Sabancı

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI EGE ADALARI VE 12 ADALARINI KİM VERDİ

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI EGE ADALARI VE 12 ADALARINI KİM VERDİ

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI EGE ADALARI VE 12 ADALARINI KİM VERDİ

 

“BİLMEDEN,  öğrenmeden, tek satır okumadan ve meselelerin aslına vâkıf olmadan kahvehane muhabbeti misâli kulaktan kulağa nakledilenlere dayanarak fikir yürütüp yorum yapmak ve ahkâm kesmek aslında kolay ve kâr getirici bir iştir.

Millet zaten yazılı bilgiye değil kulaktan dolma ifadelere önem verdiği ve dedikoduyu da ciddî mâlûmat zannettiği için böyle palavraları ortaya atanlar bir kesimin gözünde “üstad” ve “âlim” oluverirler!

Ne güzel değil mi?

Okuyup araştırmak için mübarek mâbâdınızı kımıldatma zahmetine bile katlanmadan oturduğunuz yerden uydurup duracaksınız,  belge-melge hak getirecek,  hiçbir zaman mevcut olmamış hâdiseleri gerçekmiş gibi ortaya atacak,  yalanlarınızı şişirip şişirip tekrarlayacak ve neticede “büyük üstad” olacaksınız!

Türkiye’de bu şekilde yalanlara ve utanmazca palavralara sermaye edilen konuların başında bugün 94. yıldönümünü idrak ettiğimiz Lozan Anlaşması gelir. Lozan bahsinde ortaya atılan ve milletin kafasını karıştıran yalanlar o kadar çoktur ki,  bunlara tek tek tek cevap vermek için ciltler dolusu kitap yazmak gerekir...

Meselâ,  12 Adalar bahsi..” diyor,  Murat Bardakçı “12 Adalar’ı Lozan’da verdik ama hangi Lozan’da?[1]” Haberturk’teki köşe yazısında.

Peki gerçekten Ege Adaları ve 12 Adalarını Kim Verdi?

 

Türkiye’nin Ege kıyılarının hemen çevresinde bulunan 12 Ada yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmıştı. Çoğunlukta gayri Müslimlerin yaşadığı adalarda önemli oranda Müslüman nüfus da yaşamaktaydı. 12 Ada ismi ise Osmanlı Devleti’nin bölgede uyguladığı bir yönetim şeklinden geliyordu. Osmanlı Devleti’nin bölgede uyguladığı sisteme göre her on hane birer temsilci seçmekteydi ve bu temsilciler kendi aralarından 12 kişilik bir ihtiyar heyeti seçerdi. Bölgedeki adaların önemli derecede büyük adaların sayısı sayıldığında 14 ada küçükleri de dahil edilirse 20’den fazla ada ve adacık bulunmaktadır. Yüzyıllarca Osmanlı idaresinde kalan 12 adanın kaderi İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmesinin ardından değişti. İtalyanlar Trablusgarp’ın işgalinde başarılı olamayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak kısacası masa başında Trablusgarp’ı almak için Ege denizinde bulunan bu adaları işgal etti. Osmanlı Devleti ise her an başlaması muhtemel Balkan savaşını da dikkate alarak İtalyanlarla antlaşma imzalamak zorunda kaldı ve Trablusgarp’ı İtalya’ya bıraktı. Yapılan antlaşmada dikkat çekici bir madde daha vardı. Osmanlı Devleti İtalyanların 12 Ada’da bir süre daha işgalci olarak kalmasını istedi. Böylece Balkan Savaşı sırasında muhtemel Yunan işgalinin önüne geçilecekti[2].

Adaları kaybetme süreçleri[3]

  1. Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829): 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalandı. Savaş sırasında,  Yunanistan'ın bağımsızlığını isteyen İngiltere,  Fransa ve Rusya,  20 Ekim 1927'de Navarin'de Osmanlı donanmasını yaktı. Ruslar,  1829 Ağustos'unda Edirne,  Kırklareli ve Lüleburgaz'ı işgal etti. Savaş sonunda Rus gemileri İstanbul Boğazı'na saldırırken,  Ege'deki bir filo da Çanakkale Boğazı'nı abluka etti. 16 maddelik Edirne Antlaşması'na göre Yunanistan bağımsız oldu[4]. Osmanlı Rusya'ya 137 milyon Frank savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Tuna'nın kolları arasındaki Yılan (Serpents) Adaları Ruslar'a bırakıldı. Ayrıca Tuna'nın sol sahiline yakın adalarla Müslümanlar ’ın oturdukları yerler Eflak-Boğdan'a bırakıldı. Daha sonraki 1832 düzenlemesiyle Attik ve Mora Yarımadaları ve bu yarımadaların çevresindeki tüm adalar ile kuzey Sporadlar,  Ege’nin ikinci büyük adası Eğriboz dâhil yüzlerce ada Yunanistan’a bırakıldı.

  2. Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912): 1911 Eylül sonunda İtalya Trablusgarp'a saldırdı. Osmanlı hazırlıksız yakalandı. II. Abdülhamit döneminde donanmanın Haliç'te çürütülmesinden dolayı Osmanlı şimdi çok zor durumda kalmıştı. Osmanlı Donanması’nın zayıflığından yararlanan İtalya,  12 Adalar’a saldırıp işgal etti. İtalyan donanması Çanakkale'yi geçmeyi bile denedi,  ancak başarısız oldu. İtalya'nın bu saldırılarından cesaret alan Balkan ülkeleri de Osmanlı'ya savaş ilan ettiler. Osmanlı Donanması’nın zayıflığı,  Yunanistan'ın da iştahını kabarttı. Yunanistan,  Averof zırhlısıyla Ege adalarını,  özellikle Midilli'yi işgal etti. İki cepheden kuşatılan Osmanlı,  İtalya ile Uşi Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma ile Osmanlı,  12 Ada'yı Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya'ya bıraktı. Ancak kısa süre sonra başlayan I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ile İtalya'nın karşı karşıya gelmesiyle adalar İtalya'da kaldı. Böylece 12 Ada,  fiilen 1912 ve 1914 yıllarında elden çıktı. Lozan Antlaşması'nın 15. Maddesi bu filli durumun kabulünden başka bir anlamı yoktu. İtalya 12 Ada'yı II. Dünya Savaşı'ndan sonra Şubat 1947'deki Paris Barışı ile Yunanistan'a bıraktı[5].

  3. Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913),  Atina Antlaşması (14 Kasım 1913): Osmanlı Devleti,  I. Balkan Savaşı sonunda çok ağır bir yenilgiye uğradı. Bulgar orduları Çatalca'ya kadar geldi. Edirne kaybedildi. İşte o günlerde Ege Adaları Yunanistan tarafından işgal edildi. Osmanlı,  12 Ada'nın ve Trablusgarp'ın işgaline karşı koyamadığı gibi,  Ege Adaları’nın işgaline de karşı koyamadı,  çünkü donanması yoktu. Balkan Savaşı'ndan sonraki Londra Antlaşması'na göre Ege Adaları’nın geleceğinin “büyük devletlerce” belirlenmesine karar verildi. Ayrıca Girit Adası Yunanistan'a bırakıldı. II. Balkan Savaşı sonundaki Atina Antlaşması'yla da Ege Adaları’nın geleceğinin yine “büyük devletlerce belirlenmesine” karar verildi[6].

  4. Büyükelçiler Konferansı (Şubat 1914): Ege Adaları Yunanistan'ın elindeydi ama Osmanlı Devleti,  22-23 Aralık 1913'te büyük devletlere,  Anadolu kıyılarına yakın Midilli ve Sakız gibi adaları Yunanistan'a bırakmak istemediğini bildirdi. Ancak büyük devletler,  buna karşı çıkınca Osmanlı geri adım attı. Sonuçta Londra'da Büyükelçiler Konferansı toplandı. Burada alınan kararlar 14 Şubat 1914'te Osmanlı'ya iletildi. Buna göre Meis Adası hariç 12 Ada İtalya'ya,  İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki bütün Ege Adaları Yunanistan'a verildi. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyerek 15 Şubat 1914'te büyük devletlere bir nota gönderdi. Ancak bir sonuç alamadı. Bu sırada I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Ege Adaları fiilen Yunanistan'da ve İtalya'da kaldı. Türkiye'nin elinde ise fiilen Gökçeada,  Bozcaada ve Meis vardı[7].

  5. Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920): I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'yi parçalayıp paylaşmak için Osmanlı'ya imzalatılan Sevr Antlaşması'nın 84. Maddesi’ne göre Türkiye,  Gökçeada (İmroz),  Bozcaada, Limni,  Semadirek, Midilli,  Sakız, Sisam,  Nikarya gibi tüm adaları Londra,  Atina ve Büyükelçiler Konferansı kararları doğrultusunda Yunanistan'a verecekti. Sevr Antlaşması'nın 122. Maddesi’ne göre Türkiye,  İtalyan işgali altında bulunan Stampalia,  Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot,  Piskopis, İncirli,  Kalimnos, Loryos,  Patnos, Limpos,  Sümbeki, İstanköy adaları ile bunlara bağlı adacıklar ve Kastellorizo Adası üzerindeki bütün haklarından,  sıfatlarından vazgeçecekti[8].

  6. Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923): Türkiye emperyalizme karşı savaş meydanlarında kazandığı askeri zaferi,  siyasi bir zaferle taçlandırmak istiyordu. Türkiye'nin öncelikli amacı Misak-ı Milli'yi kabul ettirmekti. Misak-ı Milli'de adalar yoktu. Lozan'a giden İsmet Paşa heyetine TBMM'nin verdiği 14 talimattan 4. talimat “Ege Adaları”yla ilgiliydi. Orada,  “Müzakereler sırasında politika belirlenerek Çanakkale'ye yakın adalar istenecek,  güçlük çıkarsa Ankara'dan talimat beklenecek” deniliyordu[9].

Lozan görüşmelerinde “adalar” konusu 25 Kasım'da “Toprak ve Asker Komisyonu”nun 6. oturumunda gündeme geldi. İsmet Paşa,  kendisine verilen talimat gereği öncelikle Çanakkale Boğazı girişinde Türkiye'ye yakın adaları istedi,  diğer adaların ise askerden arındırılmasını talep etti. İsmet Paşa,  ilk olarak Gökçeada,  Bozcaada, Semadirek,  Limni, Midilli,  Sakız, Sisam ve Nikerya (Ahikerya) adalarını istemişti. Venizolos,  bu adalarda yoğun bir Rum nüfus yaşadığını belirtip bu isteğe karşı çıktı. Onu Lord Curzon destekleyince İsmet Paşa,  müttefiklerin çifte standartlarını gözler önüne sererek; “Bu kadar önemli bir konuda etnik özellikler,  en yüksek öneme sahip coğrafi ve siyasal düşüncelerin önüne geçemez” dedi. İsmet Paşa,  daha sonra Gökçeada,  Bozcaada, Meis,  Tavşan Adaları ve Semadirek’in Türkiye’ye bırakılmasını,  Yunanistan’a verilmesi teklif edilen tüm adaların ise Türkiye'ye bağlı ve özerk olmasını istedi.

Sonuçta Türkiye Lozan'da,  Gökçeada, Bozcaada,  Tavşan Adaları ve Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adaların,  adacıkların ve kayalıkların hepsini aldı. Ayrıca Yunanistan'a bırakılan adaların askerden,  silahtan arındırılmasını sağladı. Türkiye Lozan'da fiilen kendisinde olan adalardan Meis'i kaybetti. (Lozan,  Madde: 12,  13,  15,  ek XV). Lozan'daki Türk heyeti,  daha önceki antlaşmalarla İtalya'ya veya Yunanistan'a bırakılmamış olan Meis Adası’nı bırakmamak için çok mücadele etti. Meis için alt komisyonda Montagna ile Rıza Nur arasında şiddetli tartışmalar oldu. Ancak Müttefikler bir blok halinde İtalya'ya destek oldu. Bunun üzerine İsmet Paşa,  4 Haziran 1923 tarihli toplantıda Meis'in aslında Türkiye'nin olması gerektiğini anlattıktan sonra “Sırf dünya barışı için çok ağır fedakârlığa razı olarak” Meis konusundaki isteğinden vazgeçti. 8 yıllık savaş maratonundan yeni çıkmış,  doğru dürüst bir donanmaya sahip olmayan,  İzmir'de ve İstanbul'da henüz İngiliz,  Fransız donanmalarının olduğu,  milletin barışa susadığı bir ortamda adalar konusunda fazla diretmek mümkün olmadı[10].

12 Adayı “Lozan’da verdiğimiz” söylenir. Doğrudur,  Lozan’da verdik ama 24 Temmuz 1923’teki Lozan Anlaşması ile değil,  İtalya ile 1912’de imzalamak zorunda kaldığımız “ilk” Lozan Anlaşması ile... Lozan’ın sahil semti Ouchy’de,  15 Ekim 1912’de imzaladığımız bu metin tarihlerimizde “Uşi Anlaşması” diye geçer ise de resmî adı “Lozan Anlaşması”dır,  hattâ 1930’lu senelere kadar “Birinci Lozan” denmiştir. Üstelik bu ilk “Lozan”ın aslı,  Osmanlı Arşivleri’nin “Muahedeler” tasnifindeki 418 ve 419 numaralı dosyalarda muhafaza edilmektedir ama kimse gidip bakmaz ve esip gürlemeye meraklı nefret tarihçilerimiz de bir değil,  iki Lozan Anlaşması olduğundan bîhaber kaldıkları için uydurur da uydururlar[11]!

 

[3] KURUMAHMUT, Ali, “Ege’de Tartışmalı Adalar Sorununun Ortaya Çıkışı”, Egede Temel Sorun Egemenliği Tartışmalı Adalar, (Yayına Haz. Ali Kurumahmut), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998, s.1.

[4] IŞIK, Zekeriya, 19. Yüzyıl Osmanlı Dış Politikası Üzerinde İngiliz Tesiri, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl 4, Sayı 2, Aralık,2011, s.45-61.

[5] HAYTA, N., “Rodos ile 12 Ada'nın İtalyanlar Tarafından İşgali ve İşgalden sonra Adaların Durumu (1912-1918)”, OTAM, Sayı 5, Ankara, 1994, s.131-144; ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914–1990), Cilt I, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992, s.12

[6] ŞİMŞİR, Bilâl N., “Ege Sorunu: Belgeler (1913–1914)”, Cilt II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989, s. 14-17,22-29.

[7] HAYTA, N., “Ege Adaları Meselesinin Tarihçesi Hakkında 3 Şubat 1922 Tarihli Bir Rapor”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XVI (46), 2000, s.225-248; HAYTA, N., “Londra Büyükelçiler Konferansı 17 Aralık 1912-11 Ağustos 1913”, 5. Askeri Tarih Semineri Bildirileri II. Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1997, s.441.

[8] ERİM, Nihat, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri (Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları), Cilt I, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1953, s.525-691.

[9] MERAY, Süha l., (Çev.)., Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar-Belgeler, Tk.I, C.I, K.I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001, s.99.

[10]http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/adalar-lozan-antlasmasindan-10-yil-once-kaybedildi-1424721/

 

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.