Reklamı Geç
Leben
Çelik Sigorta
Komagene
Esmergil
Osman Onbaşıgil

Osman Onbaşıgil

Mail: [email protected]

GERÇEK HUZUR VE GERÇEK SAADET NERDE?

GERÇEK HUZUR VE GERÇEK SAADET NERDE?

 

İnsanlar huzur ve saadet içinde mutlu bir hayat yaşamak için durmadan çalışıp duruyor. Kendilerine göre sistemler, rejimler, medeniyetler ve devletler kuruyor. Ama gerçek huzuru ve gerçek saadeti bulamıyorlar! Neden?.. Cemiyete baktığımızda herkes kendini haklı görüyor. Kendine göre fikirler ve sistemler üretiyor. Kendi düşüncelerini üstte görürken diğer fikirleri dikkate almıyor. Kişisel özgürlüğün önde ve sınırsız olmasını istiyor, ama başkalarına özgürlük tanımıyor. Ağızlar ikili konuşuyor, İnsanlar bir yerde başka, diğer yerde başka konuşuyor. Toplumda bazen ferdin özgürlüğü ve dokunulmazlığı ön planda yer alıyor. Bazen tersi oluyor. Devlet ve sistem için insanlar feda ediliyor, ya belli bir kalıba sokuluyor ve güdümlü hale getiriliyor veya sisteme uymayanlar yok ediliyor. Ama insanlar, yine de gerçek huzuru ve gerçek saadeti bulamıyor!. Neden?.. “Dindarım” diyenler çoğalıyor.. Çoğu namazında niyazında görünüyor, yılda birkaç kez umreye gidiyor, her yıl hacca gidenler çoğalıyor, Umre ve Hac Turizmi en canlı organiizasyonlardan biri oluyor. Ramazan aylarında iftar sofraları yer bulamayacak kadar kalabalık oluyor. Eskiden her camilerde günde beş vakit canlı okunan ezanlar; daha gür olsun diye merkezileştiriliyor, Ezanlar merkezi sistemle gümbür gümbür yeri göğü inletiyor, camiler çoğalıyorr ama insanlar yine de gerçek huzuru ve gerçek saadeti bulamıyor! Kalbler yumşamıyor, yüzler tebessüm etmiyor!. Neden?

Çünkü, insanların çoğu Allah’a inanıyor, ibadetlerini yapıyor görünüyor, ama O’nun ilkelerini umursamıyor, haram ve helali tanımıyor veya görmezlikten geliyor veya nefsine uyduruyor!. Dini değerleri hep kendi nefsani arzuları için kullanıyor. Huzur ve saadeti; parada, servette, mal ve mülk çokluğuunda sanıyor. Makam, mevki sahibi olmakta ve şöhrette arıyor, Bunlara sahip olmak için her türlü çareye baş vuruyor ama Kitabullahı ve peygamberi unutuyor, onları bir kenara bırakıyor. Kur’anı tilavet ediyor ama içinde ne var bilmiyor, öğrenmiyor. Bu nedenle insnlar gerçek huzuru ve gerçek saadeti bulamıyor!.. Bazen devletin ve sistemin bekası için fertler feda ediliyor, onların insani hakları kısıtlanıyor veya yok ediliyor! Bazen de fertler, kendi çıkarları ve menfaatleri için toplumun ve devletin maddî ve manevi değerlerini gasp ediyor veya yok ediyor.. Çoğu kez insanlar kendilerini durumlarını güçlendirirken toplumu zayıflatıyor. Çünkü insanlar, Peygamberimizin ifadesiyle kendisi tok yatarken aç olan, açıkta olan, hasta olan, derdi olan insanları, ana-babasını, evladını, eşini, komşusunu, akrabasını, arkadaşını bir kenara itiyor.. Kendisi için arzu ettiği güzel şeyleri çevresindeki diğer insanlar için arzu etmiyor, birbirine destek olmuyor.. Allahın nasibettiği nimetleri çevresiyle paylaşmıyor. Yaptığı her iyiliğin karşılığını bu dünyada aymak istiyor!. Bu nedenle insanlar gerçek huzuru ve gerçek saadeti bulamıyorlar.

Biliniz ki, doğru ve âdil ilkeleri olmayan bir toplumda insanların elde ettiği mutluluklar sahte ve geçici olur. Saman alevi gibi bir müddet parlar ama sonra söner yok olur!.. Günümüz insanlarının çoğu böyledir!.. Nice gururlanan, kibirlenen, böbürlenen ve şımaran insanlar görürsünüz ki, aslında onların çoğu huzursuz ve mutsuzdur. Onların kalbleri katılaşmış ve vicdnları kararmıştır!. Biliniz ki, insan, sadece nefsinin istek ve arzularını yerine getirerek, sadece bedenini besleyip büyüterek ve eğlendirerek saadet ve huzuru yakalayamaz. Bedenen ve maddeten sağlıklı ve mutlu gibi görünen, fakat kalbinde bin bir çeşit kötülük ve mazarrat bulunan insanlar zâhirde görünüşte mutlu gibi görünseler de onlar aslında gerçek huzuru ve gerçek saadeti elde etmiş değillerdir. Çünkü kalbleri hastalıklıdır. Kalb hasta olan insan sağlıklı olamaz, huzurlu ve mutlu olamaz!. Saadet ve huzur önce gönülde, kalbde başlar. İnsanın önce gönlü temiz, feyizli ve huzurlu olmalı ki, bedeni de huzurlu ve mutlu olabilsin! Çevresine de huzur ve saadet sunabilsin! Gönül mutlu ise, huzurlu ise, gönül tebessüm edebiliyorsa, insanın kendisi de çevresi de huzurlu ve mutlu olur. Bunu sevgili Peygamberimiz bir hadisinde şöyle ifade buyurur: “İnsanda öyle bir et parçası var ki; eğer o iyi olursa insan da iyi olur. Eğer o kötü olursa, insan da kötü olur. O, kalb’tir.” Gönlü, Rabbinin sevgisi ve rızasıyla dolu olan insan, kendisi saadet ve huzuru yakaladığı anda, kalbindeki Allah sevgisi ve yüzündeki nûrâni tebessümle diğer insanlara da huzur ve saadet verir. Kalbinde gerçek Allah sevgisi ve gerçek Allah korkusu bulunan kimse; huzur ve saadetin, ancak; Allah’a iyi bir kul ve insanlara iyi bir dost olmakla elde edileceğini bilir. Bunlar; muttakî mümindir, merhametli insandır, medeni insandır. Huzurlu ve mutlu olmanın ölçüsü şudur: “Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu kazan. Dünyadaki nasibini de unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et -karşılıksız ver- Yeryüzünde nifak çıkartma. Muhakkak ki Allah, nifak çıkaranları sevmez.” (Kasas-77) Aslında gerçek huzur ve geerçek saadetin özü ve ölçüsü bu.. Unutmayın!.. Gerçek huzur ve gerçek saadet; Allah’ın Kur’anda ilkelerini vazettiği Kur’anın huzur ve saadet iklimindedir. Siz huzur ve saadeti orada arayın.! (muallimosman)

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Abone Ol HİT