Türkiye’ye Karşı Yıkıcı/Bölücü Talepler, Siyasi Hedefler ve 20. Uluslararası Kürt Konferansı
Giriş
Türkiye’nin güvenliği, toprak bütünlüğü ve millî birliği yalnızca ülke sınırları içinde yaşanan gelişmeler üzerinden değerlendirilemez. Günümüzde siyasi hareketler, diaspora kuruluşları, sivil toplum ağları, araştırma merkezleri ve uluslararası platformlar da devletlerin iç ve dış politika gündemlerini etkileyebilecek faaliyetler yürütmektedir.
Konferanslar, kongreler, forumlar, sempozyumlar, parlamenter temaslar, uluslararası ziyaretler ve lobi çalışmaları, siyasi taleplerin farklı ülkelerin kamuoylarına, siyasetçilerine ve karar alma mekanizmalarına aktarılmasında önemli araçlar hâline gelmiştir.
Daha önce kaleme aldığım 2025 yılında Berlin’de düzenlenen “Kürt-Yahudi Ortak Kongresi: Kapsamlı Analiz ve Türkiye’ye Yönelik Stratejik Çıkarımlar” başlıklı değerlendirmemde, iki diaspora çevresi arasında geliştirilen ilişkileri, ortak açıklamaları ve bu temasların Türkiye açısından taşıyabileceği siyasi sonuçları inceledim.
Ardından, 2026 yılında Londra’da gerçekleştirilen “Londra’da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık” başlıklı yazımda, tarihsel ve kültürel ilişkilerin ötesine geçen siyasi iş birliği arayışlarına, uluslararası ağlara ve bölgesel gelişmelere dikkat çektim.
Londra’da 29-30 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen “Peace and Democratic Integration Conference” (Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı) üzerine yayımladığım “Londra’da pkk Konferansı” başlıklı değerlendirmemde ise tartışmayı bir adım ileri taşıdım. Söz konusu konferansın programında yer alan anayasal düzenlemeler, yerel yönetimler, yetki devri, özerklik, özyönetim ve demokratik entegrasyon gibi kavramları Türkiye’nin üniter devlet yapısı bakımından ele aldım.
Şimdi ise 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu binasında düzenlenen 20. Uluslararası Kürt Konferansı gündemdedir. “Avrupa Birliği, Türkiye, Orta Doğu ve Kürtler” başlığını taşıyan toplantı, sonunda 20 maddelik bir talep ve sonuç bildirgesi yayımlamıştı.
Bildirgede pkknın Avrupa Birliği terör örgütleri listesinden çıkarılması, Katil Öcalanın serbest bırakılması, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askerî varlığının sona erdirilmesi, anayasal ve hukuki değişiklikler ile Kürt siyasi temsilcilerinin uluslararası görüşmelere katılması gibi talepler yer almıştır.
Bu taleplerin her birini yalnızca barış, demokrasi ve insan hakları başlıkları altında değerlendirmek yeterli değildir.
Eğer bir talep, demokratik hakların geliştirilmesinin ötesine geçerek Türkiye’nin egemenlik yapısını, toprak bütünlüğünü veya üniter devlet düzenini değiştirebilecek sonuçlar doğuruyorsa, bunun açıkça tartışılması gerekir. Ancak bu değerlendirme, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtleri veya herhangi bir etnik topluluğu topluca hedef alan bir yaklaşım üzerinden değil, belirli siyasi projelerin ve somut önerilerin incelenmesi üzerinden yürütülmelidir.
1. Konferansın yeri, zamanı, düzenleyicileri ve katılımcıları
14-15 Ekim 2026 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu binasında, “Avrupa Birliği, Türkiye, Orta Doğu ve Kürtler” başlıklı 20. Uluslararası Kürt Konferansı düzenlendi. Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından organize edilen toplantı, Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol Grup (The Left), Yeşiller/Avrupa
Özgür İttifakı (Greens/EFA) ve Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) gruplarının iş birliğiyle gerçekleştirildi.
Konferansın hamiliğini Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı insan hakları savunucusu Şirin Ebadi, insan hakları aktivisti Bianca Jagger ve Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Kürt siyasetçi Leyla Zana’nın üstlendiği bildirilmisti.
Açılış oturumunda EUTCC Başkanı Kariane Westrheim, EUTCC yönetim kurulu üyesi Dersim Dagdeviren, Şirin Ebadi, Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu üyesi Evin Incir ve Birleşmiş Milletler kıdemli arabuluculuk danışmanı Mark Muller KC yer aldı. Programda ayrıca Wageningen Üniversitesi’nden Joost Jongerden, EUTCC konferanslarının yirmi yıllık geçmişini Avrupa ve Orta Doğu’daki gelişmeler bağlamında değerlendirdi.
Türkiye’den katılan konuşmacılar arasında DEM Parti milletvekili ve İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, DEVA Partisi milletvekili Mehmet Emin Ekmen, programda Yeni Parti milletvekili olarak belirtilen Okan Konuralp, CHP milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, eski HDP milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Hişyar Özsoy, akademisyen Doğu Ergil, gazeteci Amed Dicle ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk bulunuyordu. Rojava temsilcisi İlham Ahmed de konuşmacılar arasındaydı.
Avrupa Parlamentosu üyeleri arasında Nacho Sánchez Amor, Li Andersson, Pernando Barrena ve Vladimir Prebilič yer aldı.
2. EUTCC’nin kuruluş amacı ve konferansın siyasi çerçevesi
Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC), kendi açıklamasına göre 2004 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini eleştirel biçimde izlemek amacıyla kuruldu. Komisyon, Türkiye’deki siyasi gelişmeleri, Kürt meselesini, insan haklarını ve Avrupa-Türkiye ilişkilerini Avrupa kurumları nezdinde gündeme taşıyan bir platform olarak faaliyet gösteriyor.
Önceki yazılarımda da dikkat çektiğim üzere, uluslararası siyasi platformlar yalnızca mevcut gelişmeleri tartışmakla kalmayabilir; belirli taleplerin uluslararası kamuoyunda tanınması, karar alıcılarla temas kurulması ve gelecekteki politika seçeneklerinin gündeme taşınması bakımından da işlev görebilir.
3. Sonuç bildirgesindeki 20 talebin Türkiye açısından analizi
A. Barış süreci, Öcalan ve pkk
Bildirgenin ilk beş maddesi, siyasi diyaloğun sürdürülmesi, İmralı’daki erişim kısıtlamalarının kaldırılması, Katil Öcalanın özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve pkknın Avrupa Birliği terör örgütleri listesinden çıkarılması taleplerine odaklanıyor.
Bu maddeler arasında Türkiye’nin güvenlik politikası bakımından en tartışmalı olanlardan biri, pkknın AB terör örgütleri listesinden çıkarılması talebidir. Böyle bir talep, yalnızca bir barış çağrısı olarak değil, örgütün Avrupa Birliği hukukundaki statüsünü değiştirmeye yönelik bir siyasi girişim olarak da değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, pkknın listeden çıkarılması talebinin hangi somut koşullara dayandırıldığı ve böyle bir değişikliğin güvenlik, örgütsel faaliyetler ve uluslararası hukuk açısından hangi sonuçları doğuracağı sorgulanmalıdır.
Türkiye açısından temel mesele, şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi, silah bırakmanın doğrulanması, yasa dışı örgütsel faaliyetlerin bitirilmesi ve vatandaşların güvenliğinin korunmasıdır. Barış arayışı, hukuk düzeninin ve kamu güvenliğinin güvencelerini ortadan kaldıran değil, bunları güçlendiren bir çerçevede yürütülmelidir.
Burada bir başka önemli ayrım daha vardır: Kürt vatandaşların hakları ile pkknın hukuki statüsü birbirinden farklı meselelerdir. Kürt vatandaşların eşitliği, haklarının korunması ve demokratik siyasete katılımı, herhangi bir örgütün bütün siyasi taleplerinin kabul edilmesine bağlı değildir.
B. Siyasi tutuklular, partiler, kayyumlar ve yargı
Bildirgenin 6-10. maddeleri, hukuki ve anayasal düzenlemeler yapılmasını, siyasi nedenlerle tutuklandığı ileri sürülen kişilerin serbest bırakılmasını, siyasi partilerin korunmasını, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesini ve yargı bağımsızlığının güçlendirilmesini talep ediyor.
Bu konular, Türkiye’de demokratik kurumların işleyişiyle doğrudan ilgilidir. Ancak her dosyanın kendi delilleri, yargılama süreci ve hukuki gerekçeleri üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Demokratik temsil hakkı ile terör suçları karşısında hesap verebilirlik birbirinin alternatifi değildir. Seçilmiş temsilcilerin hukuka uygun biçimde görev yapabilmesi, siyasi faaliyetlerin somut suç isnatlarından ayrıştırılması ve yargılamaların adil yürütülmesi önemlidir. Aynı zamanda terör örgütleriyle somut bağlantısı kanıtlanan suç faaliyetleri de hukuk çerçevesinde soruşturulmalıdır.
C. Anayasa, Kürt kimliği ve kültürel haklar
Bildirgenin 11 ve 12. maddeleri, demokratik anayasa reformunu ve Kürt kimliği, dili ve kültürünün tanınmasını savunuyor.
Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşların hakları, başka bir etnik kökenden gelen vatandaşların haklarından ayrı veya üstün bir kategori olarak değil, eşit vatandaşlık ilkesi çerçevesinde ele alınmalıdır. Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes, Boşnak, Gürcü, Arnavut, Zaza ve başka kökenlerden gelen vatandaşların tamamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak hukuk düzeni içinde eşit haklara sahiptir.
Bu nedenle tartışılması gereken, Kürt vatandaşların diğer vatandaşlardan daha az hakka sahip olup olmadığına ilişkin genelleyici iddialardan ibaret değildir. Asıl mesele, somut bir hak ihlali veya hukuki sorun varsa bunun tespit edilmesi ve hukuk yoluyla giderilmesidir. Eşit vatandaşlık, etnik kökene göre ayrı egemenlik alanları oluşturulmasını zorunlu kılmaz.
Türkiye’de farklı etnik ve kültürel kökenlerden gelen vatandaşlar kamu görevlerinde, siyasette, akademide, yargıda ve devlet yönetiminde yer alabilmektedir. Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık dönemleri, bakanlıklar, milletvekilliği, üniversite rektörlükleri ve general rütbesi gibi görevlerde farklı aile ve kültürel geçmişlerden gelen insanların bulunması, bireylerin toplumsal ve kamusal hayata katılımının yalnızca etnik köken üzerinden açıklanamayacağını gösterir.
Tek vatan, tek bayrak, tek millet ve eşit vatandaşlık ilkeleri, farklı kültürel kimliklerin yok sayılması anlamına gelmez.
Burada sorgulanması gereken nokta, Kürt kimliğinin uluslararası siyasi tartışmalarda neden ayrı ve merkezi bir siyasi kategori olarak öne çıkarıldığıdır.
D. Kadınlar, sivil toplum ve medya
Bildirgenin 13 ve 14. maddeleri, kadınların barış sürecine eşit katılımını; gazetecilerin, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve sivil toplum kuruluşlarının özgür biçimde çalışmasını savunuyor.
Bu başlıklar demokratik toplum açısından önemlidir. Ancak bir kuruluşun insan hakları, kadın hakları veya demokrasi alanında faaliyet göstermesi, onun bütün siyasi hedeflerinin devlet politikasıyla örtüştüğü anlamına gelmez.
Şiddeti destekleyen, terör faaliyetlerini finanse eden veya suç teşkil eden eylemlere katılan kişi ve kuruluşlar hakkında hukuki işlem yapılabilir; barışçıl ve yasal faaliyetler ise güvence altında olmalıdır.
Önceki yazılarımda ele aldığım Berlin ve Londra örnekleriyle Brüksel konferansı arasındaki karşılaştırma da bu bakımdan önemlidir. Uluslararası ağların sürekliliğini, ortak deklarasyonları ve siyasi hedeflerdeki benzerlikleri incelemek, Türkiye’nin kamu diplomasisi ve millî güvenlik değerlendirmeleri bakımından anlamlıdır.
E. Irak ve Suriye’deki Türk askerî varlığı
Bildirgenin 15. maddesi, Türkiye’nin Suriye’deki ve Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki askerî varlığını sona erdirmesini talep ediyor.
Bu talep, konferansın Türkiye’nin güvenlik ve dış politika tercihlerini doğrudan ilgilendiren maddelerinden biridir. Türkiye’nin sınır ötesindeki askerî faaliyetleri; terör tehdidi, sınır güvenliği, uluslararası hukuk, ilgili devletlerin egemenliği ve somut güvenlik koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Buradaki temel soru, Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik politikalarının hangi koşullarda ve hangi gerekçelerle sona erdirilmesinin istendiğidir. Eğer bir talep, Türkiye’nin vatandaşlarını ve sınırlarını tehdit eden silahlı yapılanmaların faaliyetleri devam ederken askerî varlığın sona erdirilmesini öngörüyorsa, bunun güvenlik bakımından doğurabileceği sonuçlar ayrıca tartışılmalıdır.
Türkiye’nin güvenliğini savunmak, Suriye’deki veya Irak’taki bütün Kürt topluluklarını tehdit olarak görmek anlamına gelmez. Silahlı örgütlerle mücadele ile bölgedeki Kürt, Arap ve diğer toplulukların sivil hakları birbirinden ayrılmalıdır. Esas olan, hem vatandaşların güvenliğini korumak hem de hukuki yükümlülüklere uygun hareket etmektir.
F. Suriye, Kürt siyasi temsilcileri ve Avrupa Birliği
Bildirgenin 16 ve 17. maddeleri, Suriye’de çoğulcu bir siyasi düzenin desteklenmesini ve Kürt siyasi temsilcilerinin bölgesel barış görüşmelerine katılmasını istiyor.
Bu talepler değerlendirilirken Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü, bütün toplumsal kesimlerin temsili ve silahlı yapıların geleceği gibi birbiriyle ilişkili meseleler dikkate alınmalıdır.
Bir topluluğun siyasi temsil hakkı ile belirli bir silahlı örgütün temsil yetkisi aynı şey değildir. Kürtlerin ve diğer toplumsal grupların siyasi süreçlere katılımı, demokratik temsil ve hukuk ilkeleri temelinde ele alınabilir. Ancak belirli bir örgütün bütün bir topluluğun temsilcisi olduğu varsayımı, ayrıca değerlendirilmesi gereken siyasi bir iddiadır.
G. Avrupa Birliği’nin Türkiye politikası
Bildirgenin 18-20. maddeleri, AB’nin göç, ticaret, güvenlik ve enerji alanlarındaki çıkarlarını insan haklarının önüne koymamasını, Türkiye ile ilişkileri demokratik ilerlemeye bağlamasını, Türkiye’nin Avrupa perspektifini korumasını ve Avrupa kurumlarının kapsamlı bir barış ve demokrasi girişimini desteklemesini savunuyor.
4. Uluslararası lobi faaliyetleri ve önceki konferanslarla bağlantı
Berlin’deki Kürt-Yahudi Ortak Kongresi, Londra’daki Yahudi-Kürt Konferansı, Londra’daki Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı ve Brüksel’deki 20. Uluslararası Kürt Konferansı, konu ve katılımcı profilleri bakımından birbirinden farklı toplantılardır. Bu nedenle bunları tek bir organizasyonun parçaları veya tek merkezden yönetilen faaliyetler olarak göstermek için ayrıca kanıt gerekir.
Bununla birlikte, bu toplantılarda gündeme gelen diaspora ilişkileri, uluslararası kamuoyu oluşturma, siyasi temsil, anayasal değişiklikler, yerel yönetimler, özerklik, demokratik entegrasyon ve Avrupa kurumlarının Türkiye politikası gibi konuların karşılaştırmalı biçimde incelenmesi mümkündür.
Benim önceki yazılarımda ortaya koymaya çalıştığım mesele de budur: Türkiye’ye ilişkin siyasi taleplerin uluslararası platformlarda nasıl ifade edildiği, hangi kurumlar aracılığıyla dolaşıma sokulduğu ve hangi siyasi sonuçlara bağlandığı dikkatle araştırılmalıdır.
Uluslararası konferanslar, siyasi aktörlerin görüşlerini duyurabildiği, gazeteciler ve akademisyenlerle temas kurabildiği, parlamenterlerle ilişki geliştirebildiği ve ortak açıklamalar hazırlayabildiği platformlardır.
Fakat Türkiye açısından önem taşıyan siyasi taleplerin uluslararası kamuoyunda nasıl çerçevelendiği, hangi argümanlarla savunulduğu ve bu argümanların hangi politika önerilerine dönüştüğü incelenmeye değerdir.
Burada özellikle iki soru üzerinde durulmalıdır:
· Birinci soru: Eşit vatandaşlık, insan hakları ve demokrasi gibi kavramlar, somut bireysel hakların geliştirilmesi amacıyla mı kullanılıyor; yoksa bu kavramlara ek olarak Türkiye’nin anayasal ve idari yapısını değiştirmeyi öngören öneriler de mi sunuluyor?
· İkinci soru: Uluslararası platformlarda ortaya konulan talepler, Türkiye’nin egemenlik yetkilerini, sınır ötesi güvenlik politikalarını veya üniter devlet yapısını etkileyebilecek hangi sonuçları doğurabilir?
Bu soruların yanıtı, konferansların isimlerinden veya katılımcıların etnik kökenlerinden hareketle verilemez. Programlar, konuşmalar, sonuç bildirgeleri, resmî açıklamalar ve somut siyasi öneriler birlikte incelenmelidir.
Genel değerlendirme ve sonuç
14-15 Ekim 2026 tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen 20. Uluslararası Kürt Konferansı, Türkiye’deki Kürt meselesini Avrupa Birliği ve Orta Doğu siyasetiyle birlikte ele alan, uluslararası kamuoyunu ve siyasi karar alma süreçlerini etkilemeyi amaçlayan bir toplantıdır.
EUTCC’nin yayımladığı 20 maddelik bildirge, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve siyasi katılım taleplerinin yanında pkknın AB terör örgütleri listesinden çıkarılması, Katil Öcalanın serbest bırakılması ve Türkiye’nin Irak ile Suriye’deki askerî varlığının sona erdirilmesi gibi doğrudan güvenlik ve dış politika sonuçları doğurabilecek talepler de içermektedir.
Bu konferansın değerlendirilmesi, yalnızca konuşmacıların kimliklerine veya toplantıda kullanılan kavramlara bakılarak yapılmamalıdır. Organizatörlerin açıklamaları, sonuç bildirgesindeki somut talepler, katılımcıların kendi beyanları ve Avrupa kurumlarının bu taleplere verdiği resmî karşılıklar birbirinden ayrılmalıdır.
Berlin’deki Kürt-Yahudi Ortak Kongresi, Londra’daki Yahudi-Kürt Konferansı ve Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı üzerine daha önce kaleme aldığım yazılarda da üzerinde durduğum konu, uluslararası platformlarda geliştirilen siyasi ilişkilerin ve taleplerin Türkiye açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğidir. Brüksel konferansı da bu çerçevede incelenmelidir.
Türkiye’nin millî birliği, üniter devlet yapısı ve eşit vatandaşlık ilkesi birlikte savunulabilir. Kürt vatandaşların haklarının korunması, pkknın taleplerinin tamamının kabul edilmesini gerektirmediği gibi, pkkya yönelik güvenlik politikaları da Kürt vatandaşların
topluca hedef alınmasını haklı göstermez. Aynı ilke Türk, Arap, Laz, Çerkes, Boşnak, Gürcü, Arnavut, Zaza ve diğer bütün etnik kökenlerden gelen vatandaşlar için geçerlidir.
Türkiye’nin millî birliğini savunmak, farklı etnik kökenlerden gelen vatandaşların eşitliğini savunmakla çelişmez. Tam tersine, ortak vatandaşlık, hukuk önünde eşitlik, ülke bütünlüğü ve demokratik katılım, Türkiye’nin geleceğine ilişkin tartışmaların birlikte ele alınması gereken temel unsurlarıdır.
KAYNAKÇA
ANF. “Avrupa Parlamentosu’nda Kürt Sorunu ve Barış Süreci Konferansı Düzenlenecek.” 11 Ekim 2026. https://anfenglishmobile.com/avrupa/avrupa-parlamentosu-nda-kurt-sorunu-ve-baris-sureci-konferansi-duzenlenecek-234210
ANHA (Hawar News). “Ilham Ahmed, Abdul Karim Omar Participate in Peace and Democratic Integration Conference in London.” Eylül 2026. https://hawarnews.com/en/ilham-ahmed-abdul-karim-omar-participate-in-peace-democratic-integration-conference-in-london
Centre for Kurdish Affairs. “Peace and Democratic Integration Conference.” 2 Eylül 2026. https://kurdishaffairs.org/2026/09/02/peace-and-democratic-integration-conference/
EUTCC (European Union Turkey Civic Commission). “20 Years of EUTCC Conferences: 20 Demands for Peace and Democracy.” Ekim 2026. https://eutcc.net/?cat=6
EUTCC (European Union Turkey Civic Commission). “EUTCC Conferences Archive.” https://eutcc.net/?cat=3
i24NEWS. “We Refuse to Disappear: London Conference Seeks Lasting Jewish-Kurdish Partnership.” https://www.i24news.tv/en/news/middle-east/artc-we-refuse-to-disappear-london-conference-seeks-lasting-jewish-kurdish-partnership
Kemaloğlu, Muhammet. “Kürt-Yahudi Ortak Kongresi: Kapsamlı Analiz ve Türkiye’ye Yönelik Stratejik Çıkarımlar.” 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü (21YYTE). https://21yyte.org/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/kurt-yahudi-ortak-kongresi-kapsamli-analiz-ve-turkiyeye-yonelik-stratejik-cikarimlar/30613
Kemaloğlu, Muhammet. “Londra’da PKK Konferansı.” Turkish Forum, 9 Ekim 2026. https://www.turkishnews.com/2026/10/09/londrada-pkk-konferansi/
Kemaloğlu, Muhammet. “Londra’da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık.” Turkish Forum, 9 Ekim 2026. https://www.turkishnews.com/2026/10/09/londrada-yahudi-kurt-konferansi-stratejik-ortaklik/
Koerdisch Nieuws. “Internationale Koerdistan-conferentie in het Europees Parlement: vredesproces centraal.” Ekim 2026. https://koerdischnieuws.nl/artikel/internationale-koerdistan-conferentie-in-het-europees-parlement-vredesproces-centraal
Kurdische Gemeinde Deutschland. “Jüdischer und kurdischer Verein veröffentlichen gemeinsame Erklärung.” https://kurdische-gemeinde.de/juedischer-und-kurdischer-verein-veroeffentlichen-gemeinsame-erklaerung/
Mezopotamya Ajansı. “Avrupa Parlamentosu’nda Kürt Sorunu ve Barış Süreci Konferansı.” 11 Ekim 2026. https://mezopotamyaajansi.com/GENCLIK/content/view/326046
The Amargi. “International Conference Highlights Civil Society as Artisans of Peace.” https://www.theamargi.com/posts/international-conference-highlights-civil-society-as-artisans-of-peace
The Jerusalem Post. “Jewish-Kurdish Relations in a Changing Middle East.” 2026. https://www.jpost.com/diaspora/article-907858
The Left (European Parliament). “20th International Conference: The European Union, Turkey, the Middle East and the Kurds.” Ekim 2026. https://left.eu/events/20th-international-conference-the-european-union-turkey-the-middle-east-and-the-kurds/
WerteInitiative. “Review: First Kurdish-Jewish Congress.” Eylül 2025. https://werteinitiative.de/en/review-first-kurdish-jewish-congress/