DESTANLARDA OĞUZ HÂN
Oğuz Destanı; Türklerin kurdukları büyük devletlere ve Cihân İmparatorluklarına âit bir destandır. Türk töresinin kuruluşu, Oğuz Destanı’nın ana konusudur. Türk milleti ile Türk devletinin düzeni ve disiplini, Oğuz Destanı’yla özetle şöyle anlatılmıştır:
“Oğuz Hân doğduğunda, yüzü gök, ağzı ateş kızılı, gözleri al, saçları ise, kara idi! Gözleri ateşli, göğsü ise alevli idi!.. Oğuz Hân, 3 gün ve 3 gece annesinin sütünü emmedi. Annesinin rüyâsına girip, şöyle dedi: “Eğer sütünü emmemi istiyorsan, biricik Allaha inan ve itiraf et!” Annesi, gizli olarak Allaha îmân etti. Elini göğe kaldırıp, duâ etti ve şöyle dedi: “Ey Allahım! Bari ben biçâre kulunun sütünü, bu çocuğumun zevkine uydurup, tatlı kıl!” Oğuz, o anda annesinin göğsüne yapışıp, emmeğe başladı...
Ramazan ayında, ayın tam onbeşinde, Perşembe gününün Cuma akşamında, dolunaylı ayla güneşin kavşağında, soyu bütün bir asilden, dünyaya böyle geldi.
Bir yaşına gelende, bilekli bir bey oldu! İki yaşına gelende, bütün il ile denk oldu! Üç yaşına gelende, erkenden atına bindi! Akşama kadar, atından inmedi! Çağrılmadıkça, aş yemedi! Dört yaşına gelende, kara çamdan mızrağını attı... Oğuz Kağan, babasının tek oğlu idi. Çocukluğunda ve büyüme çağında, ergin oluncaya kadar, Allahı anıp, ona şükretti...
Babası, oğlu Oğuz’a ad vermek için büyük bir ziyâfet çekti. Herkes, boğazına kadar yediler. Oğuz Hân, bir yıl sonra, tıpkı İsa Peygamber gibi dili açılmış ve konuşmaya başlayarak, şöyle demişti: “Ben bir otağda doğduğum için, adımı Oğuz koymak gerekir!” Oğlanın böyle konuşup, kendi adını vermesine, herkes şaşırdı. Hân, oğlunun beline bir kılıç bağlayıp; “Adı Kılıç Arslan olsun!” dedi... Birkaç yıl geçtikten sonra Kılıç Arslan bülûğ çağını geçip, delikanlı oldu...
Altıncı yılda, yayını koluna aldı. Yola çıktı. Bir hayvan ile karşılaştı. Hayvana ok attı. Anne ve babasına haber verdi. Hayvanı kesip, soydular. Ak sakallılar ile mollaları çağırdılar. Kur’ân okuttular ve yemek verdiler. Yiğit, böylece er oldu. Kara gözleri, Çoban yıldızı gibi parlak, iki yanağı dopdoluydu! İki omuzu iki kişinin, butları gibiydi...
Oğuz Hân ile karısı Altın Arıgın’ın çocukları yok, halkı ve sığırları çoktu. At, giyecek ve hayvanlarını halka verip ve otağ ve mallarını dağıtırdı. Oğuz Hân, ikinci hatununu, iki ırmak arasındaki bir adada, ağaç kovuğunun içinde bulmuştu. Bir gölün ortasında, bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda ise, bir kız oturuyordu... Oğuz bu kızla evlendi. Gök, Dağ ve Deniz adlı oğulları, bu kızdan oldu.
Birgün, Oğuz Hân yolda giderken, büyük bir ev gördü. Evin duvarı altından, pencereleri gümüşten ve çatısı da, demirdendi. Ev, kapalı idi ve anahtarı da yoktu... Kapıda bir yazı vardı:
“Bu eve girmek isteyen kişi, ‘Bismillahirrahmanirrahim.’ derse, kapı açılır.”
Oğuz Kağan böyle yapıp içeri girdi. Bu demir evden sonra, Oğuz Hân’a yol gösteren kurttan söz edilmektedir. Bu bölümlerin, tarihle bir ilgisi yoktur... Oğuz Hân’ın, sosyal bir kişiliği de vardı. Hân babalı, oymaklı ve milletli, devletli olan bir yiğit ve aynı zamanda “Ulu bir ata” idi. Bir Dünya Devleti kurdu.
























































Yorum Yazın