NE KADAR BÜYÜKSÜN YA EBUBEKİR
Hz. Ebubekir vefat etmiş, Hz.Ömer de hilafeti teslim almış.
Bir akşam vakti devlet emanetlerini inceliyor.
Sandıklar açılıyor, evraklar ve hazineye ait altınlar, dirhemler tasnif edilip envanter çıkartılıyor.
Evrakları tek tek inceleyen Hz. Ömer sandıklardan birinde bir kavanoz görüyor. İçi dirhemlerle dolu kavanozu merak ederek açıyor. İçinden şu not çıkıyor:
“Ben ki; Allah Resulünün Halifesi Ebubekir, hilafetim süresince devlet hazinesinden bana bağlanan maaşı almaya haya ettim ve hiç kullanmadım. Çünkü bulunduğum makam; tebliğini ücretsiz, Hak rızası için yapan Resul makamı idi.
Tamamen kendi gayretimle geçindim. Benden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere tüm maaşım bu kavanozdadır. Devlet hazinesine kaydedilsin!”
Hayatı, Hz. Ebubekir’le hayır yarışına dönüşen Hz. Ömer olduğu yere öylece çöker. Ağlamaklı vaziyette şunları söyler:
“Ne kadar büyüksün Ya Ebubekir! sağlığında seni geçmeme fırsat vermedin, vefatın sonrasında da buna imkan tanımıyorsun. Ne kadar büyüksün Ya Sıddık!”
*****
Bir yanda Devletin kendisine verdiği maaşı almayı haya eden bir Devlet adamı Ebubekir; öte yanda maaşını almamak şöyle dursun servetine servet katan, deveyi bile havuduyla (*) yutan, toprağın bir de altı olduğunu unutan ve giderken şereften ve hayır duasından başka hiçbir şey götürülmeyeceğini düşünmemeyen sözde yöneticiler, politikacılar ve diğerleri.
Ve daha öte yanda da dinden beslenen, hiç işi gücü ve bir mesleği dahi olmayan bununla birlikte bir eli yağda bir eli balda yaşayan din tacirleri.
Söze gelince herkes Ebubekir; icraata gelince ise Ebu Leheb(**).
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN
(*) Havut: Deve semeri
(**) Kuran’ın adlarını açıkça andığı, helâklerini ve ebedî lânete sürüklendiklerini haber verdiği kişiler yalnızca Peygamberimizin öz amcası Ebu Leheb ve karısıdır.
Tebbet suresi 1. ayette “Ebû Leheb’in elleri kurusun; kurudu da” denilmek suretiyle lanetlenmiştir.