MUTLULUĞA GİDEN YOL
İnsanların tamamı mutlu, huzurlu bir yaşam hayal eder. Ama gerçekte mutluluk nedir, nasıl ulaşılır?
Nelerle artar, nasıl kaybolur?
Paranın çok olması seni mutlu eder mi? Mal ve paranın çokluğu insanın hayatına güzellik katar mı?
Mutluluk bir yolculuktur aslında, elinde bulunan imkânlarla alakası olsa da tamamen bunlara bağlı değildir.
İnsanlar hürriyet ve insan hakları noktasında bulabildiği kadarıyla yetindiği gibi mutluluk da böyledir.
Birileri elinin ayağının sağlam olduğuna şükredip mutlu olurken birilerinin çıtası oldukça yüksektir.
Sonra bu yolculukta elde edilen makam, rütbe, mal gibi varlıkların kıymeti insanda hızla kaybolur.
Çünkü hedefe ulaştığınız anda “Kızıl Elma” gibi daha mükemmel yeni bir hedef ufukta belirecektir.
O halde mutlulukta nihai bir nokta yoktur. Bazı insanlarda ise temel hedef bir iş, eş, çocuklar, oturacağı ev ve bineceği araba olduğunda yeni arayışlar biter.
Burası benim mutlu olmak için doruk noktamdır diyerek kendisini o daireye hapseder.
Zor insanlar ise gördüğü herkesten etkilenir, her olaydan kendisine yeni bir çıkarım yapar.
Mutluluk anlayışı her geçen gün farklılaşır, arayışları hayatının sonuna kadar devam eder.
Hobiler, ailesi, sosyal çevresi, okul ve iş çevresi hiçbir zaman kendisine yetmez, farklılık arayışları, merakları sürekli kendisini rahatsız ederken, her ulaştığı noktada benliğini sorgulayıp durur.
İç huzur son derece önemlidir ama sürekli arayışları insanda iç huzur bırakmadığı gibi yaşantısını da depremler gibi sallar durur.
O yüzden insanlar normal yaşamını sürerken çevresine de faydalı olmaya gayret göstermesi, elindekileri paylaşması iç huzuru açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonuçta insan bir yolcudur, Yolculuk ise ana rahminden, çocukluktan, gençlik ve ihtiyarlıktan geçer, kabre, oradan da hesap gününe uzanan uzun bir maceradır.
Yolcu beraberinde getirmediği şeylere çok gönül bağlamamalıdır.
O yüzden dünyada insanın hedefi olabildiğince diğer insanlara faydalı olabilmek, sahip olduklarını insanlığın faydasına olabildiğince sunabilmektir.
Eğer ekmeği paylaşabiliyorsanız aldığınız haz yemekten fazladır.
Sonuçta dünyada insanın görevi dünyayı elinden geldiğince güzelleştirmektir.
O halde insan güzel görecek, güzel düşünecek, hayatından lezzet almaya çalışacaktır.
İnsan rahat etmek istiyorsa yaradılış gayesine uygun yaşamalıdır.
Yoksa sarhoş divaneler gibi bu karanlıkta her yöneldiği yerde başını bir yerlere çarpacak, çok zahmet çekecektir.