Sabancı

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI

ATATÜRK’TEN SUUD KRALINA GÖNDERİLDİĞİ İDDİA EDİLEN BİR MEKTUP[1]

 

Şarkıcı ve oyuncu Gülben Ergen sosyal medya hesabından[2],  Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi'nde bulunduğu ve dönemin Suud kralına yazıldığı iddia edilen bir mektubu paylaşmıştı ve zaman zaman da bu ve benzeri bilgiler paylaşılmaya devam etmekte...

Peki,  o mektup doğru mu?


Gerçekten var mı?

Bu iddiayı yıllar önce Nezvat Yalçıntaş ortaya atmıştı. Arşivde böyle bir belge gördüğünü fakat belgenin fotokopisini yanına almadığını belirtmişti. Ama biz tarihçiler bu belgeyi görmüş değiliz. Bu belgenin -eğer varsa- orijinali henüz yayınlanmadı. Ayrıca iddia edilen mektubun altındaki tarih 26 Haziran 1919. O tarihte bilindiği gibi vatan işgal altında,  Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya yeni geçmiş durumda. 22 Haziran’da Amasya Genelgesi yayımladı. O koşullarda -üstelik henüz kurulmamış olan- Suudi Krallığı’na bir mektup yazmış olması imkânsız görünüyor. Atatürk’ün belgesi olan bütün yazışmaları bugün elimizdedir.

Mustafa Kemal Paşa 26 Haziran 1919’da,  İkinci Ordu Müfettişi Cemal Paşa’ya,  Trabzon vilayetine,  15’inci Kolordu Komutanlığı’na telgraflar göndermiştir[3].

Bütün bu telgraflar elimizdedir. Fakat o tarihte Suudi Kralı’na bir telgraf ve mektup gönderdiğine ilişkin bir belge yok.

İnternette dolaşan bu metin resmi bir belge değildir; görüldüğü gibi bir A 4 kâğıdı üzerine hazırlanmıştır[4].

"Dil devrimi" henüz yapılmamış ama yüce önder 1926 yılında vallahi çok yeni bir dil kullanıyor. Bir yıl sonra Büyük Nutuk'unda orta karar bir Osmanlıca'ya dönecek olan Gazi Paşa,  bir yıl önce "kutsal" falan gibi kelimelerden yararlanıyor.

Ordu "aşağıya" inecek,  Fransız "mandası" altına bulunan Suriye'yi,  Lübnan'ı, İngiliz "mandası" altında bulunan Filistin'i,  Ürdün'ü çiğneyip geçecek,  Hicaz'a dayanacak. İngiltere buna hiç sesini çıkarmayacak.

Hadi bunu da kabul edelim. Belge nerede,  belge?

Bazıları 26 Haziran 1919 tarihinde bir telgraf çekildiğini iddia ederken. Prof.Dr.Yalçıntaş ise 1926 yılında çekildiğini iddia etmekte.

1919 yılında bu yönde bir telgrafın çekildiğini iddia edenler,  memleketin içinde bulunduğu ahval ve şeraiti tamamen unutuyorlar galiba. 1919 yılında Mustafa Kemal,  Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Anadolu’ya hareket edip Kongreler toplamaya çalışıyordu. Böylesi bir durumda,  vatan savunması için henüz tam teçhizatlı bir ordu oluşturulamamışken bir de Medine’ye ordu gönderilmesinin planlanmasını beklemek de doğru olmaz.

Telgrafın çekildiği iddia edilen 1919 yılında Suudiler iddia edildiği üzere bir Kral tarafından yönetilmemekteydi. Kabr-i Saadet’in bulunduğu Hicaz Bölgesi 1919 yılında Hüseyin bin Ali’nin,  yani dönemin Hicaz Kralı,  Mekke Şerifi Hüseyin’in kontrolündeydi. Hüseyin bin Ali,  Haşimi ailesindendir,  Suudi ailesinden değil. Yani,  kendisini “Suudi kralı” olarak tanımlamaktaydı. Bu nedenle,  1919 yılında bir Suudi Kralı mevcut değildi o bölgede.

Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdulaziz Bin Suudi,  Hicaz bölgesinde kontrolü ele geçirmesinin ardından kendisini 10 Ocak 1926 tarihinde “Hicaz Kralı” ilan etmiş,  1932 yılında da fethettiği diğer toprakları (Necd ve Hicaz bölgelerini) birleştirerek Suudi Arabistan Krallığı’nı kurmuş ve kendini “Suudi Arabistan kralı” ilan etmiştir. 1926 yılı ve öncesinde Abdulaziz Bin Suud’a “Suudi kral” olarak hitap edilmesi bu durumda beklenemez.

1919 yerine 1926 yılında yukarıda değinilen yönde bir haberleşme gerçekleşmiş olsa bile,  yine de gerçeklerle çelişmektedir. 1926 yılında Kurtuluş Savaşı çoktan sona erdiği için “Kurtuluş Savaşı’nı bırakıp orduları göndermek” pek mümkün görünmüyor.

Dil devriminin 1932 yılında gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda 1919 ya da 1926 yılında bahse konu yönde bir mektupta kullanılan “günümüz” Türkçesi de şüphe uyandırmaktadır.

1919 ya da 1926 yıllarında Mustafa Kemal henüz Atatürk soyadını kullanmamaktaydı. Atatürk soyadı,  24 Kasım 1934 tarih ve 2587 sayılı Kanunla verilmişti. Yani,  mektupta “Atatürk” soyadlı bir imza beklenemez.

Diplomatik bir haberleşmede “ordumu aşağı gönderirim” gibi bir ifade kullanılmasını beklemek,  özellikle bu yönde bir ifadeyi -diplomatik nezakete azami ölçüde dikkat eden ve “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensibini ilke edinen- Mustafa Kemal’den beklemek de anlamsızdır. Ayrıca,  “aşağı” yerine “güney” ifadesi kullanılır.

Bu yönde bir telgrafın el yazısıyla çekildiği iddiası da -telgrafın (mors alfabesi bazlı) yapısı gereği- abesle iştigaldir.

Bahse konu hadiseye ilişkin Dışişleri Bakanlığı’nda bir belge bulunup bulunmadığı,  Bilgi Edinme Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılabilecek bir başvuru ile kolayca öğrenilebilir.

Türkiye Cumhuriyeti 3 Ağustos 1929 tarihi itibariyle Hicaz ve Necd Krallığı ile imzalanan Dostluk ve Barış Anlaşması ile bu ülkeyi resmen tanımış ve diplomatik ilişki kurmuştur[5].

Sonuç olarak, sosyal bir bilim olan tarih ise geçmişte yaşanmış ve bitmiş olayları konu edinir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış olayları yeniden deneye tabi tutmak ve olayla ilgili genel kanunlara ulaşmak mümkün değildir. Tarihi,  bilim hâline getiren araştırıcılığı ve sorgulayıcılığıdır. Tarihî bilgilerin doğru ve güvenilir olması için tarihî olaylarla ilgili kaynaklara başvurmak gerekir. Tarihî bir olayla ilgili bilgi veren her türlü malzeme kaynak adını alır. Kaynakların kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır. Çünkü kaynaklarda verilen bilgiler bütünüyle doğru olmayabilir. Bu nedenle bilgilerin karşılaştırılarak kontrol edilmesi gerekir. Belge ve eserlerin kullanılmasında bazen problemler çıkabilir. Eldeki belgelerde araştırılan konu hakkında sınırlı veya yanlış bilgi olabilir,  belge okunamayabilir. Her bir yazarın olaya farklı bakması,  algılaması ve farklı anlatması mümkündür. Bu nedenle yazılı kaynakların doğruluk derecesi,  güvenilirliği, yazıldığı tarih,  yazarı, aynı olaydan söz eden farklı kaynaklar arasında uyum ve uyumsuzluk tenkit aşamasında araştırılır. Kurumların geçerliliğini sorgulayın. Metinde yer alabilecek minik ayrıntıları birleştirin. Örneğin,  Atatürk’ün Suudi kralına yazdığı iddia edilen mektupta imzada ismi geçen Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi’nin henüz olmaması gibi. Sözlerde yer alan tarihlerden yola çıkarak metnin tarihselliğini sorgulayın. Tarihsel uyuşmazlıklar sonucu ortaya çıkacak anakronizmleri bulun. Suudi Krallığı’nın 1932 yılında kurulmuş olduğundan yola çıkarak mektubun 1919 tarihinde yazılmış olamayacağını çözmek gibi.

Sosyal medya üzerinden algı yönetimi,  insanları nefret söylemine yönlendirme,  birilerini karalamak ve kriz oluşturma gibi birçok şey yapılmakta. Paylaşım yapılmadan önce doğruluğunun mutlaka araştırılması,  hemen paylaşmaması gerekir[6]. Asılsız haberleri önceden farketmek ve internette doğru bilginin dolaşımına katkı sağlamak için; bilgi kaynağının güvenilir olması,  bilgiye/habere birden fazla kaynaktan ulaşmak,  eleştirel bir bakış açısı edinmek ve bilgileri farklı kaynaktan teyit etmek gerekir.

İşte asılsız haberlere karşı kullanıcıların dikkat etmesi gereken konular: Çoğu zaman asılsız haberlerin,  tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa,  muhtemelen inanmamanız gerekir. Sahte veya taklit bir internet adresi (URL),  asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi,  internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz. Haberin,  doğruluk konusunda itibarlı,  güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa,  daha fazla bilgi almak için "Hakkında" kısmına bakın. Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin. Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz. Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir. Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin yalan olduğuna işaret edebilir. Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması,  haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber,  güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa,  haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir. Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın. Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın[7].

 

[1]http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/sinan-meydan-gercegi-tarih-tarih-acikladi-1944720/; http://www.sadakatforum.com/peygamberimizin-kabri-yikilacakti-son-anda-ataturk-mi-kurtardi-t58126.0.html; http://www.sabah.com.tr/yazarlar/ardic/2012/11/03/belgeyi-gorelim-belgeyi

[3] GÖK, Dursun, Mersinli Cemal Paşa, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:XII, S.34, Ankara,1996,s.125-148.

[5] http://www.malumatfurus.org/ataturkun-suudi-krali-ibn-suuda-mektubu-ve-kose-yazarlarimiz/

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.