Trump Sadece ABD'de mi Kaybetti?

Trump Sadece ABD'de mi Kaybetti?

4 Kasım 2026 ABD ara seçimleri, Amerikan siyasetinde köklü bir güç değişiminin ve tarihî kırılmaların yaşandığı bir dönüm noktası oldu.

 

Trump Sadece ABD'de mi Kaybetti?

 

4 Kasım 2026 ABD ara seçimleri, Amerikan siyasetinde köklü bir güç değişiminin ve tarihî kırılmaların yaşandığı bir dönüm noktası oldu.

Temsilciler Meclisinin 435 sandalyesinin tamamı ve Senatodaki 35 sandalye için gerçekleştirilen seçimlerde Demokratlar, Cumhuriyetçilerin Kongrenin her iki kanadındaki çoğunluğunu sona erdirDi. Seçimlerin asıl dikkat çekici boyutu ise değişimin Cumhuriyetçilerin geleneksel kalelerine kadar uzanmasıdır. Teksas'ta 38 yıl sonra Demokratların Senato zaferi kazanması, Kansas'ta 94 yıl aradan sonra Demokrat senatör seçilmesi, Maine'de 1995'ten ve South Carolina'da 28 yıl sonra bu başarının tekrarlanması, ülkenin siyasi dengelerindeki dönüşümün somut göstergeleridir.

Michigan'da Abdul El-Sayed'in ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü olması da seçimlerin temsil açısından tarihî önemini pekiştirDi.

Bütün bu gelişmeler, 2026 ara seçimlerinin yalnızca Kongre çoğunluğunu değiştirmekle kalmadığını, aynı zamanda Amerikan siyasetinin geleneksel güç haritasını ve toplumsal temsil yapısını yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır.

Ancak Donald Trump'ın siyasi etkisi artık yalnızca ABD sınırları içinde tartışılmıyor.

Dünyanın farklı ülkelerinde destek verdiği liderler, adaylar ve siyasi hareketler sandıkta seçmenle karşı karşıya geliyor. Bazıları kazandı, bazıları ise ağır yenilgiler yaşadı. Üstelik 2026'nın son günlerinde gelen seçim sonuçları, Trump'ın siyasi gücünün sınırlarını yeniden gündeme taşıdı.

Peki Trump gerçekten dünyada da kaybediyor mu?

Yoksa karşılaştığımız tablo, birbirinden farklı ülkelerde yaşanan bağımsız siyasi değişimlerin toplamı mı?

Donald Trump, siyaseti yalnızca Washington'dan yürütmüyor. İkinci başkanlık döneminde başka ülkelerin seçimlerine yönelik açıklamaları, sosyal medya mesajları ve doğrudan aday destekleriyle uluslararası siyasetin de tartışmalı aktörlerinden biri haline geldi.

Macaristan'da Viktor Orbán'a destek verdi. Japonya'da Sanae Takaichi'nin yanında durdu. Arjantin'de Javier Milei'yi övdü. Honduras'ta Nasry Asfura'yı destekledi. Kolombiya'da Abelardo de la Espriella için açık destek açıklamalarında bulundu.

Bu tablo, Trump'ın kendisini yalnızca Amerikan muhafazakârlığının değil, uluslararası ölçekte daha geniş bir siyasi hareketin temsilcisi olarak konumlandırmak istediğini gösteriyor.

Ancak siyasette bir adayın arkasında dünyanın en güçlü ülkelerinden birinin başkanının bulunması, seçmenin de aynı tercihi yapacağı anlamına gelmiyor.

12 Nisan 2026'da Macaristan'da yapılan seçim, Trump açısından önemli bir siyasi sınavdı.

Trump, uzun yıllardır iktidarda bulunan Viktor Orbán'ı açıkça destekledi. Üstelik ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim öncesinde Budapeşte'ye giderek Orbán lehine kampanyaya katıldı.

Buna rağmen sonuç değişmedi. Peter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi seçimi kazandı. Orbán, 16 yıllık iktidarının ardından yenilgiyi kabul etti.

Burada asıl dikkat çekici olan yalnızca bir hükümetin değişmesi değildi. Trump'ın ve yakın çevresinin açık desteğine rağmen Macar seçmenlerin farklı bir tercih yapmasıydı. Trump'ın en görünür desteklerinden biri sandıkta karşılık bulmadı

Neden?

Ekonomik durgunluk, hayat pahalılığı, yolsuzluk tartışmaları ve ülkenin uluslararası ilişkileri seçmen davranışında etkili olan başlıklar arasındaydı. Macaristan örneği, uluslararası siyasi desteğin iç politikadaki sorunları ortadan kaldırmaya yetmeyebileceğini gösterdi.

Macaristan, tek örnek değil.

2025'te Kanada'da Trump'la siyasi çizgisi benzerlik gösteren Muhafazakâr Parti lideri Pierre Poilievre seçimi kaybetti. Avustralya'da muhafazakâr koalisyon seçim yenilgisi yaşadı.

Almanya'da Trump yönetiminin ve Elon Musk'ın destek verdiği AfD ikinci sırada kaldı. Romanya'da MAGA hareketine yakın George Simion, cumhurbaşkanlığı seçiminde Nicușor Dan karşısında kaybetti.

Bu sonuçların tamamını Trump'ın doğrudan seçim desteğine bağlamak doğru olmaz. Örneğin Kanada ve Avustralya'daki adayların yenilgisi, Trump'ın resmî kampanya desteği verdiği seçimlerle aynı kategoride değerlendirilemez.

Ancak ortak bir siyasi tartışma var:

Trump'ın tarif ettiği siyaset modeli, farklı ülkelerde aynı ölçüde karşılık bulmuyor.

Ekim 2026'da Brezilya ve Sırbistan'dan gelen sonuçlar, Trump'ın uluslararası siyasi ilişkileri açısından yeni bir tartışma başlattı.

Brezilya'da Flávio Bolsonaro, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun siyasi mirasını devam ettirme hedefiyle yarıştı. Trump'ın Bolsonaro ailesiyle yakın ilişkileri bulunuyordu. Ancak Trump, Flávio'ya resmî bir seçim desteği verdiğini söylemekten kaçındı.

Seçimi mevcut Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva kazandı.

Sırbistan'da ise Aleksandar Vučić'in iktidar hareketi, 25 Ekim'deki parlamento seçiminde yenilgiye uğradı. Vučić, Trump çevresiyle yakın ilişkileri bulunan bir liderdi.

Bu iki sonuç, Trump'a yakın siyasetçilerin bulunduğu ülkelerde seçmenlerin farklı tercihler yapabildiğini bir kez daha gösterdi.

Burada önemli bir ayrıntı var: Brezilya'daki Flávio Bolsonaro ve Sırbistan'daki Vučić, Trump'ın Orbán'a verdiği türden doğrudan ve aynı ölçekte resmî destek örnekleri olarak sunulmamalı.

Peki Trump'ın desteklediği hiç kimse kazanmadı mı?

Hayır.

Polonya'da Karol Nawrocki 2025'te cumhurbaşkanlığını kazandı. Honduras'ta Nasry Asfura, Şili'de José Antonio Kast, Arjantin'de Milei'nin siyasi hareketi ve Kolombiya'da Trump'ın desteklediği de la Espriella da önemli seçim başarıları elde etti.

Japonya'da Sanae Takaichi de 2026 seçimlerinde siyasi konumunu güçlendirdi.

Dolayısıyla Trump'ın uluslararası seçim karnesi yalnızca yenilgilerden oluşmuyor. Latin Amerika'da ve bazı Asya ülkelerinde Trump'a yakın siyasi hareketler önemli sonuçlar elde etti.

Asıl mesele, bu başarıların ne kadarının Trump'ın kişisel etkisinden, ne kadarının yerel ekonomik ve siyasi koşullardan kaynaklandığı.

ABD'de de tablo değişiyor

3 Kasım 2026'da ABD'de yapılan ara seçimler, Trump için kendi ülkesinde de önemli bir siyasi sınav oldu.

Associated Press'in seçim sonuçlarına ilişkin haberine göre Demokratlar hem Temsilciler Meclisi'nde hem Senato'da çoğunluğu ele geçirdi.

Cumhuriyetçiler açısından bu sonuç, Trump'ın başkanlığının kalan döneminde önemli bir güç kaybı anlamına geliyor. Kongredeki çoğunluğun değişmesi, Trump yönetiminin yasalarını geçirmesini, atamalarını onaylatmasını ve siyasi gündemini ilerletmesini zorlaştırabilir.

Reuters'ın değerlendirmesine göre Trump'ın desteklediği bazı Senato adaylarının kaybetmesi de Cumhuriyetçilere pahalıya mal oldu. Parti içindeki aday belirleme mücadeleleri, ekonomi, fiyat artışları ve İran savaşı seçmenlerin değerlendirmesinde etkili oldu.

Bu nedenle 2026 ara seçimleri yalnızca birkaç sandalye değişiminden ibaret değil. Trump'ın kendi partisindeki siyasi ağırlığının da tartışılmasına yol açıyor.

Peki Trump'ın uluslararası gücü gerçekten azalıyor mu?

Trump'ın desteklediği liderler neden kaybediyor?

Çünkü seçmenler yalnızca dışarıdan gelen desteğe bakmıyor. Ekonomi, işsizlik, hayat pahalılığı, yolsuzluk, demokrasi ve ülkenin geleceği gibi meseleler daha doğrudan belirleyici olabiliyor.

Trump'ın desteği adaylara zarar mı veriyor?

Her ülkede aynı sonucu doğurduğunu söylemek mümkün değil. Bazı adaylar Trump'ın desteğinden siyasi ve diplomatik avantaj sağladı. Bazı ülkelerde ise Trump'la özdeşleşmek, seçim kampanyasının tartışmalı konularından biri haline geldi.

Trump sadece ABD'de mi kaybetti?

Hayır. Macaristan, Romanya, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde Trump'a yakın siyasi hareketler seçim yenilgileri yaşadı. 2026'da Brezilya ve Sırbistan'daki gelişmeler de bu tartışmayı büyüttü. Ancak bütün bu seçimler aynı türden doğrudan Trump destekleri olarak sınıflandırılamaz.

Bundan sonra daha fazla kayıp yaşanabilir mi?

Bu ihtimal siyasi gündemde yer alıyor. Özellikle ABD'deki ara seçim sonuçları, Trump'ın uluslararası müttefiklerinin de dikkatle değerlendireceği bir gelişme. Ancak her ülkenin seçmeni kendi koşulları içinde karar veriyor.

Sonuç:

Trump'ın arkasındaki güç büyük, fakat sandık kimsenin mülkü değil

Trump'ın siyasi etkisi hâlâ büyük. Ekonomik gücü, diplomatik ağırlığı, sosyal medya etkisi ve uluslararası ilişkileriyle başka ülkelerin siyasetinde görünür bir aktör olmayı sürdürüyor.

Fakat 2025 ve 2026 seçimleri önemli bir gerçeği ortaya koydu: Bir ülkenin başkanının desteği, başka bir ülkede seçmenlerin oyunu otomatik olarak değiştirmiyor.

Orbán'ın yenilgisi, Brezilya'daki Bolsonaro çizgisinin başarısızlığı, Sırbistan'daki iktidar değişimi ve ABD'deki ara seçim sonuçları aynı soruyu gündeme getiriyor:

Trump'ın siyasi markası, her ülkede aynı güce sahip mi?

Belki de Trump açısından asıl tehlike tek tek seçimleri kaybetmek değil; bir zamanlar avantaj olarak görülen uluslararası siyasi yakınlığın bazı ülkelerde tartışma konusu haline gelmesi.

Ve görünen o ki, Trump'ın önünde yalnızca Washington'da değil, dünya siyasetinde de zorlu bir dönem var.

Yeni seçimler geldikçe bu kayıpların artıp artmayacağını seçmenler belirleyecek.

Fakat bugünkü tablo, Trump'ın daha fazla siyasi yenilgiyle karşılaşabileceği ihtimalini artık göz ardı etmeyi zorlaştırıyor.

 

 

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.