Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada gibi görünür Türkiye/Ülkemiz. Ancak Akdeniz’e uzanan bu toprak parçası on binlerce yıllık bir tarihin, binlerce yıllık ilişkilerin/temasların/dostlukların/hasımlık ve düşmanlıkların, savaşların ve barışın diyarıdır. Yunan/Yunanistan en az dört asır yönetilmiş bir tebaa/vilayet, vatan parçası olmuştur. 19’uncu yüzyılın başından itibaren de kanayan, kan akıtan, başkaldıran kangren olan bir uzuv olmuştur. Nihayetinde (1830)’da dış etkiler/müdahaleler sonucunda Türk’ün (Osmanlı Devleti) vücudundan ayrılmıştır.
Yunanistan, Osmanlı (Türk) Devleti’nden ayrılsa da coğrafya itibariyle menfaatleri gereği komşusu Türkiye ile yakın ilişkileri vardır. Bu nedenle Türk dış politikasının önemli unsurlarından birini Yunanistan oluşturmaktadır. NATO müttefiki ve AB ile alakası bulunan Yunanistan idealleri/arzuları farklı olduğundan Türkiye ile ilişkileri hep inişli çıkışlı olmuştur.
Yunanlılar ile Türklerin münasebeti yaklaşık 1000 yıl, Yunanistan'ın bağımsız devlet oluşundan (1830'dan itibaren) itibaren de 200 yıla kadar uzar[1]. Türkler, Ege’deki adalarla, Türk donanmasının kurucusu Çaka Bey zamanında karşılaştılar. Çaka Bey, 1080’li yıllarda Urla ve Foça’yı aldıktan sonra Midilli ve Sakız’ı fethetti. Daha sonra bölgede hâkimiyet kuran Menteşe, Aydın, Saruhan ve Karesi beylikleri Türk denizciliğinin temsilcisi oldular. Fatih döneminde, 1456’da Taşoz ve Limni’nin fethiyle başlayan Ege adalarının fethi süreci, 1522’de Rodos’un fethi ile devam etmiş, 1715’de İstendil’in alınmasına kadar 250 yıl sürmüştür[2]. Yunanlılar bu hâkimiyeti 1821’de Mora ayaklanması ile zedelemeye başlamış; 1830’daki yunan bağımsızlığı, sarmalın bu aşamasında Yunanlıların Türklere karşı genişlemesinin dönüm noktası olarak kabul görmüştür. Bu süreç Balkan Savaşları ile zirveye çıkmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı, 1922 yılında Yunan genişlemesinin sonunu getirmiştir[3].
Türk-Yunan İlişkilerinin Temel Konuları ve Yunanistan’ın Günümüz Talepleri veya Türk-Yunan İlişkilerinin Sorunları?
Yunan talepleri kendi ideolojik saplantıları, megali ideanın hedefleridir. Bunlar Erol Türkmenoğlu’nun makalesinde belirtilmiştir[4]. Ege kavramının tarihi adı Adalar Denizidir. Türkler 1081 yılında Ege Denizi ile ilk karşılaştıklarında bu denize üzerindeki adaların çokluğundan dolayı “Adalar Denizi” adını vermişlerdir. Bölgede hüküm süren Aydınoğulları Beyliği ve Osmanlı kaynaklarında, hep “Adalar Denizi” olarak geçmektedir. Atatürk’ün Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden sonra verdiği emir, “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” şeklindedir. Ancak, 6-21 Haziran 1941 tarihleri arasında, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde icra edilen Birinci Coğrafya Kurultayı'nda adlandırma konusunda standartlaşmayı sağlamak maksadıyla Ege Denizi terimi kabul edilerek kullanılmaya başlanmıştır[5]. Coğrafya Bilimi açısından, "Adalar Denizi" adı bu denizin gerçek anlamını karşılamaktadır. Öte yandan, Ege Bölgesi diye adlandırılan bölgemiz ise, yeryüzü şekilleri, iklimi, bitki örtüsü, kıyılan ve diğer özellikleri bakımından araştırıldığında, bir Yunan Mitolojisi'ndeki bir kralın adıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülmektedir[6]. Adalar Denizi’nin hinterlandı olan İzmir, Manisa, Aydın vb. illerimizin bulunduğu yerler ise Batı Anadolu Bölgesi’dir.
Türk Adaların elden gitme süreci şöyle olmuştur. İtalya, 1911’de Libya’yı işgale kalkışınca Enver Paşa, Eşref Kuşçubaşı, Mustafa Kemal Atatürk gibi genç subaylar, Libya’ya giderek halkı örgütlediler. Zor durumda kalan İtalya, Rodos’u ve diğer 12 adayı işgal etti. 18 Ekim 1912’de Uşi Antlaşması imzalanarak Libya’daki İtalyan hâkimiyeti kabul edildi[7]. Doğu Ege’de bulunan 12 adaları da içeren 23 ada ve Meis adasının 1923’te Lozan[8] ve 1947 Paris Antlaşması ile adalarda askeri bir tesis kurmama ve tamamen askersizleştirme koşuluyla Yunanistan’a verildi[9].
Yunan sorunları/talepleri aslına bakılırsa 100 yıl önce ne idiyse bugünde aynıdır. Sadece şekli/hacmi ve kapsamı değişmiştir. Kısmi değişikliklerle aşağıdaki gibi adlandırılmıştır.
[1] YÜCEL, Yaşar- SEVİM, Ali, Türkiye Tarihi II, Osmanlı Dönemi (1300-1566), Ankara, 1990, s. 139
[2] YAYCI, Cihat, Yunanistan Talepleri (Ege Sorunları) Soru ve Cevaplarla, Ankara, 2020, s.IX.; BABİNGER, Franz, Fatih Sultan Mehmet ve Zamanı, Dost Körpe (çev.), 3. Baskı, İstanbul, 2003, s. 23-24
[3] CLOGG, Richard, A Conciese History of Greece, Cambridge: Cambridge University Press, 1992, s. 50, Aktaran: Serhat Güvenç, “17 Ağustos Depremi Sonrası Türk-Yunan İlişkileri: Beklentiler ve Olasılıklar”, Sosyal Demokrat Değişim, Cilt: 14, (1999), s. 41.; HATİPOĞLU, Murat, Yunanistan’daki Gelişmeler Işığında Türk Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922 ), Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1988, s. 25; ERİM, Nihat, Uluslararası Hukuku ve Siyasi Tarihi Metinleri, (Osmanlı İmparatorluğu Antlaşmaları), c.I, Ankara, 1953, Ss.279-286.
[4]TÜRKMENOĞLU, Erol, Ortodoks Birliği ve Türkiye (III), B.T.T.D.,(Nisan-Mayıs-Haziran, 2005), s.116.
[6] ÖZEY, Ramazan, “Adalar Denizi ve Batı Anadolu Bölgesi Hakkında”, Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı: 3, Cilt: 1, s. 27-36, İstanbul, 2001, s.27-36.
[7] YAYCI, Cihat, Yunanistan Talepleri (Ege Sorunları) Soru ve Cevaplarla, Ankara, 2020, s.IX.; https://odatv4.com/yeniden-1911-turk-ruhuna-donusle-mumkundur-2303111200.html
[8] Lozan Anlaşması’nın metni için bkz.: Düstur, 3. Tertip, Cilt 5, 11 Ağustos 1339- 19 Teşrinievvel 1340, İstanbul, Nemci İstikbal Matbaası, 1931, s. 13- 357, Akt.: Türk Tarih Kurumu, http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=249, (25 Nisan 2008).