Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Komagene
Hatay Alo Böcek
Asi Künefeleri
Osman Onbaşıgil

Osman Onbaşıgil

Mail: muallimosman01@hotmail.com

HER ZAMAN DUÂNIZ OLSUN

HER ZAMAN DUÂNIZ OLSUN

Tüm dinlerde olduğu gibi dinimiz İslam dininde de “Duâ” vardır. Yüce Allah Kur’anda: “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (mü’min-60) buyurduğu gibi duâ; Allahın kullarına bir lütfudur. Çünkü duâ; Allah’a yönelişin ve O’na yakarışın kapısıdır. Duâ; hidayetin, faziletin ve kurtuluşun yoludur. Duâ; kulluğun özüdür. Duâ, insana Allahın rahmetini, mağfiretini ve bereketini sağlayan, onu kötülüklerden, belâ ve musibetlerden koruyan ilahi bir rahmettir. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed aleyhisselam bir hadisinde: “Her duâ şifadır” buyurduğu gibi duâlar aynı zamanda insan için birer şifadır. Bu nedenle her zaman bir duanız olsun!.

Duâsız insan; ışığı olmayan fener gibidir, yaprakları ve meyvesi olmayan kuru ağaç gibidir, ne kendine faydası olur ne de çevresine!. Duâsız insanın Allah katında da bir değeri olmaz. Zira yüce Allah, Kur’anda şöyle buyurur; “Rasûlüm Onlara de ki: ‘Duânız yoksa Rabbim size ne diye değer versin ki!” (Furkan -77) Bu nedenledir ki, Allaha inanan her insan duâ ile iç içe olmalıdır. Duâlı insan kendisinin ve çevresinin yolunu aydınlatan kandil gibidir. Bu nedenle her zaman bir duanız olsun!.

Duâ, duruma göre bazen kalb ile bazen lisan ile bazen hâl ile yapılır. Bazen de her üçüyle birlikte yapılır. Hz.İbrahim aleyhisselam Firavunun adamlarınca ateşe atılacağı esnada Cebrail gelerek Bir isteği olup olmadığını sorduğunda İbrahim aleyhisselam; “Yüce Rabbim hâlimi görüyor ve biliyor. O bana yeter” diyerek O Rabbine sadece hâlini arzetmişti. Ve Yüce Allah onun bu samimi arzını rahmetiyle nimetlendirmiş, ateşi serinliğe ateş yığınını da bir gül bahçesine dönüştürmüştü. Hz.Eyyüb aleyhisselam, uzun süren hastalığından dolayı dayanamaz bir duruma geldiğinde; “Yâ Rabbi! Bu hastalığın zararı bana çok dokunmaya başladı. En büyük merhamet sahibi ve en büyük acıyan sensin, halimi sana arzediyorum Sen bilirsin” duâsıyla halini kalbiyle birlikte lisan ile de Rabbine arzetmişti ve Yüce Allah, Onun bu duâsına icabet ederek Ona şifa vermiş ve hastalıktan kurtulmuştu. Ancak insan duayı hangi hal ile yaparsa yapsın onun duâsında samimiyet ve tevâzu olmalıdır, Allaha tam bir güven ve teslimiyet içinde olmalıdır.

Duâlar daima hayırlı şeyler için yapılmalıdır, duâ hayrı celbedici ve kötülüğü defedici isteğinde olmalıdır!.. Haram ve günah olan istekler duâ olmaz. Onlar Beddua olur ki, bu bir mümine yakışmaz. Ayrıca duânın kabülünü ve feyizli olmasını arzu edenler; kendilerini haramlardan uzak tutmalıdırlar. Haram lokmadan, haram sözden haram davranışlardan uzak durmalıdır. Bir gün İbrahim Hakkı hazretleri bir hastaya duâ etmişti de hasta şifa bulup iyileşmişti. Daha sonra aynı duâyı okuyan biri o duâdan istediği şifayı elde edemeyince adam durumu İbrahim Hakkı hazretlerine anlatınca O şöyle demişti: “Duâ aynı duâ ama ağız aynı ağız değil. İnsan duâsının kabulünü istiyorsa ağzından girene ve ağzından çıkana çok dikkat etmelidir.” Yani insan yediğinin içtiğinin ve sözlerinin helal olmasına dikkat etmelidir.

Bir de duâ insanın bizzat kendisi tarafından halisane bir niyet ve halisane bir yakarışla ve gizli yapılmalıdır. Çok âmin denilen gösterişli ve toptancı duâlar yerine yakarırcasına ihlasla yapılan ferdî duâlarımız daha değerlidir. Günümüz müslümanlarının yaptığı gibi gösterişli ve yüksek sesle bağırarak yapılan duâlardan Allah razı değildir. Zira Yüce Allah Kur’anda şöyle buyurur: “Rabbinize yalvararak ve gizli duâ edin. Muhakkak ki Allah, haddi aşanları sevmez.” (Araf-55)

Şunu iyi biliniz ki; hâlisane bir niyetle ve yalvararak yapılan her duânın karşılığı yüce Allah tarafından o kişiye mutlaka verilir. Bu bazen hemen gerçekleşir, bazen de bir mükafat olarak ahirete ertelenir. Bazen de yaptığı duânın karşılığı olarak bazı günahlarının bağışlanması veya başına gelebilecek her hangi bir belâ veya musibetin giderilmesi şeklinde onun lehine olarak gerçekleşir. Yüce Rabbimizden duâ ile bir şey isterken mutlaka hakkımızda hayırlı olacak şekilde istemeliyiz. İstek ve arzumuz yerine gelmedi diye dert yanmamalıyız, kahırlanmamalıyız. Zira yüce Allah Kur’anda: “İhtimal ki, hoşlanıp arzu ettiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Hoşlanmadığınız bir şey de sizin iyiliğinizedir. Allah onu bilir ama siz bilemezsiniz.”(Bakara-216) buyurduğu gibi bazen bizim olmasını çok arzu ettiğimiz şey bizim lehimize ve hayrımıza olmayabilir. Bu nedenle duânın tahakkukunu Rabbimizin takdirine bırakmalıyız. İmanınız kavi duânız hayırlı ve makbul, ameliniz sâlih, ömrünüz feyizli ve bereketli olsun! -muallimosman

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar