SİVİL TOPLUM,DEMOKRASİ,GELİŞME
Örgütlü toplum modelinin en üst yapısı olan “DEVLET” aygıtında o devletin tebaası ile devlet arasında her an bir ilişki yaşanıyordur.İnsanoğlunun belki de kendini güvende hissetmek için uydurduğu bu yapı bazen bireyin bir ömür hizmetinde olacak bazen de kendisini köleleştirici “SAHİP”’e dönüştürmesiyle karşı karşıya bırakacaktır.Yeryüzüne gelmiş geçmiş sayısız devlet modeli ve anlayışı tecrübesi olan insanlık Thomas Hobbes’un bahsettiği toplumsal mutabakatı aşarak en idealin peşinden koşagelmiştir günümüze kadar.Hedefinde her zaman refahı ve müreffeh yaşamı esas alan insanlık ailesi her dönemde onu bulma telaşında olmuştur.Aslına bakılırsa bu arayış her bir ulusun kendi “Kızıl Elması” olmuştur.
Samuel Huntingtong Üçüncü dalga kitabında derki ülkelerin gelişmişlik ile demokrasi arasında çok ciddi bir doğru orantı vardır. Buna göre bir devlette ne kadar demokrasi insan hakları özgürlük yaygın ise devlet aygıtı yukarda saydığımız ögelerin ne kadar özen gösteriyor ise toplumun örgütlenmesi Bu olgulara ne kadar paralellik arz ediyor ise gelişmişlik daha üst seviyede oluyor.Gelişme ile demokrasiye doğru orantılı gösteren bu anlayışa ülkeler seçerek bunlardan Örneklerle anlatıyor.Gerçekten de bakıldığında bir ülkenin gelişmişliği ne kadar fazla ise demokrasinin de o derece fazla olduğunu görebilmek mümkündür.Bunu yanlışlıyabilmek için bir çok karşı örnek olması gerekiyor. Demokrasiyi oluşturan en temel saç ayağı ise insan yığınlarından belli menfaatler ile bir araya geldiği belli bir amacı hedeflediği sivil toplum örgütleridir. Dolayısı ile her bir çıkar grubunun bir amaç için bir araya geldiği sivil toplum örgütleri demokrasinin birer kalesi olma durumundadır.Bütün ciddi gelişmişlik gösteren ülkelere bakıldığında Sivil toplumun siyaset üzerinde çok ciddi baskısı mevcuttur.Bu ifadeyi Daha da sadeleştirirsek bu kurumlar devleti bizzat yönetmek istidadı göstermiş olmaktadırlar.Dolayısıyla Devlet ile aracısız hükmetme konumundadırlar.İşte Batı’yı Batı yapan argümanların başında bu gelmektedir.Batı toplumlarının mevcut sistemleri tabii ki gökten zembille inmedi.Halk ile Devlet arasında ciddi mücadeleile geçen bu güç kavgasında bireyin öne çıktığı bir dönüşüm yaşanmış sivilleşmenin önü böylece açılabilmiştir.Fransız ihtilali yaşayan bir toplum,magna cartayı yaşayan bir halk elbette sanayi devrimini de öncelikle yaşayacaktı.
Bizi bu dönüşümden uzak tutan şey nedir peki?Bir daha Amerika keşfedilemeyeceğine göre mevcut toplumsal örgütlenme biçimimizi sivilleştirmemiz,demokrasimizi daha katılımcı hale getirmemiz, farklı düşünceyi ötekileştirmememiz, herşeyden önce düşmanlaştırmamamız gerekmektedir.Düşünceye saygı olduğu takdirde görülecektirki daha ciddi gelişmeler birbirini tetikleyecektir.
Coğrafi olarak batı ile yakın olan Türkiyemiz Avrupa’nın bu sivil anlayışına sarıldığı ölçüde ya da doğru anlaşılmak İÇİN bu evrensel ilkelere sıkı sıkıya sarılmalıdır ki çağı geçebilsin.Bu anlayışa heveslenen, sivil toplumu kısmen yaşatmayı beceren ülkemiz diğer islam ülkeleri ile karşılaştırıldığında aramızdaki gelişmişlik farkının bu niteliklerden kaynaklandığını açıkça görülebilir.Şu da hatırlanmalıdır ki sanayisi ile dönemin en iddialı ülkesi olan Hitler Almanya’sı sivil toplumsuz, itirazsızlık yüzünden ne hale geldi.
Sivil toplumun gelişimi için devletimiz her türlü yasal engelleri kaldırmalı onları katılımcı demokrasiye esas almalıdır.Sivil toplumun olduğu yerde darbe kültürü,askeri vesayet de olmayacaktır.Darbecilerin akşam saat 9’da operasyon yapmaya kalkacağı bir şansımız olmayabileceğini düşünerek herkesin üzerine düşeni yapması en doğru yol olacaktır.