OVALI EMİSYON SOL
OVALI EMİSYON SAĞ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 06 Mart 2019, Çarşamba 19:10
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ

 

Toplumsal cinsiyet rolleri birçok sosyal bilimin ilgi odağı ve sosyolojinin önemli konularından biridir. Cinsiyet eşitsizliğinin var oluş nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak için, Sosyal Bilimler açısından toplumsal cinsiyeti anlamak ve değerlendirmek gerekir.

Kadın ve erkek kavramları sadece iki cinsin biyolojik farklılıklarını ifade etmez. Bu kavramlara toplumsal anlamları yükleyerek, belirlenmiş rol ve sorumlulukları da ifade eder.

Erkek, dışa dönük evin yönetimini, ekonomisini, geçimini yürüten kişi, karar verme konularında daha fazla söz hakkına sahip olurken, kültürel değerlerle toplumsal cinsiyet rollerine tabi tutulan kadın, eve bağımlı, içe dönük, hizmet davranışları, sözü edilen kültürel öğretiler doğrultusunda fedakâr olarak yetiştirilir.

Ortaya konan görev çerçevesinde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varlığı kendini göstermektedir. Bu çarpıklığın giderilmesi için günümüzde durduğumuz noktayı, hangi rollerin yeni nesillere transfer olduğunu ya da olmadığını bilmek ve tespit etmek gerekir. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki kavramsal fark; bireyin biyolojik, fiziksel ve demografik özelliği ile toplumun kendi gelenek, görenek, töre inanç ve beklentilerine, kültürel kodlarına göre, kadın ve erkeğe yüklemiş olduğu rollerdir.

“Cinsiyet” biyolojik, fizyolojik özelliklere göre tanımlanırken, “Toplumsal Cinsiyet” kadınlık ve erkeklik tanımlarını toplumun belirlediği anlamlara göre inşa eder.

Birey, cinsiyet rolünü, sosyalleşme sürecinde kazanır. Bireylerin, kişisel beceri ve yetenekleri, daha iyi denilebilecek bir konuma sahip olmaları, bir sorun olarak görülmemekte, daha çok biyolojik durumdan dolayı cinslerden birinin ayrıcalıklı ve diğerinin ikincil duruma düşürülmesi sonucu ortaya çıkan bir sorun olarak görülmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tarihine baktığımızda, kadının toplumdaki konumunun psikolojik alt yapısının mimarının erkekler olduğu iddiasını ciddiye almak gerekir. Ataerkil toplumlarda erkek, kadının aile ve toplum içerisindeki yerini belirler.

Kadının ikincil duruma indirgenmesinin temelinde biyolojik doğalarına karşın, toplumun onlara önceden biçtiği roller vardır. 

Kadının toplumdaki yeri ve sorununu tarihsel olarak incelediğimizde, sorunun tarihsel kökeninde, tarih boyunca hep ezen, ezilen, güçlü, güçsüz, efendi, köle, diye nitelendireceğimiz toplumsal sınıflar olmuştur.

Antik Yunanlılar demokrasilerinde kadınlara ve kölelere oy hakkı tanımıyorlardı. Aynı şekilde ilk liberaller, kadınlarında oy kullanmak isteyeceği konusuna hiç girmeden, fikirlerini, düşüncelerini önemsemeyerek insanların eşit olduğundan söz ediyorlardı.

İngiltere’de kadınlar evli olsalar da mülk sahibi olamazlardı, emeklerinin karşılığını alamazlardı ve babalarından kalan mirastan yoksunlardı. Kadınların, çocuklarının eğitimi konusunda söz hakkı bulunmadığı gibi boşanma durumunda velayetini de alamıyorlardı. Oy kullanma hakkına sahip değillerdi ve boşanmaları için parlamento kararı gerekiyordu.

Kadınların bağımsız, kendi kendine yeterli olması ve kendi başına karar verebilmesi gibi insanı özerkleştiren özelliklerin aksine, çok erken çağlardan itibaren sadece erkeklere hizmet ve itaat etmeleri için itaatkâr bir karakterde yetiştirildikleri hususu cinsiyet eşitsizliği gerçeğini gözler önüne serer.

Kadının kendi duyguları, kendini ifade etmesi ve istekleri yok sayılarak, kendisi için değil, başta eş olmak üzere en yakınları için yaşaması gerekliliği öne sürülüyordu. Kendilerini namus kavramından muaf tutan eril zihniyet, dini buyrukların dışında birçoğu menfi öğretilerin üretimi ile oluşturulmuş toplumun ahlaki kurallarına uyulması gereğini yalnızca kadına atfederek, aile fertleri için daima fedakârlık yapması, ilahi bir görev olarak görülüyor ve gösteriliyordu.

Geçmiş tarihlerden günümüze kadar olan süreçte, doğu toplumlarında hala devam eden, dini inançlara dayandırılarak öne sürülen bir takım hurafe söylemler, kadının sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarının dışında bırakılarak geri kalmasına neden oluyor, bu bağlamda toplumun mimarı olan, eğitimin en temel yer olduğu ailede, kız ve erkek çocuklarının eğitilmesinden ve yetiştirilmesinden, bu ne çelişkidir ki yine kadın sorumlu tutuluyor.

Ataerkil zihinsel zemininin hâkim olduğu toplumlarda kız çocuklarının eğitimi ve yetiştirilme tarzı, zorunlu görev ve ödev olarak atfedilen hizmet davranışları ve itaat bilincini oluşturuyor. Erkek çocuklarını daha yetiştirirken güçlü ve bağımsız varlıklar olduğunu ifade eden sözel tanılar, hitaplar, yönlendirmeler ile yüklenilen anlamlar, erkeği dışa dönük fakat kendi kişisel ihtiyaçları ve öz bakımı hususunda kadına bağımlı kılıyor, erkeğin önceliği, itaat ve hizmet davranışları beklentisi,  kadının kendini ikinci ya da üçüncü planda tutmasına neden oluyor.

Hizmet davranışları ve itaat eksikliğinin yaratmış olduğu kriz, ataerki iktidar hegemonyasında konforun bozulmasına neden olduğundan,  şiddet eğilimi baş gösterebiliyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, kuşaklar arası farklılıklar gösterirken, üç kuşak kadın arasındaki cinsiyet rolleri de sosyolojik olarak tespit edilmelidir. Yaşlı, orta ve genç kuşak olmak üzere her birinin arasındaki farklılıklar, her bir kuşağın kendi dönemindeki öğretileri algılayışı ve uygulayışı, yaşamsal standardını kapsar. Üç kuşak arasındaki cinsiyet rolleri farklılıkları, sanayileşme ve aydınlaşmanın getirdiği modernleşme süreci, kadının, çalışma hayatına katılması, eğitim ve çeşitli alanlarda gelişmesi, eşit hak ve hukuk farkındalığının oluşmasına olanak sağlamıştır. Gerek eğitim ve iş hayatında, gerekse sosyal hayatta kadının eşit hak ve hukuk farkındalığı, iletişimsel ve algısal yönden kadın ve erkek arasında sosyopsikolojik, sosyokültürel sorunlara neden olur. Teorik ve düşünsel manada kabul görüldüğü düşünülse de, kadında değişim ve dönüşüm gösteren üç kuşak rol farklılığı, erkeğin sosyokültürel ve sosyopsikolojik olarak güncellenemeyişinden zihinsel ve pratiksel açıdan kabul görmez.

Kuşaklar arası cinsiyet rolleri farklılıkları, öğrenilen sosyalleşme sürecinde sosyolojik, psikolojik ve tarihsel olarak toplumdan topluma farklılıklar gösterse de, her toplumda kadının ikincilleştirilmesi ve mağduriyeti ortak bir sorun olarak devam eder.

Mahremiyet algısının “görünmezlik” olduğu Doğu toplumlarında sosyal olgular o yönde şekil alırken, Batı toplumlarında “dokunmazlık” olan mahremiyet algısı, her toplumun kadına bakış açısındaki farklılıkları gözler önüne serdiği gibi, “mahremiyet” kavramının algılanma ve uygulanma biçimi de yalnız kadının sorumlu tutulduğu bir kavram algısının kabulünü gösterir.

Kadın kimliğinin erkeğin statüsü üzerinden inşa olması, kadının erkek iktidarına karşı sessiz kalması ve yeteri kadar demokratikleşememiş olması, engelleyici birçok faktöre dayanır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği yalnızca erkeğin kadınlar üzerindeki egemenliği ile değil, yanlış din anlayışı, kökleri derinde olan, baskı aracına dönüştürülen ve hayatların son bulmasına vesile olan töreler, kadını bir reklam aracı olarak metalaştıran politikalarla feminizmi bir ideoloji olarak ortaya çıkartan egemen güçler ve kapitalist sistem de bu mücadeleyi gerektiren etmenler arasında yer alır.

Kadınların sırf kadın olarak dünyaya gelmelerinden dolayı yasal engellere maruz kaldıkları kısa sürede çözülmeyecek kadar bu kısıtlılık durumu, cinsiyetçi bir yaklaşımla değil, tamamıyla insan hakları olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Kadının insan olarak haklarını tanıması ve gündemine taşıması ile birlikte ortaya çıkan sorunların, Jakoben (tependen inme) yasalarla çözülmeye çalışılması, psikolojik kutuplaşmalara neden olup, sorunları daha içinden çıkılmaz bir hale getirerek vahimleştirir.

Öncelikle sorunların doğru tanımlanması için, iki cins arasındaki beklentilerin ve farklılıkların neler olduğunu tespit etmek, karakterin nasıl oluştuğunun ya da oluşturulduğunun bilinmesi ve analiz edilmesi yönünde psikolojinin en önemli dallarından biri olan, koşulların karakter üzerindeki etkisi ile ilgili yasaların ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.

Her iki cins için de karakter oluşumunun nasıl gerçekleştiğinin akılcı bir araştırması ve analizi olmadan ileri sürülen iddialar, ön yargı ve spekülasyondan başka bir işe yaramaz.

Kişi kendi düşünce ve yeteneğinin dışında tutularak, başkalarına bağımlı ve başkalarının arzuları istikametinde davranmaya zorlanırsa hem bireysel hem de toplumsal ilerlemenin en temel dinamiği olarak devre dışı bırakılmış olur. “Mill” bir toplumun gelişmişlik düzeyini, kadının o toplumdaki konumuyla, refahıyla ilintilendirir.

Her türlü bireysel düşünce ve yetenekler, eşit hak ve sorumluluklar, ailenin ve toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlar.

İslam dini, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuştur. Bununla ilgili Efendimiz Veda Hutbesi’nde “Ey İnsanlar! Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız olduğu gibi, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır.” diye zikrederler. “Zira siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız” der.

“Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım” der.

“Müminlerin iman bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olandır” der.

“Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fena söz söylemeyin” der.

            Rab’bimiz de birçok ayetinde kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu vurgusunu yapar.

“Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay olduğu gibi, kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah’tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.”  (Nisa suresi, 32)

İtaat edilecek BİR ve TEK olan,  BEN’den yüce olanı, iyi olanı isteyiniz diyen Rab’imizin sözünün üzerine söze hacet mi? Ola… 

 

Kaynakça;

Kadının Toplumsal Konumu. John Stuart Mill

Üç Kuşak Kadının Cinsiyet Rolleri. Elif Kadılar

Peygamberimizin Hayatı. İrfan Yücel

Kur’an-ı Kerim Meali. Elmalılı Hamdi Yazır


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık