ÜLKEMİZDE MÜHENDİSLİKLERİN ÇÖKÜŞÜ
Ülkemizde son yıllarda mühendislik dallarında tercih görmeme nedeniyle hızlı gerilemeler yaşandı.
Maalesef siyasetçilerin lafa gelince ağızlarından düşmeyen inovasyon, değişim, yenilik lafları piyasaya çıkıldığında dalga geçilen cümleler haline dönüşüyor. Çünkü işletmelerin AR GE çalışmaları için yüzde 5-10 bütçe ayırması gerekirken bu yüzde binde birleri zor buluyor.
En basit tanımıyla inovasyon; farklı, değişik, yeni fikirler geliştirmek ve bunları uygulamaktır. Bu fikirler, daha önce çözülmemiş sorunları çözmek veya daha önce karşılanmayan ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla geliştirilebilir. Ya da zaten var olan pek çok ürün ve hizmeti daha güzel, daha kullanışlı, daha çok insanın işine yarayacak hale getirmeyi amaçlayabilir.
Bu fikirlerin hayata geçirilmesi ve ortaya ürün, hizmet veya iş yapış yöntemlerinin çıkarılmasıyla ve ardından bu ürün ve hizmetlerin satılmaya veya iş yapış yöntemlerinin uygulanmaya başlanmasıyla inovasyon yapılmış olur. Yeni mezun mühendislerin 1500-2500 TL ücret aralığında çalışmaya zorlanması, birçoğunun iş bulmakta hayli zorlanması üniversite tercihlerinde bu bölümlerin tercih edilmemesi sonucunu doğurdu.
Benim sınava girdiğim 86-87’li yıllarda ilk sıralarda tıp fakülteleri, diş hekimliği, eczacılıktan sonra mühendislik fakülteleri gelirdi. Öğretmenlikler bunların çok gerisinde yer almaktaydı. Şimdilerde ise milletin akılları gözlerine inmiş âdeta, gördüğü maddi şeylere inanıyor, gerisine hiç gözüyle bakıyor. Sadece kolay iş bulabileceği bölümleri tercih ediyor.
Halbuki hafıza gücü yüksek, ortalamanın biraz üzerinde insanlar rahatlıkla doktor olabilir, bu mesleği icra edebilir. Karşısına çıkan insanların yüzde 90’ı benzer 5-10 hastalıktan mustariptir. Bunu da ezbere bilen ortalama biri hastasına rahatlıkla reçete yazabilir. Oysa hafıza ve zekâ gücü en yüksek insanlarımızı maalesef mühendislikler yerine biz tıp fakültelerine ayırıyoruz. Bu sınavlara ne kadar karşı olsam da, o sınavlarda ayrılan yüzdeliklerdeki öğrencilere şöyle bir baktığımızda bunların hal, hareket ve konuşmalarından zeka katmanlarını 10 yıl görev yaptığım üniversitede kolayca seçebiliyordum. Sonra bu eğitim sistemi bizleri kendine güvenen, çalışıp üretme, yeni icatlar ortaya koyma azmi yerine Batı hayranı, taklitçi, özgüveni yerin altında kişiler haline getirmektedir. Japonya’daki gibi, herhangi bir icat geliştirmeyen mühendisin doktorası kabul edilmeyecek olsa sadece öğretim üyelerimizin yaptığı yenilikler bile ülkemizin belirli seviyelerde yükselmesine sebep olabilecektir. Ancak üniversitelerimizde yabancı dili halledebilirse doçent adaylarımız için bilimin ne ehemmiyeti var anlayışı hakimdir. Bu ise resmen mandacılığın mücessem halidir.
Bunun yerine devletin vermiş olduğu AR GE desteklerinin nereye, nasıl harcandığını resmi makamlar sıkı bir şekilde takip etse, belli üretimlerde konuyla ilgili mühendisin çalıştırılıp çalıştırılmadığı, aldığı ücretler kontrol altında tutulsa eminim mühendislikler yeniden cazip hale gelecektir. Bizim mühendisler 80’li Yıllar dizisinin babasının repliği gibi “icat çıkarma” emriyle müteessirdir. O sadece üretimi kazasız belasız sürdürmekle görevlidir. Çoğunlukla kendi üzerindeki üretim şefi ya da bölüm müdürünün dikte ettiği emirleri uygulayan memurlardır. Oysa sadece devletin desteği çalışkan, üretken elemanlara harcanıp üretime yenilikler getirmek, çeşitlendirme için kullanıldığı takdirde bile ülkemizde hiçbir mühendis işsiz, hiçbir mühendislik dalı öğrencisiz kalmayacaktır. Bu noktada devlet işletmelere siz ne kadar gelişime harcadıysanız benden de o kadar katkı anlayışı geçerli olmalıdır. Kesin ispatı olmayan şeylere ödeme yapılması sadece obur, devletten geçinmeye alışmış iş adamlarını çoğaltır.