Toprağın Altı da Var
Törelerimizin çok güzel bir seremonisi isim vermektir.
Pek çoğumuz mutlaka bilir.
İsim vermeden önce çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okunur.
Sonra da adı verilir.
Neden acaba?
Ezanın namaza;
Camii içinde okunan kametin ise farz namazına çağrı olduğunu hepimiz biliriz.
Ezandan sonra sünnet namazı kılınır ve farz namazı kılınmadan önce de kamet okunur.
Akşam namazında ise önce farz namazı kılındığından ezandan hemen sonra kamet okunur.
En uzun sünnet namazı da dört rekâttır.
Yani ezan ile kamet arasında geçen en uzun süre, dört rekât namazın kılınma süresi kadardır.
İşte verilen mesaj da şudur:
“Ey âdem oğlu,
Ne kadar uzun yaşarsan yaşa ömrün, bir ezanla kamet arasında geçen zaman kadardır.
Sen sen ol hayatın kısa olduğunu;
Her canlının mutlaka ölümü tadacağını;
Bir de toprağın altı olduğunu;
Ve ebedi âleme iyiliklerden, güzel sözden başka bir şey götürülemediğini bil ve buna göre yaşa”
Pek çok büyüğümüzden dinlemişizdir: “Sanki daha dün doğdum, bugün ise şu yaşıma bak. Yıllar nasıl da geçmiş hiç farkedemedim bile.”
Evet, gerçek şu ki: ne kadar uzun yaşarsanız yaşayın hayat “bir gün” kadardır.
Bir gün kadar yakın ve bir gün kadar kısa.
Hiç, bir gönül kırmaya değer mi?
Bakın Koca Yunus ne güzel söylemiş:
“Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül..
Başın olsada yüksek, gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek, yolu incitme gönül...
Mevla verince azma, geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül..
Dokunur gayretine, karışma hikmetine
Sahibi hürmetine, kulu incitme gönül..
Sevmekten geri kalma, yapan ol, yıkan olma
Sevene diken olma, gülü incitme gönül..
Konuşmak bize mahsus, olsa da bir güzel süs,
Ya hayır de, ya da sus, dili incitme gönül....”
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN