gokçe san
Atıç Sağ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 20 Şubat 2019, Çarşamba 13:34
MuhammedGömük

Muhammed Gömük

KESKİNLİ RIZA BEY YALANLARI VE GERÇEKLER

  Kırşehirin Kaman ilçesine bağlı Hamit Köyünden Mehmet Rıza Bey adında dönemin hızlı ittihatçı olan bir zat gelip geçmiş ancak curcunası hâlen devam ediyor.

Bu zat, Cumhuriyet aleyhindeki faaliyetleri nedeniyle İstiklâl Mahkemelerince yargılanarak idam edilmiştir. Vergi memuru Halilin oğlu Mehmet Rızanın günümüzdeki bağlıları, adı geçenin haksız idam edildiğini öne sürerek bu sözde haksızlık üzerinden Atatürke ve Türkiye Cumhuriyetine iftiravari ve hakaretamiz ithamlarda bulunmakta; dahası bu çirkin ithamları Kırıkkale ile ilgili hemen her kitaba sokuşturmak için olağanüstü bir çaba sarfetmektedirler.

Okumakta olduğunuz yazımda söz konusu madrabazlığı deşifre edeceğim. Pekâlâ bu deşifre neden önemli? Değerli dostlar, bu anlatacağım örnek gibi çok sayıda deli saçması şehir efsanesi ile ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk yıllar yılı karalanarak gözden düşürülmeye çalışılmakta ve Atatürk üzerinden Cumhuriyetimizin temelleri dinamitlenmek istenmektedir. Daha da sebep saymaya gerek yok, yalanlara geçebiliriz.

Yalan 1: Adamın adını her yerde Keskinli Rıza Bey diye kullanıyorlar ama bu adamın Kırıkkalenin Keskin ilçesiyle bir ilgisi yoktur! En başta da dediğim gibi bu zat Kırşehirlidir! O hâlde bu fütursuz yalanın sebebi nedir? Atatürk ve Cumhuriyet aleyhindeki provokasyonlara Kırıkkale gibi vatanseverliği tescilli bir şehri dâhil ederek kendi cephelerini daha büyük ve daha güçlü göstermeye çalışıyorlar. İttihatçı Mehmet Rızanın yaşadığı zamanlarda bugünkü Keskin ilçesi o zamanki Kamana veya Kırşehire bağlı olabilir; ancak bu da Mehmet Rızanın Keskinli olduğu anlamına gelmez. Mehmet Rızanın aşiretinin bir kısmının bugünkü Keskin sınırlarında yaşıyor olması da bu zatı Keskinli yapmaz.

Yöreyi bilmeyenler için Keskin ile Kaman arasındaki benzerliği ve ince nüansları da belirtmeden geçmeyelim ki kafalarda soru işareti kalmasın. Keskin, her ne kadar Kırıkkale il olduktan sonra Kırıkkaleye bağlanmış bir ilçe olsa da Kırıkkale kültürüne dâhil bir coğrafya değildir; aynen Kaman ve Kamanın bağlı olduğu Kırşehir gibi davulcularıyla zurnacılarıyla meşhur, ebdal kültürü dairesinde zikredilmesi gereken güzide bir coğrafyadır. Kırıkkale ise il yapılıp Ankaradan ayrılmış olmasına karşın hem coğrafya hem de kültür yönünden Ankaranın bir parçasıdır; hatta her Kırıkkaleli aynı zamanda bir Ankaralıdır. Kırıkkale ve Kırşehir ise sadece kültürel yönden değil, insanlarının fiziki ve karakteristik özelliklerinden damak tatlarına kadar birçok yönden birbiriyle benzeşmeyen iki farklı coğrafyadır. Hâl böyle olunca İttihatçı Mehmet Rıza, özelde Keskin genelde Kırıkkale coğrafyasına mâl olmuş bir şahsiyet değildir; bütün etkinliği özelde Kaman genelde Kırşehirle sınırlı bir kimsedir, Kırıkkaleyle ilgisi yoktur!

Yalan 2: Mehmet Rızanın İstiklâl Harbi yıllarında milli mücadele karşıtı hareketlere katılmadığı iddia edilmektedir. Oysaki bu zat, aşiretine mensup kimselerden oluşturduğu ve Ankara hükûmetince de malum atlı müfrezesi nedeniyle Yozgattaki Çapanoğlu İsyanını bastırmak için kendisinden destek istendiğinde bu vatanî meseleye kayıtsız kalmış, kılını kıpırdatmamıştır. Delili şudur ki Çapanoğlu Celal, Sorgun ve Yozgatı zaptettikten sonra bu isyanı bastırmakla görevlendirilmiş Kılıç Ali Paşaya gönderdiği telgrafta şöyle demektedir:

“Halife Ordusunun maksadı Mustafa Kemal ve yedi arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir mebusu Mehmet Rıza ile temas ve muhabere (iletişim) hâlindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankaraya yürüyeceğiz!”

Bilindiği üzere Çapanoğlu (Yozgat) İsyanı Çerkez Ethemin desteği ile bastırılabilmiştir. O günlerden kalan hıncın eseri olarak küçük bir kısım Yozgatlılar Atatürk aleyhinde küfre varan ve buram buram hıyanet kokan iftiralara sarılmaktadır. Örneğin Atatürkün Yozgatta kadınlara sarktığını, Yozgatlıların ise Atatürkü kovaladığını, bu sebeple de Atatürkün Yozgatı sevmediğini ve cezalandırdığını dillendirirler. İnternetteki platformlarda konuyla ilgili binlerce zevzekliğe rastlayabilirsiniz. Halbuki Çapanoğulları (Yozgat havalisi) aynen Konya (Bozkır) havalisi gibi sadece İstiklal Mücadelesi sürecinde değil Osmanlılar döneminde de ikide bir isyan edip devlet otoritesine baş kaldırmış sorunlu bir zümredir. Az bir tarih bilgisi olan bunları bilir.

Yalan 3: Atatürkün İttihatçı Mehmet Rızayı ikinci grup adı verilen Meclisteki muhalif gruba dâhil olduğu için hedef aldığı ve bu sözde husumet nedeniyle hakkında kovuşturma başlattığı iddia edilmektedir. Bu menfur iddianın yalan olduğunu ispatlamak için iki somut vakıa dercedeceğim:

Birincisi: İttihatçı Mehmet Rıza, yöresindeki aşar vergisi müzayedelerine mültezim (vergi toplama görevlisi) olarak katıldığı esnada prosedüre uymamış, diğer bir tabirle yolsuzluğa karışmış; bu nedenle çiftliğindeki ambarları, malları ve hayvanları hakkında haciz muamelesi yapılmış ve yerel mahkemede yargılanmıştır. Bu esnada Ankaraya yazdığı mektupta “bir de garibe-i adliye ihdas olundu” diyerek yargılandığı mahkemeyi aşağılamıştır.

İkincisi ise: Yöresinden on altı eşkıyaya ve altmış yetmiş civarında mahkûma sahte af belgesi düzenleyip emrine almış olmasıdır. Evveliyatı var: İstiklâl Harbi döneminde de Bilecik Cephesinden dönerken bir hapishanedeki kırk iki mahkûmu yine hukuka aykırı şekilde hapishaneden çıkartarak beraberinde Kırşehire götürmüştür. İttihatçı Mehmet Rıza, hapishaneden çıkarıp hizmetine aldığı bu kişilerin İstiklal Harbinde yararlılık gösterdiğini öne sürüp afvedilmeleri için Bakanlar Kuruluna başvursa da söz konusu yararlılığı kanıtlayamadığı için başvurusu reddedilmiştir.

Görüldüğü üzere Atatürkün İttihatçı Mehmet Rıza ile şahsi bir husumeti bulunmamaktadır. Zira İttihatçı Mehmet Rızanın cürümü zaten boyunu aşmıştır.

Yalan 4: İstiklâl Harbinden bahsederken “keşke Yunan galip gelseydi” diyen Fesli Kadir, İttihatçı Mehmet Rızanın harbe bin beşyüz atlıyla iştirak ettiğini söylüyor. Kaynağı ise Atatürke ağza alınmayacak hakaretler savuran Rıza Nur adlı müptezelin hatıratları. İdam sehpasından canını zor kurtarıp soluğu Hristiyan kâfirlerin kucağında alan İttihatçı Rıza Nur, Atatürke düşman tüm kitlelerin cerahatiyle gıdalandığı çıban başıdır. Ne var ki bizzat kendisi mezkur hatıratlarında kafadan sakat olduğunu itiraf etmektedir. Doğrusu şu ki İttihatçı Mehmet Rıza yöresinden bin beş yüz değil sadece beş yüz gönüllü toplayabilmiştir. Eldeki kaynaklarda geçen en yüksek rakam budur. Ancak bu beş yüz kişilik milis güce komutanlık yapmış mıdır, bu milisler harpte ne kadar yararlılık göstermiştir, kaç tanesi cepheden kaçmıştır; bunlara ilişkin hiçbir kaynakta bilgi yoktur. Anlayacağınız birileri bol keseden sallamaktadır.

Yalan 5: Gelelim Mehmet Rızayla ilgili en meşhur yalana… Sözüm ona Atatürk Mehmet Rızayı huzuruna çağırmış ve sormuş; “milli mücadele döneminde şu kadar adam toplamıştın, şimdi olsa yine toplayabilir misin?” Mehmet Rıza da iddiaya göre “o zamanlar

hazırlıksız yakalandım, şimdi olsa on bin adam toplarım” demiş. Yine Atatürk sormuş; “bu Ankaranın emniyetini nasıl görüyorsun?” Mehmet Rıza da iddiaya göre “Allahaşkına Paşa, birbirimizi kandırmayalım, Ankarada emniyet diye bir şey mi var, ben istesem bu Ankarayı elli kişiyle teslim alırım, iki üç kişi sana gönderirim, beş kişi Meclise gönderirim, yeter” demiş. Atatürk de öylesine korkmuş ki görüşmenin ardından hemen Emniyet Genel Müdürünü arayıp İttihatçı Mehmet Rızayı iki polisle evinin önünde tutuklatmış.

Gördüğünüz üzere bu diyaloğa sadece yalan demek kifayetsiz kalır. Yedi düveli dize getirmiş, Türkiye Cumhuriyetini ve düzenli orduyu kurmuş Atatürk, “seni iki üç kişiyle teslim alırım, elli adamla Ankarayı zaptederim” diyen birinden korkmuş öyle mi? Değerli dostlar, en önemli sağlık, akıl sağlığıdır. Şuramız buramız hasta olabilir, ağrıyıp sızlayabilir; ama Allah kimseyi beyin özürlü yapmasın. Yoksa işte böyle milletin maskarası olursunuz hafazanallah.

Bu kuyruklu yalanın devamı da var: Keskinde güya bir Kürt aşireti varmış, aşiretin reisi Veli Bey diye biriymiş. Atatürk İttihatçı Mehmetten sonra ona sormuş; “vaktiyle şu kadar adam toplayıp mücadeleye katılmıştın, şimdi olsa aynısını yapar mısın?” O da “ne gezer Paşam, biz o zaman aşiret reisiydik, şimdi herkes ağa oldu, sözümüzü dinleyen mi var” diye cevap vermiş ve bu cevabı sayesinde paçayı kurtarmış. Bir defa Keskinde Kürt aşireti yoktur, hatta bir tane Kürt köyü bile yoktur. Gördünüz mü yalanın daniskasını? Atatürkün işi gücü yokmuş da böyle tiplerle muhabbet ederek vakit geçirmiş! Biri “Allahaşkına” diye hitap ediyor, öteki “ne gezer Paşam” diyor! Bunlar Atatürkün hem asker arkadaşları hem de emmi uşakları elleham!

Yalan 6: İttihatçı Mehmet Rıza İngilizce, Fransızca, Arapça falan biliyormuş! Tabii canım, orta mektepten (rüştiyeden) mezun olanlar zaten İngilizceyi, Fransızcayı, Arapçayı, hatta Çinceyi, Japoncayı sular seller gibi konuşurlar…

Yalan 7: İttihatçı Mehmet Rıza İstiklâl Mahkemelerinde haksız yere idama mahkûm edilmiş... İsnat edilen suç ise İngilizci Şeyh Said İsyanı esnasında köyüne gelen İngilizci Şeyh Saidin adamlarına katır vermekmiş. Güya İttihatçı Mehmet Rıza da kendine güvendiği için yargılama boyunca savunma yapma ihtiyacı duymamış, susmuş. Ey hiç yüzü kızarmadan bunca palavrayı savuranlar, martaval okuyacağınıza çıkarıp millete gösterinsenize İttihatçı Rızanın yargılanma dosyasının mündericatını! Var mı sizde öyle yürek? İttihatçı Mehmet Rızaya onca eşkıyayı, hapishane kaçkınını niçin yanına alıp silahlandırdığı, koruyup kolladığı sorulmuş mu? Cevap? Cevap yok! Güya haklı olduğuna eminmiş, savunmaya ihtiyaç duymamış da susmuş. Yesinler sizin yalanınızı!

Sonra da tutmuş bu adamın babası oğlu için bir şiir yazmış. İki kıtası özellikle dikkatimi çektiği için yayınlamak istiyorum:

Asla idamıma hiç üzülmeyin

Siz beni de oldu diye bilmeyin

Kaleli nesline selam vermeyin

Kalleşi çıkardın karşıma felek

 

Demişler isyana hazır duruyor

Şeyh Saide isyana varıyor

Dört alçak Kaleli şehit oluyor

Yalan yafta taktı döşüme felek

Burada geçen Kaleli ibaresi dikkatinizi çekmiş olmalı. Kırıkkalelilerden alçak diye, kalleş diye bahseden bir zihniyet! Ve bu zihniyet, kendi uydurduğu gazoz ağacı masallarıyla Atatürke iftiralar atmaya, Cumhuriyetin mahkemelerini aşağılamaya ve bütün bunları cahil cühelaya yutturmaya çalışıyor. Her ebesi dedesi mahkemede hüküm giyen böyle zıpçıktılık yaparsa bu işin sonu ne olur? Bir düşünün, ne olur?

Son olarak altını çizerek arz etmem gereken bir husus var. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıdır, birileri sevse de sevmese de! Atatürk, saygı duyulması zorunlu olan ulu önderimizdir, sevseniz de sevmeseniz de! Kimse siyasal konjontürü müsait sanıp da Cumhuriyet ve Atatürk aleyhine atıp tutmasın! Cumhuriyetin bekçileri olan bizler, her şeyi görüyor ve tek tek not ediyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık