DIŞLANAN ÇOCULAR AKRAN ZORBALIĞI VE EBEVEYNLERİN GÖREVLERİ
Sadece kendimiz için yaşamıyoruz, Çevremizle ilişkilerimiz çocuklarımızın bugününü ve geleceğini de oluşturmaktadır. Aile büyüklerine düşen en başından itibaren çevreyle, komşularla sosyal ilişkiler kurmaktır.
Çevremizdeki iş yerleri sahipleriyle iyi geçinmemiz sokakta çocuk ve ailemizi de görünmez bir koruma kalkanıyla çevreler. Bu komşularımız için de geçerlidir. Daima güler yüzlü ve çözüm odaklı olmak gerekir, bizim için kolay olan bir çözüm komşularımız için hayati önem taşıyabilir. İnsanların taviz veremediği en önemli şey çocuklarıdır, bu nedenle onların çocuklarını da empati çerçevesinde ele almalıyız. Bunu bilhassa çocuklarımız için yapmalıyız.
Çocukluğumda hatırladığım bazı aileler vardı, bunlar çocuklarının arkadaşlarını eve davet ederler ve ortak şeyler yemelerini sağlarlardı. Bir okul odaklı piknikte bir arkadaşın getirdiği yumurtalı patates kızartması en az 10 çocuğun piknik gıdasını da oluşturmuştu. Bu çocukların diğer çocuklar tarafından dokunulmaz olmasını sağlardı. Tüm canlıların ortak dostluk algısı yediğini bölüşmektir. Bir canlıya verdiğiniz yiyecek ona verilmiş sizin için en önemli şeyinizden olarak algılanır; yani yiyeceğini bölüşmek önemli bir dostluk testidir. Brezilyada 6 yaşından itibaren futbol okuluna kabul edilen çocuklara verilen ilk ders yemeğini yanındaki arkadaşıyla bölüşmektir. Bu nedenle Brezilya futbolu takım oyunudur. Bunun tam aksi, ortada görülmeyen ebeveynlerin çocuklarının mahallede sürekli dışlandığına da şahit oldum. Bu özellik bir kurum tarafından aile reislerine kazandırılmalıdır.
Hediyeleşmek de önemli bir araçtır, ancak bu değeri düşük veya kendi eskilerimiz olmamalıdır. Karşıdakinin satın almak istediği şey olmalıdır. Yoksa karşıdaki kişinin onuruyla oynamış oluruz. Çocuklarımız da arkadaşlığın önemini ve arkadaşlık ilişkilerinin ölçülerini bizim yaşantımızdan örnek almalıdır.
Dedi kodu, laf götürüp getirmek, peşin hüküm, arkadan konuşmak dünya savaşları dahi çıkarabilir ve biz de bu savaşın kaybedenleri arasında oluruz. Bu özellik iç dünyamızın bir göstergesidir. Bunun telafisi ne bizim için, ne de çocuklarımız için yoktur. Belki de biz, komşularımız yada onların çocukları için bir idol, yani derin saygı uyandıran örnek alınan kişiyizdir. Daima kendimizi karşıdakinin yerine koymalıyız, onu anlamanın en iyi yolu budur ve bizim şuanda en büyük eksiğimiz de budur. Bir bayanın çöplük karıştıranlarla ilgili olumsuz görüşlerinin nasıl değiştirdiğini şöyle anlattığını dinlemiştim. Bu guruptan bir bayanın yazdığı hatıralarından okuduğu ve çöplükten bulduğu dokunulmamış pastalarla yaptıkları kabul günleri, mutluluk paylaşımları ve benzeri olaylar onu değiştirmişti. Daha sonra onlara karşı aşırı duygusal bir bağı oluşmuştu. Empati yapmak, işte sihirli değnek budur. Superiority olarak bilinen, üstünlük gösterisi sunmak, gösterişli yaşamak ve kendini toplumun üstünde görmek aslında dünyada gelişmemiş toplumların özelliği olarak bilinir. Çünkü sınıf farkı gelir dağılımı adaletsizliğinin ve ekonomik gelişim eksikliğinin bir göstergesidir. Bunda devletin gelir dağılımı adaletini göz ardı ettiğini görebiliriz. Bu, toplumda telafi edilmez yaralar açar. Gelişmiş toplumların özelliği düşmanlık ve kinlerin ve benliğin terk edilmiş olmasıdır. Bu, sonunda maddi zenginliği de getirir. Ekonomik küçülmenin sebebi kin ve nefretin ticari ahlakı da etkilemesi, yani kaynaşmamaktır.
Bir gün bir ortaokul yakınlarında bir çocuğun akranının yakasını avuçlayıp onu havaya kaldırdığını gördüm. Araya girip sorunu bitirdim, bir polisin yanına gitti ve bana, amca gel beni şikayet et, dedi. Saldırıya uğrayan çocuk, amca onun babası hapiste, okula gelmiyor, dedi. Okula gidip durumunu sordum, okul da çaresizlik içinde ve muzdarip… Kaybedilmiş bir çocuk ve babasını idol yapmış. Ne yazık ki ne öğretmenleri ve ne de ilgili bir kimse bu çocuğu topluma kazandıramamış. Her an birkaç ocağa ateş düşebilir. Neyse ki pompalıyla gelmeyi düşünme noktasında değil. Devletin ne yapılabileceği farklı bir konu, biz aile olarak ne yapabiliriz? Mümkün oldukça çevremizdeki buna benzer çocukları dokunuşumuzla kazanmaya çalışmalıyız. Babamın bir memur olmasına rağmen birçok çocuğun okul kitaplarını aldığını hatırlıyorum. Yakın çevremizden başlayarak, herkes kapısının önünü süpürmeli.
Bizim zamanımızda Fen Lisesi ve Anadolu Lisesi gibi ayrımlar yoktu veya yaygın değildi ve çocuklar istikrarlı arkadaşlarını örnek alırlardı. 20 yıl boyunca doğal sayılar, rasyonel sayılar diye tekrarlamaktan çok daha önemli şeyler vardır. Şimdi çocukların örnek alacağı ve kendilerinden farklı arkadaşları yok. Mesleki eğitim mi, her okulda verilmeli. Bu da farklı bir konu ve başlı başına ele alınması gerekir. Önemli olan insan kazanmaktır, kimin ülke birincisi olduğunu tespit etmek değil! Bazı ülkelerde çocuklar kendi yazılı notlarını kendileri yazar, bazı ülkelerde not dahi verilmez!
Aslında bu hayatın bir parçası, biz de okul yıllarında benzer şeyler yaşadık, okulumuzda ve sokakta… Bu bizim daha güçlü yetişmemize de sebep oluyor. Çocuklar küçük yaşta diplomasi öğreniyor, hatta alfa çocuklardan kazanılanlar da hayata atıldıklarında çok başarılı oluyorlar, hayat tecrübesi çok erken yaşlarda kazanılıyor. Unutmayalım her mücadelenin bir mükafatı vardır ve yapılması gereken bir görevdir.
Biz ne yapmalıyız? Ne yaparsak kendimize ve kendi çocuklarımıza yaparız. Çocuklarımızın çevresini de dizayn etmeliyiz, fark ettirmeden hem kendi çocuklarımıza ve hem de onların arkadaşlarına örnek olmalıyız. Akran zorbalığı ve arkadaşların aşağılamasıyla cinsiyet değiştirenlere bile şahit oldum. Bir insanı kaybetmek bir alemi kaybetmektir. Bunu ancak empati yapıp kendimizi o çocuğun ve ailesinin yerine koyarak anlarız. Kaybedecek bir insanımız dahi yoktur, zira bir insan bir alemi karartabilir. Örümcek Adam filminden hatırlayalım, Örümcek Adam’ın yol verdiği bir gaspçı, dışarıda kendini bekleyen amcasını öldürüp arabasını almıştı. Zararı size de dokunabilir.
Çocuklar arasında kendini haylazlıkta ispat etmek zorunda hisseden alfa çocuklar vardır. Çoğu zaman bunların şerrinden korkarak bunlara tabi olan çocuklar da vardır. Psikoloji ve pedagojiyi iyi bilen rehber öğretmenler bunları kazanmak için onları fak ettiklerini ve onları herkes gibi kabul ettiklerini hissettirmeleri gerekir. Hatta aileleriyle de dostluk bağları kurarak sorunun gerçek kaynağını çözmeye çalışmalıdır. Hatta rehber öğretmenlerden isim belirtmeden bir sınıf, bu çocuklarla ilgili faaliyet raporu düzenlemeliler. Bir gün kazandığımız çocukların büyüdüklerinde yaptıkları katkılara biz de inanamayız.
Sağlık ve Esenlikler Mehmet Haşmet Kolağası.