NE OLACAK BU ANTAKYA TRAFİĞİNİN HALİ?
Başlık; masa başında oturup memleket kurtaran, keçi sakallı sarhoşların cümlesi gibi gözükse de önümüzde büyük bir problem bulunmaktadır. Antakya trafiği özellikle iş başlangıcı ve çıkış saatlerinde artık saç- baş yolduracak düzeyde berbat hale gelmiştir. Uzun yıllar boyu Antakya’nın, İskenderun’un ana arterlerinde dişe dokunur bir iyileştirme yapılamamış, 1990’ların araç sayısına ve nüfusuna ayarlı şehir trafiğimiz, neredeyse iki katına çıkan yükünü taşıyamaz hale gelmiştir. İşin kötü tarafı gerek ilçe belediyeleri, gerekse birkaç yıl önceki seçimle getirilen büyükşehir yeni yolların, bulvarların yapımında maalesef geç kalmışlar, gerekli müdahaleler yapılamamıştır.
Hatay birçok ilçesinde şu sıralar insanlar aracına binmeye adeta korkmaya başlamış, araçla gidip sinir harbine girmektense otobüsle, yaya gitmeyi tercih eder hale gelmiştir. Buna rağmen sabah 7.30-8.30 arasında, akşam saatlerinde ise iş ve okulların dağılış sırası olan 16.30-19.30 saatlerinde trafik maalesef kilitlenme düzeyine gelmiştir. İnsanlar sabrını kaybetmekte, ani ataklarla o trafikten kurtulmaya çabalarında ise olmadık kazalar, yaralanmalar, can kayıpları yaşamaktayız. Ambulans sesleri şehirde neredeyse hiç kesilmemektedir. Bu yoğun trafik sadece araç sahiplerini değil, yayaları da fena halde etkilemektedir. Eski Antakya, yani Asi’nin doğu tarafına geçtiğinizde aracınızı park etmeniz epey zor ve sinir bozucu bir hal alıyor. Yol üzerlerini birilerine kiralamış olan belediye gelir sahibi olurken, park yerinde tepenize dikilen adamlar sizleri öfkeyle karışık bir şekilde gülümsetiyor.
Geçen gün şehirlerin mutluluk düzeylerini sosyal medyadan paylaşan arkadaşlar, Hatay halkını en mutsuz şehir olarak göstermişler. Ne kadar doğru olduğunu araştırmamış olsam da, haklılık payı gördüm. Ya siz çevre yolu yapın, bu yolun üzerinde 4-5 yere trafik lambası yerleştirin. Sonra 6-7 yerinde 50-70km hız sınırlaması koyun. Dünyanın neresinde görülmüş, çevreyolunda 109 km hızla giden araca 418 TL hız cezası kesildiği? Arapsaçı haline getirilmiş trafiği, bir türlü bitirilemeyen yolları, aile mahremiyeti, insanca yaşam gibi unsurları göz ardı eden yapılaşması, en az on yerde insanın burnunu kıran lağım kokuları, içinden akan berbat kokulu bir nehri olan şehirde kim nasıl mutlu olabilir?
Şehrimizde kimse ne kadar Suriyeli aracı olduğunu, bunların kazalar dışında cezai ehliyeti olup olmadığını bilmiyor. Bu insanlar sivrisinek gibi gazlarla öldürülmekten canlarını zor kurtarıp geldiler. Gidin demek insaniyetimize yakışmaz. Allahtan trafik şube müdürlüğü bunların büyük kısmını belli süre içinde Türkçe plakalarla değiştirmek suretiyle zabt u rabt altına aldı. Yoksa okuyamadıkları o plakalarla çok daha fazla canımızı sıkacaklardı. Bazen de Amik Ovası adamının alışkanlığı gibi yol ortasında araçlarla durup muhabbet etmeye kalkmaları insanın sinirlerini dinamitliyor.
Sabah birlikte çalıştığımız arkadaşın da hiş ilgisinin olmadığı bir ilçeye göçüp, bundan sonraki hayatını orada devam ettirmek istemesi, Hatay idarecilerinin ciddi şekilde üzerinde düşünmesi gereken bir kondur. Şahsen bir dağ evinde, şehrin gürültü, patırtısından uzak, temiz bir ortam genel yaşam isteği olarak karşımızda. Yöneticiler ise bunu şehirde sağlamakla yükümlüdür. Herkes görevini yapmalıdır, hem de en kısa sürede…