıçkıra ağlaması beni çok üzmüştü.
“Kim bilir memleketinde nelerini, hangi hatıralarını bıraktı da geldi?” demiştim.
Suriye’de evini barkını, tarlasını tapanını, işletmesini fabrikasını bırakıp bize, dost ülke Turkiye’ye sığınan pek çok insan olduğunu biliyoruz.
Ancak bu durumu, Türklerin insan ve yardımseverliği ile açıklamak gerekir.
Ve gerçek olan şu ki bu hürmetin ümmet ve ümmetçilik ile bir ilgisi de bulunmamaktadır.
Bu himaye Ümmetçilik çerçevesinde yapılıyor olsaydı, ekonomisi bizden katbekat üstün olan Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi zengin ve Müslüman ülkelerin de Suriyelilere kapılarını açmaları gerekirdi.
Bu zengin ülkelerin, bir tek Suriyeliyi bile sığınmacı olarak almadığını biliyoruz.
Dolayısıyla bu yardımseverliğin Türk Milletinin kadirşinaslığı ile bağlantılı olduğunu ve ümmetçilik ile de hiç ilgisinin olmadığını yeniden vurgulamak istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, temsillettiği ve adına hükmettiği Türk Milletine sormadan ve millet tarafından ısrarla referandum bile yapılması istenilen bu konuya kulaklarını tıkamış ve Suriyelilere kapıları sonuna kadar açmıştır.
İlk başlarda insani bir yardım olarak görünen bu tavır suistimal edilmiş ve Suriyeliler, misafirlik ve sığınmacılık hukukunu çok aşarak artık bir külfet haline gelmiştir.
Suriyelilerden kaynaklanan şikayetler saymakla bitmemektedir.
Bu suistimaller neticesinde milletimiz şimdi de Suriyelilerin vatanlarına, memleketlerine dönmesini istemektedir.
Zira Suriye’de güvenlik, sığınmacıların bayramı geçirmek için memleketlerine gidecekleri kadar sağlanmıştır.
Suriye’de güvenlik sağlandığına göre, Suriyelilerin güzel ülkemizde kalmasının sebepleri de ortadan kalkmıştır.
Bu duruma “ırkçılık” diyerek tepki vermek de kolaycılık olsa gerek.
Biz millet olarak bu konuda ırkçı bir tavır koyacak olsaydık ilk baştan Suriyelileri istemezdik.
Konunun ırkçılıkla falan ilgisi bulunmamaktadır.
Ve bu tavrı ırkçılık olarak nitelendiren insanlar da Türk ve Türklük düşmanlarıdır.
Daha önce de bir yazımızda belirttiğimiz gibi bu tür siyasi teşebbüslerin ümmetle falan ilgisi bulunmamaktadır.
Siyasi çalışmaları ümmete dayandırmak ve “Ümmeti bölmeyin” yönünde çağrılar yapmanın hukuksal, sosyolojik ve ahlaki yönden bir değeri yoktur ve bu durum, din istismarının başka bir boyutudur.
Peygamberimiz: “Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan, sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur” buyurmuştur.
Allah riyakarların ve din istismarcıların şerrinden korusun ve bunlara inanan ahmakları da ıslah etsin inşallah.
Sonuç olarak, Suriye’de güvenlik, sığınmacıların bayramı geçirmek için memleketlerine gidecekleri kadar sağlandığına göre gidip de dönmemeleri yapacakları en iyi şey olur.
Ancak böyle yapılmıyorsa bunların iyi niyetinden şüphe etmek gerekir.
Artık olay, sığınmaktan öte vatanımızı işgal etme niyetine dönüşmüştür ki bize de meşru müdafaa hakkı doğar.
Bizler işin, meşru müdafaaya kadar gitmesini istemiyoruz.
Zira Hatay’da, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da meşru müdafaa uğruna neler yaptığımız dün gibi hatırlardadır.
İş o raddeye gelmez inşallah!
Sevgiyle kalın
Kamil Akdoğan


.png)
