Sabancı

SÖNMEMEK GEREK GARDAŞ

SÖNMEMEK GEREK GARDAŞ

 

SÖNMEMEK GEREK GARDAŞ

Ahmet Yesevi tekkesinde Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için görevlendirilen dervişlerden ikisi Anadolu’ya geliyor.



Buradaki bir dağın eteğine gelince biri diğerine: “Sen dağa çıkıp orada kalacak, orada hizmetini sürdüreceksin. Ben de şehre yerleşip orada hizmet edeceğim. Öyle buyruldu.” Diyor.

Tabii ki emir bu, uymak lazım!
Yılda iki defa buluşmak üzere sözleşip ayrılıyorlar.

Şehirde yaşayan dağdakine giderken kor götürecek; dağdaki de inerken, şehirdekine kar getirecek.

Şehirde kalan köşkerlik, dağda kalan ise çobanlıık yaparak geçimini sağlıyor.

Dağdaki mendil içinde kar getiriyor ve o kar, yaz boyunca hiç erimeden köşkerin dükkânını serin tutuyor;

Şehirdeki derviş de dağdakine mendil içinde kor götürüyor ve o kor, mendili yakmadığı gibi hiç sönmeden kış boyunca çoban dervişin evini ısıtıyor.

Bu gelip gitmeler yıllarca sürüyor.
Çoban derviş, son olduğunu bilmeden köşkeri ziyaret için geldiğinde “Selamünaleyküm” diyerek mendil içindeki karı veriyor. Köşker de “Aleykümselam” diyerek Tanrı selamını alıyor ve kar bohçasını dağa ziyarete giderken içinden kor aldığı ve hiç eksilmeden sürekli yanan kor dolu mangalın üst kısmına asıyor.

Biraz hoşbeş ettikleri esnada bir kadın müşteri geliyor.
Ayakkabı siparişi veren kadının ayak ölçüsünün alınması gerekiyor.
Kadın, ölçü vermek için eteğini biraz yukarı çekince dağdan gelen derviş kadının pembe topuklarına bakıp şehvetle iç geçiriyor.
Ve olan oluyor.

Korun üzerinde asılı olan kar erimeye ve korun üzerine damlayarak cızırdamaya ve koru söndürmeye başlıyor.

Bunun üzerine köşkerlik yapan derviş bir çoban dervişe, bir erimekte olan kara, bir de sönmekte olan kora bakarak: “İnsansız dağ başında evliyalık kolay da insan içinde evliya kalmak zor. Sönmemek gerek gardaş sönmemek.” Diyerek hayatının dersini veriyor.
*****
Biz de diyoruz ki:
“İmkân olmadığı için haram ve günah işlememek ve masum kalmak marifet değil;
Marifet,  her türlü imkâna sahipken harama tevessül ve tenezzül etmemektir.”

Ve yine diyoruz ki: “Her türlü dünya nimetine, ihaleye ve dudağa çalınan bir parmak bala kanmadan ve tenezzül etmeden ülkücü kalabilmektir makbul olan.”

Ülkücü olmak kadar ülkücü kalmak da çok önemli.

Ülkücü olmayan hiç kimseye de kuyruk olmamak lazım vesselam.

Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN


 

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.