Algı; psikolojik ve bilişsel bilimlerde duyu organlarınca alınan bilgilerin işlenmesi, yorumlanması ve düzenlenmesi halidir.
Algı operasyonu; var olan ya da yeni oluşturulan bir düşüncenin insanlara kabul ettirilmesi durumudur. Algı operasyonu yapmanın en etkili araçları yazılı ve görsel medyadır. Bu araçlar aracılığıyla sürekli olarak algı operasyonları yapılmak suretiyle insanlar etki altına alınıp yaşam tarzlarından, düşüncelerine, inançlarından, tercihlerine kadar birçok konuda müdahale edilmektedir.
Günümüzde en fazla algı operasyonu yapılan kavramlardan bazıları yenilik ve değişimdir. Çünkü yenilik ve değişim ilk bakışta içinde iyi, olumlu ve ilerlemeci bir anlam barındırıyor algısı vermektedir. Bu biraz da zaman algımız ile ilgilidir. Yeni olanın eski olana göre daha ileride olduğunu algılama durumudur.
Kapitalist bir düzende çarkların işleyebilmesi için yenilikler yapılması, tüketimin sürekli olması, hatta artarak devam etmesi gerekmektedir. Her alanda yenilik adı altında yeni ürünler pazarlanır. Yeni model telefonlar, arabalar, giysiler, yeni tip bedenler ve diğerleri. İnsanlara yeni bir ürüne sahip olduklarında konforlarının artacağı, mutlu olacağı ve farklı olacağı hissi pompalanır. Yenilik adı altında yeni ürünleri kolay pazarlamanın en etkili yolu da yeni bir kavram ile mümkündür. Trend.
Kültürden, sanata, kıyafetten, yeme-içme alışkanlığına, tatilden, hobilere kadar hemen her konuda trendler oluşturulur. Trend olarak sunulan yeni durum çoğu kez tek tip davranış modelleri oluşturmakta, tek tip insan modelleri üretmekte, kişisel farklılıkların ve bireysel yeteneklerin gelişimini engellemektedir.
Trendlerin algılanma süresi başlangıçta herkes tarafından aynı değildir. Sürekli olarak dayatıldığında insanlar tarafından algılanmaya başlanır ve bir zaman sonra içsel hale gelir. Artık kavram kişiye başkaları tarafından dayatılan kavram olmaktan çıkıp, kişinin kendisinin keşfetmiş olduğu bir durum haline gelmiştir. İşte o an parçaların bütünlendiği andır. Artık kişi trende uygun davranmak için yaşantısı ile ilgili bir sürü fedakârlıklar yapacak, daha çok çalışacak ve trendin çarkına uyum sağlayacak ya da trendin dışında kalma huzursuzluğuyla mutsuz olacaktır.
Kapitalizmin var oluşunu sürdürebilmesi için daha büyük ölçekli trendlere ihtiyaç vardır. Yeni dünya düzeni gibi.
1989 da Berlin duvarının yıkılmasının ardından her alanda daha sıklıkla duymaya başladığımız küreselleşme- yeni dünya düzeni sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz sistemi tanımlamak için de kullanılmaya başlamıştır. O yıllarda dünyadaki hakim tekelci sermayenin ve onlara hizmet eden taşeron yönetimlerin empoze ettiği şekliyle küreselleşme, sermayenin kolayca dolaşımını mümkün kılacak, yabancı yatırımlar sayesinde ekonomilere olumlu katkılarda bulunacak ve insanların refah seviyelerinde gelişmeler sağlayacak yenilikçi bir sistem olarak sunulmuştur. Bunun yanında daha çok demokrasi, daha eşitlikçi bir paylaşım gibi soslarla da süslenmiştir. Fakat ne kar amaçlı giden tekelci sermayeler ne de soslar ile süslü yalanlar gittikleri yerlere demokrasi, huzur ve zenginlik getirmemiştir.
Günümüzde geldiğimiz noktada ise dünyanın kaynaklarını hoyratça tüketen, türlerin yok olmasına sebep olan, doğaya ve çevreye büyük zararlar veren, kaynakların bölüşümü konusunda büyük farklılıklar oluşmasıyla dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar ve göç hareketlerinin hızlanmasına sebep olan bir yapıya dönüşmüştür. Avrupa ve Amerika dâhil dünyanın birçok yerinde sınıflar arası gelir paylaşımında uçurumlar meydana gelmiştir. Yenilik her zaman ilerleme değildir. Eskiler her zaman kötü değil, yeniler her zaman iyi değildir.