FRENİ PATLAYAN ÖFKE
Çoğu kişi sanıyor ki bu hayatta en zor şey affetmek.
Birini, bir hatayı, bir ihaneti affetmek… Hayır. Asıl mesele o değil.
Asıl mesele kendini affetmek.
Öfke içinde kendi kontrol edilemez, dizginlenemez duygularla yaşamak insanı içten içe bitirir.
Yumruk sıkılır, dişler kenetlenir, kalp göğüs kafesine sığmaz olur.
Patlayacak yer ararız. Bağırsak, kırsak, döksek rahatlarız sanırız.
Ama öfke öyle bir at ki, dizgini bıraktın mı dosdoğru kayalara çeker.
Her gün trafikte şahit oluyoruz.
Kurallar belli, cezalar yüklü, kameralar her yerde.
Yine de kırmızı ışık dinleyen yok. Sinyal vermeden makas atan, korna çalınca arabadan inip kavga eden dolu.
Ceza kesiliyor, ehliyet gidiyor, umurlarında değil.
Çünkü mesele kural değil, mesele öfkenin dizginini tutamamak. Sabrı zorlayan bir selektör, bir sıkışma, bir anda kavgaya dönüşüyor.
Direksiyondaki o öfke, eve de taşınıyor, işe de, hayata da.
Çünkü öfkenin en çok yaktığı yer karşı taraf değil.
İnsanın ta kendisi. Gece yastığa baş koyulunca kavga bitmez.
Sabaha kadar içerde mahkeme kurulur. Suçlu da aynı, hâkim de aynı, cellat da aynı.
Elinde tuttuğun kor parçası o. Fırlatacağım diye sıktıkça avucun yanar. Bırakmadığın sürece o kor seni tüketir.
Dizginleyemediğin her duygu, içeride bir yere çivi gibi çakılır.
Sonra o çivilerin üstüne basa basa yürümeye kalkarsın.
Her adım kanar.
Her adım yorar. Dışarıya gülersin ama içerde yangın büyür.
Trafikte birine yol vermemek için gaza basan adam, aslında kendi içindeki yangına benzin döküyor.
O an kazandı sanıyor ama kaybettiği kendi huzuru.
Peki nasıl bırakılır bu yük?
Bağırarak değil.
Dövüşerek değil.
En büyük kavga bazen susup kendini dinlemek.
Kendine zarar verip duran o benliğe dönüp “Yeter” demek.
Yıllardır kafese kapatılmış o parçanı serbest bırakmayı öğrenmek.
Zinciri kır.
Çünkü o benlik özgür kalmadan, kimse özgür kalamaz.
Öfkeyi dizginlemek zayıflık değil.
Asıl güç, fırtınanın tam ortasında durup “Ben seçiyorum” diyebilmek.
Kontrolü başkasının eline vermemek. Atılan her taşa karşılık vermek zorunda değilsin.
Bazen en sert tokat, arkanı dönüp yürümek. Trafikte de öyle.
Sana yol vermeyene inatla tampona yapışmak değil, bir frene basıp nefes almak.
Cezalar caydırmıyor çünkü öfke cezadan büyük sanılıyor.
Oysa en büyük ceza, insanın kendi içinde yandığı ateş.
Kendini affet. O geçmişteki hatanla, o söylediğin sözle, o yapamadığın şeyle barış.
Kendini kemiren insan, etrafa da zehir saçar.
Önce içerdeki yangını söndür.
Ancak o zaman dışarıya nefes olursun.
Dizgin senin elinde.
Bırakırsan seni parçalar.
Sıkı tutarsan seni menzile taşır.
En zor savaş başkalarıyla olan değil. Kendine zarar verip duran o benliği serbest bırakmayı öğrendiğin gün kazanılır.
O gün zincir kırılır.
O gün gerçekten özgürsün.
























































Yorum Yazın