UCUZ HAYATLAR
Dünyanın bazı yerlerindeki hayatlar nedense ucuzdur. Birileri dünyayı olabildiğince hakimiyeti altına alıp, hegemonyası dışında yaşama, daha doğrusu iyi bir yaşama izin vermez. Bu ülkenin insanı, doğası, çevresi dokunulmaz bir hal alır. Aksi takdirde neyi nasıl yaptığınız, ne kadar süre harcadığınız, hangi yöntemleri kullandığınızın pek bir ehemmiyeti yoktur. Dün Osmanlı Devleti dünyanın süper gücü idi, Müslümanlara yönelik en küçük bir tacize anında en üst düzeyde cevap verildiği için kimse başını kaldırıp bir Osmanlı tebasına ya da onların dostlarına söz söyleyemiyordu. Osmanlıyı yıktıklarında adeta Asr ı Saadet bitti ve nizamı alem öyle bir karıştı ki bizle savaşanlar dahi sonra kemik kapma yarışı içerisinde ikinci bir dünya savaşına girişti.
Büyük bir alim Fırat kıyısında bir kurdun bir koyuna saldırdığını gördüğü anda “Eyvah, Halife Ömer öldü” der. Nerden anladığını soranlara ise “Görmediniz mi bu çevrede ne zaman bir kurt Ömer’in halifeliğinde kuzuya saldırabiliyordu” der. Gerçekte Osmanlı’dan sonra dünyanın hiçbir yerinde nizam-intizam, huzur, mutluluk, refah kalmadı. Çünkü o büyük güç bir başıbozuğun bir güçsüze saldırdığında iki değil, üç kez düşünmesine yol açıyordu. Büyük yıkılış sonrası İngilizler, Amerikalılar, İspanyollar, İtalyanlar daha ismini sayamayacağımız bir sürü sırtlan ortalıkta parçalayacak coğrafyalar, yok edilecek medeniyetler arayışına girdi. Girdikleri her coğrafyada kan, göz yaşı, acıdan oluşan derin çizgiler bıraktılar. Taşıyabildiklerini talan edip ülkelerine götürürken, götüremediklerini ise yok etme telaşına girdiler. İşin kötü tarafı ise tüm bu rezaleti medeniyet adına yaptılar.
TRT Belgesel’de izlediğim bu acı hayat hikayeleri insanı derinden yaralıyor, adeta kalbine mızrak gibi saplanıyor. İngilizler gittikleri Amerika’da Türk olduğu kanaatine varılan Kızılderili kabilelerini sırf zevk olsun diye soykırıma tabi tuttu. Nihayet ABD adında bir devlet kuruldu, genlerinde İngilizlerden gelme çapulculuk, katillik bulunan bu soysuzlar sonraki dönemde girmediği ülke bırakmadı neredeyse… Şimdilerde Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Somali’de ve bilmediğimiz bir sürü ülkede çocukları babasız, anasız, kadınları kocasız, insanları evsiz, yurtsuz bırakarak yine bizlere insanlık dersi vermeye kalkışıyorlar. Her yıl Ermeni soykırımı, daha bir sürü ne idüğü belirsiz insan hakları raporlarıyla bizleri yola getirmeye uğraşıyorlar. Biz ise din kardeşlerimizin yürek yakan hikayelerini gözlerimiz yaşararak izlemekle zaman geçiriyoruz. Uyanmanın vakti gelmiş, hem de çok geçmiştir.
Uyanın ey milleti merhume!