Reklamı Geç
Muzaffer Tuncer Black White
Leben
Dilan Polat
Seral İnşaat
Yasemin Sancı

Yasemin Sancı

Mail: mailyok1@gmail.com

SHEİLA’NIN DİNİ

 

SHEİLA’NIN DİNİ

Lisans yıllarında din sosyolojisi derslerimiz oldukça tartışmalı ve heyecanlı geçerdi.

Bu derslerden birinde dinin bireyler için ihtiyaç olup olmadığı konusu çok hararetli tartışılmıştı. Bazı arkadaşlarımız dini bir ihtiyaç değil; toplumsal bir dayatma, sosyal öğrenme yoluyla içselleştirilmiş bir olgu, içsel-duygusal ihtiyaçları karşılayan bir sosyal kurum olarak gördüklerini belirtmişlerdi.

Benim bu konudaki fikrim o zaman da netti ve hala değişmedi. Dinin bireyler için şüphesiz bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum. İnançsızlığın bile bir din olarak bir takım kuralları ve öğretileri olan sistemli bir olgu olduğunu düşünüyorum.

Yani inanmamanın yolu bile dinden geçiyor bana göre. (Burada “din” i nasıl tanımladığım sorusu akıllara gelebilir. Ancak dinin tanımlanmasına dair tartışmalara girersem konuyu uzatmış olurum. Bunu başka bir yazıya bırakıyorum.)

Konuyu birkaç örnekle somutlaştırmak istiyorum.

Pozitivizmin kurucusu Comte, metafiziği tümden reddettiği anlayışının içerisinde bir insanlık dini kurmuş ve herkesi bu dine davet etmiştir. Burada biraz magazine girmek zorundayım. Çok sevdiği, aşık olduğu kadının ölümü sonrası ise onu, bu dinin koruyucu meleği olarak kabul etmiş ve son nefesine kadar ona ibadet etmiştir.

Kulağa ilginç geliyor değil mi? Amiyane tabirle ifade edecek olursam; elle tutulana, gözle görülene inanılmasını savunan bir anlayışın babasının kendi tabiriyle insanlık dini kurması oldukça şaşırtıcı görünüyor.

Ne kadar şaşırtıcı olsa da dinin ihtiyaç olduğu iddiasını kuvvetlendiren bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Vereceğim ikinci örnek ise Sheila Larson. Ünlü sosyolog Bellah’ın yaptığı bir araştırmada Sheila adındaki hemşire, kendine göre bir din anlayışı yarattığını ve bu dine inandığını hatta ona bir isim bile verdiğini -Sheilaizm- belirtmiştir. Üstelik Sheila’nın bu dini kurumsallaştırmak gibi bir amacı da yoktur.

Kimseyi bu dine davet etmediğini ifade etmiştir.

Aslında Sheilaizm örneği, dini bireycilik tartışmalarında ele alınsa da ben burada dinin ihtiyaç olması konusuna örnek teşkil etmesi bakımından ele aldım.

Çünkü özellikle Amerika ve Avrupa’da dinlerin birçok yönden eleştiri alması ve bireylerin kurumsal bir dine aidiyet hissetmemesi hatta yabancılaşması sonucu Shelaizm örneklerinin yaygınlaştığı düşünülmekte ve bu durum sosyolojik araştırmalara konu olmaktadır.

Eğer din bir ihtiyaç olmasaydı bugün insanların, siyasetçilerin, güçlülerin elinde şekilden şekle uğramış, çarpıtılmış, kötüye kullanılmış dinlerden hepimiz arkamıza bakmadan kaçmaz mıydık?

Bu kaçış dinsizliğe olmaz mıydı? Oysa insanoğlu hep alternatif aramış. İşte Sheila bunun yakın tarihte bilinen en çarpıcı örneklerinden biri. Sosyolog iç güdüm ve öngörüm ise bunun giderek artacağını söylüyor.

Ne diyelim; umarım güzel inancımız İslam’ın özünü görüp birer Sheila olmadan, İslam’ın hatta tüm ilahi dinlerin evrensel ahlak yasalarında buluşabiliriz. Başa dönecek olursam öyle ya da böyle “din bir ihtiyaçtır”.

Benim kişisel çıkarımım ise bu ihtiyacın Tanrı tarafından doğamıza konmuş olmasıdır.

Whatsapp İhbar Hattı

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Odabaşı PTT