Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Antakya Kuru Temizleme
Görsem Anaokulu
Arslanoğlu
Nizamettin DURAN

Nizamettin DURAN

Mail: nizamettinfacebook@facebook.com

Cemil Meriç’in Düşünce Dünyasında Kelime ve Kavramlar

Cemil Meriç’in Düşünce Dünyasında

Kelime ve Kavramlar

 

Kendi dünyasından kopmuş bir aydınla kendi değerleriyle bütünleşmiş bir aydın arasındaki en önemli fark, özü ifade eden kelimelere olan aşinalık, yatkınlık ve vukufiyettir. Bu açıdan baktığımızda, Cemil Meriç’in düşünce dünyasında kelime ve kavramların yerinin tartışılmayacak kadar büyük ve önemli olduğu görülecektir.

Özüyle bütünleşmiş namuslu bir aydın, kelime-anadil ilişkisini öz değerler üzerinden kurarak düşüncesini temellendirir. Anadili ve anadile ait kelimelerin ifade gücünü kavrayamamış birinin şuursuzca yabancı bir dili konuşmasının bir kıymeti harbiyesi yoktur. Cemil Meriç’e göre, “Bir aydın yabancı dil bilmese de olur, çok kitap okumasına da ihtiyaç yok. Yeter ki anadilini gerçekten bilsin. Kelimeleri şecereleriyle tanısın. Asıl olanları adilerinden ayırsın. Karanlık kelimeler vardır, arılar gibi vızıldayan kelimeler. Taşıdıkları hiçbir düşünce yoktur, kimse tarafından anlaşılmazlar. Ama yine de herkesin ağzındadırlar. Onlar için yaşanır, onlar için ölünür...” (Cemil Meriç, Bu Ülke, s.108)

Cemil Meriç, Kamusu heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla bir milletin hafızası, yani kendisi gördüğünden Kamusa uzanan eli, namusa uzanmış el olarak değerlendirir. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilalinin, tek mukaddese saygı gösterdiğini, onun da kamus olduğunu söyler. Eski sözlüğe kızıl bir külah geçirdiğini söyleyen Hugo’nun, tek kelime uydurmamış olduğunu; sembolizmin üç silahşörünün de öyle olduğunu, kullandıkları her kelimenin yeni olmasına rağmen… “Heyhat!” Der ve Batı'da cinnetin bile terbiyeli olduğunu vurgular. (C. Meriç, Bu Ülke, s. 86)

Bir ülkeye sahip olmak ve onu zapturapt altına almak isteyenlerin, o ülkenin dilini işgal etmeleri yetmektedir. Cemil Meriç’in tespitiyle söyleyecek olursak, Batı, ruh yapımıza kendi mefhumlarını zerk etmekte ve bu yüzden idrakimiz felç olmaktadır. Bu sebeple bizim kavgayı önce kelimeler dünyasında kazanmak mecburiyetinde olduğumuzu ifade eder. Avrupa'nın şuurumuzu felce uğrattığı kelimelerden ikisinin kültür ve medeniyet olduğunu söylemektedir. (Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferansları, s.304) Biz bu yazıda birkaç kelimeyi örnekleyeceğiz.

Kültür, karışık, netameli ve içinden çıkılmaz bir kelimedir. Hiçbir zaman berrak bir tarife kavuşturulamamış bir mefhum olduğunu ifade eder. Kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa olduğunu, tarif edilmeyen ve edilemeyen bir kelime olduğunu, Fransızca kültürün Türkçe, aşağı yukarı, karşılığının, irfan; Amerikanca kültürün, medeniyet olduğunu belirtikten sonra şu açıklamaları yapar:

“İslam bu keşmekeşten asırlarca önce kurtulmuş. Medeniyet ve kültür aynı bütünün iki cephesi. Bütün, tek kelimeyle ifade edilmiş: Umran. İslam ilimlerinin en büyük kurucusu İbn Haldun, toplumların maddi ve manevi fetihlerini tek kelimeyle ifade etmişti, Avrupa'nın asırlarca tanımlayamadığı tek ve bölünmez gerçek, tarihin, sosyolojinin, antropolojinin ana konusu: Umran'dı.

(…) İbn Haldun için, temeddünle umran farklı mefhumlardır. Temeddün: şehir medeniyeti. Umran ise, hem bedeviliği hem hadariliği kucaklayan daha geniş bir mefhum: medeniyet ve kültür. (Cemil Meriç, Kültürden İrfana, s. 36,37,39)

Dikkat çektiği husus, ‘çağdaş uygarlık düzeyi’nin dışında bazı hakikatlerin olabileceğini idrak edemediğimizdir. Öyle ki, İkinci Meşrutiyet'e kadar kültür kelimesinin bizde olmadığını ve ‘Nasıl olur?’ diye bu duruma şaşırdığını, arkasından ‘Kültürü karşılayacak kelimemiz yok mu?’ sorusuyla da olana inanamadığını ifade etmiştir.

Cemil Meriç, İntelijansıyamızın bu iki kelimeyi neden soktuğunu sorar ve cevabını da verir. Çünkü kurdun dumanlı havayı sevdiğini, intelijansıyamızın da kendi dünyasından kopmuş bir kazazede olduğunu ve sığınacağı hiç bir adasının olmadığını, kendi medeniyetini inkâr ettikten sonra, ölü medeniyetlerden kendine ecdat aradığını ve bu haliyle de cami avlusunda bulunmuş bir çocuk olduğu yönünde tespitlerini yapar.

“Kelimeleri mikrop kapar gibi kapıyoruz. Beşeri kemalle, emperyalizm nasıl bağdaşabilir. Kültür emperyalizmi Batı'da yeni doğmuş bir canidir, hilkat garibesidir. Az gelişmiş ülkelere ihraç eder Avrupa bu kelimeleri. Avrupa'nın ciddi kamuslarında yer almaz.

(…) Osmanlı'nın emperyalizminden söz edilir. Osmanlı maddi ve manevi bütün hazinelerini insanlara götürür. Emperyalizmin de iki manası var. Avrupa'nın kelimeleri de kendisi gibi ikiyüzlüdür. Avrupa “Empire Ottoman” der. Geniş ülkelere yayılan nüfuzlu, büyük devletler empire'dir. Lenine tarafından milletlerarası dil alanına atılmış bir kelime: emperyalizm, kapitalizmin son merhalesidir. Kapitalizmin ideolojisi liberalizmdir.” (C. Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferansları, s.304-306)

Cemil Meriç’in bu anlatımlarından anlaşılıyor ki, bugün dünya üzerinde uygulanan sistemlerin yol açtığı sıkıntıların hiç birinde İslam’ın rolü/etkisi ve katkısı yoktur. Hataları ve sevaplarıyla sonuç, bütünüyle uygulanan sistemlerin ve düzenlerin kendilerine aittir.

Bütün bu açıklamalar müvacehesinde Cemil Meriç, Batıcı aydınların işgal ettikleri konuma ve misyona uygun olarak bunlara ‘müstağrip’ demektedir. Tanzimat’tan sonra Türk aydınına en çok yakışan sıfatın bu olduğunu söyler. Çünkü der ki: “Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nevi itibardadır: Taklit, intihal, tercüme.” (C. Meriç, Bu Ülke, s.137)

Artık yerlilik kimliğinin kazanılması, Cumhuriyet Dönemi'nde ele alınan ulus-devlet doğrultusunda eğitilmiş kadroların, Cemil Meriç'in yerinde değerlendirmesi ile ‘Batı’nın artıklarıyla geçinen’ bir zümre olarak görür.

Üretilen ve kullanıma sokulan her kelime ve kavram, bir manada özümüzden kopuşun işaretlerini vermektedir. Kaypak, çapraşık bir mefhum olan Hümanizm de, bunlardan biridir. (Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb, s. 96) “İmanını kaybeden bir çağın dini hümanizm. Sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda” der.

En yozlaştırıcı ve can alıcı kullanımlardan biri olan “izm”lere dikkat çeker; Ona göre “İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe'lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.” (Bu ülke, s.90)

Bir millet, bütün değerleriyle ayakta durmak ve hayatiyetini devam ettirmek istiyorsa, namusu mesabesindeki kelime ve kavramlarına sahip çıkmak zorundadır. Düşmanın, adres niteliğindeki kamusu, başkalarını, onun istediği yere götüreceği şüphesizdir.

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar