Sosyal devlet terimi yıllardır aramızda dolaşıp dursa da onunla bir türlü tanışıp müşerref olamadık maalesef… Nedir, ne işe yarar, nasıl sağlanır, insan hayatına getirip götürdükleri nelerdir, birileri zaman zaman konuşsa da Hintlilerin karanlıkta file dokunarak anlamaya çalıştıkları gibi birimizin eline hortumu, diğerimizin eline ayağı denk geldiği için cismaniyetini anlayıp tanımlamakta aciz kalıyoruz. Ancak hani uzaklardan gelecek sevgilinin hasretiyle her gün bir gün gelecek ümidiyle yollarını gözlüyoruz. Gidenler bir gün dönecekler elbet, ne zavallı fakir avuntusudur.
Refah devleti veya sosyal devlet, minimum düzey ötesinde vatandaşlarının refahı için birincil sorumluluk kabul eden devlet kavramı olup devletin vatandaşlarının iktisadi ve sosyal esenliklerinin korunması ve teşvik edilmesinde ana rol oynamasını önerir şeklinde tanımlanıyor. Peki, insan ihtiyaçları nelerdir diye soracak olursak vahşi medeniyet bunu her geçen gün üçer-beşer artırıyor. 50 yıl önce bu gün hayatımızın başköşesindeki şeylerin ismini bile bilmiyorduk. Sığınacak bir ev, doyacak kadar gıda, giyim giderleri dışında bizim babalarımızın pek bir kaygısı olmazdı. Ürünü sattığı anda un ve bulgura yetecek buğdayı alıp sandığa koyar, bir miktarda çarşıdan alışveriş yaptı ise bir sonraki yıla kadar gönlü rahat uyuyabiliyordu. Şimdilerde 20 çeşit fatura, türlü yeni ihtiyaçlar, medeniyetin fantaziyeleri zavallı hane reislerinin omuzlarına adeta kâbus gibi çöküyor. Bu sonradan temel ihtiyaç haline getirilen konularda değilse de en azından genel konularda devletin, içimize yerleşmiş holdinglerin bir şeyler yapması gerekmez mi?
TOKİ yıllardır konut üretiyor, ürettiğinin ihtiyaca oranı devede kulak olmuyor. Devletin gıda konusunda tanzim satışları öyle özlenen düzeyi bırakın temel düzeyi bile yakalayamıyor. Devlet kendi çalışanını bile tefeci bankaların insafına terk ediyor. Siz bir adama güvenip iş vermişsiniz, her ay düzenli ücretini ödüyorsunuz. Buna düşük maliyetle bir ev, bir araba verseniz, kimseye muhtaç olmadan, el açmadan evinden işine gidip gelse fena mı olur? Devletimiz hala yakalayabildiğinden en acımasız şekilde vergilerle hayata küstürürken, çeşitli hilelerle çarkını döndürebilenler halkın iliğini sömürmekle meşgul. Fakat göründüğü kadarıyla dijital devlet işadamlarını her noktadan kıstırdığı için onlar yeni devletler bulup oralara kaçmakta çareyi buldu. Sanmayın ki onlar batan gemiyi ilk terk eden farelerdir. Umarım yapılan yatırımlardan kaynaklı gelirler artık çalışanlar ve üreticilerin cebine de bir miktar girer de milletçe rahatlarız. Çiftçi ve memurun yüzünün güldüğü dönemlerde tüm milletin yüzü gülmüştür. Yoksa daha önceki iktidarların yaptığı gibi IMF’den alınan kaynakların birilerinin kasasına aktarıldığında değil.