Reklamı Geç
kurban diyanet
Edem
Altıneller Vestel
BEH Yapı Ali Behzadi
Osman Onbaşıgil

Osman Onbaşıgil

Mail: muallimosman01@hotmail.com

SUFFA ve SUFFA ASHABI NEDİR BİLİRMİSİNİZ

SUFFA ve SUFFA ASHABI NEDİR BİLİRMİSİNİZ

 

Eski evlerde üç yönü kapalı bir yönü açık büyük odalara Suffa denirdi ve genelde evlerin giriş kısmında olurdu. Anadolu evlerinde bu mimariye çok rastlarız. Anadoluda bu odalara genelde “Sofa” veya “Eyvan” denir. Yazımıza konu olan Suffa ise; Peygamberimiz Hz.Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra Medine Mescidinin yan duvarlarından birine bitişik, üstü hurma dallarıyla örtülü olarak yaptırdığı bir Gölgelik idi.

Peygamberimiz Hz.Muhammed aleyhisselam nübüvvetin ilk on yılını Mekke’de geçirdi. Ancak, Mekkeli müşriklerin aşırı baskısı nedeniyle islamı tebliğ ve insanların eğitimi konusunda birçok engellerle karşılaştı. Sadece bu mu? Her konuda müslümanlar müşriklerin baskısı altındaydı. İslama girenler müşriklerin işkencesine ve zulmüne uğruyordu. Peygamberimiz ve Müslümanlar onlarla mücadelede yetersiz kalıyorlardı. Çünkü hem sayıca azdılar hem de güçleri azdı. Bütün bu zorlukların ardından Peygamberimiz Hz.Muhammed, Allaha inanan müminlerle birlikte Miladî 622 yılında Allahın izniyle Mekke’den Medine’ye Hicret etti. Peygamberimizin Medine’de yaptığı ilk işlerden biri Medine’de bir Mescid yaptırmak oldu. Ardından Mescidin yan duvarlarından birine bitişik üstü hurma dalarıyla örtülü bir bölüm daha yaptırdı. Bu kısım “Suffa” idi. Bundan maksadı; gerek Mekke’den gelen ve gerekse Medine’de bulunan fakir, yoksul ve kimsesiz insanların burada barınmalarını sağlamaktı. Öyle de oldu. Peygamberimiz dışarıdan gelen heyetleri ve elçileri de bazen burada ağırlıyordu. Burada kalanların sayısı zaman zaman değişse de sayıları 300 veya 400 civarında olurdu. Bunların iâşesi; hayırsever müminlerin yaptığı yardım, zekat ve sadakalarla karşılanırdı. Bunlar zamanlarının çoğunu Kur’an okumakla ve Kur’anın hükümlerini ve hikmetlerini öğrenmekle geçirirlerdi. Bir nevi Tefsir ve ilim çalışması yaparlardı. Onlar Peygamberimizin her sohbetinde bulunurlar O’nun güzel sözlerini hafızalarına kaydederlerdi. Onlar gece ve gündüz demeden zamanlarının çoğunu ilim ve tefekkürle geçirirlerdi. Burası âdeta yatılı bir eğitim okuluydu. İsteyen herkes bu eğitim halkasına katılabilirdi. Mesela Hz.Ömerin oğlu Abdullah bunlardan biriydi. Zamanla burada kalanlar “Suffa Ashabı” diye anılmaya başlandı ve tarihe de böyle geçti. Burada birçok Hâfız, Fâkih, Müfessir ve Muhaddis yetişmiştir. Tefsir, Hadis ve Fıkıh ilimlerinde isimlerini sık sık duyduğumuz; Abdullah bin Mesûd, Ebu Hureyre, Abdullah b. Ömer, Said el Hudrî, Bilali Habeşî, Ammar b.Yasir, Selmâni Fârisî.. bunlardan bazılarıydı. Peygamberimiz burada yetişen ilim ve hikmet sahibi sahabelerden pek çoğunu civardaki kabilelere göndererek onlara islamı ve güzel ahlakı öğretmelerini isterdi.

Peygamberimiz burada kalanların eğitimiyle yakından ilgilendiği gibi barınma ve yemek sorunlarıyla da bizzat ilgilenirdi. Yukarda da ifade ettiğimiz gibi bunlar Müminlerin yaptığı yardımlarla geçinirlerdi. Bunların aç ve susuz kaldıkları günler de olurdu. Onlar bu halleriyle bile bu ilim meclisini terk etmezlerdi. Bu huylarından dolayıdır ki, Peygamberimiz Suffa ashabını çok severdi ve onları överdi. Kendisi de boş zamanlarında onlarla beraber olurdu. Peygamberimiz bir gün mescide girerken Suffada iki gurup insanı gördü onlardan biri Allahı tesbihle meşguldüler. Diğerleri de Kuranı tefsirle meşguldüler. Peygamberimiz yanındakilere o iki gurubu göstererek şöyle dedi: “Bunların ikisi de hayır üzeredir.” dedikten sonra tefsir ilmiyle meşgul olanları için şöyle dedi: “Ancak onların yaptığı daha faziletlidir. Çünkü onlar hem Allahı tesbih ediyorlar hem de Kur’anın hakikatlerini öğreniyorlar.”

Zamanlarını hep ilim ve tefekkürle geçiren bu ilim ve fikir insanları peygamberimizin feyiz ve ilminden, ahlak ve faziletinden hep müstefid olmuşlar ve öğrendiklerini de diğer din kardeşlerine anlatarak onları da eğitmişlerdir. Kur’anın ezberlenerek ve tefsir edilerek muhafaza edilmesinde peygamberimizin hadislerinin ezberlenip kayıt altına alınmasında ibadet ve fıkıhla ilgili meselelerin ve peygamberimizin örnek ahlakının Müslümanlara aktarılmasında Ashâbı Suffa’nın müstesna bir yeri vardır. Onlar tüm insanlığa örnek olacak bir ilim meclisi oluşturmuşlardı. Bu eğitim modeli Peygamberimizin vefatından sonraki nesillerde de bir “Eğitim Modeli” olarak uygulanmıştır. Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı Eğitim sisteminde de bu modele çok rastlarız. Eski tarihi camilerin birçoğunda bunu görürsünüz. Şu anda bu yazıyı kaleme aldığım bölgede ecdadımızın yaptırdığı Payas Sokullu Mehmet Paşa Külliyesindeki Selimiye camini ve Antakya Ulu Camini gezerseniz bu örneğin izlerini görürsünüz. Bir beldede cami ve caminin etrafında eğitim okulları, Kütüphane, Meydan çeşmesi, Hamam ve Bedestan ( çarşı) varsa; işte orada islam medeniyeti var demektir. Türk-İslam kültür ve medeniyeti de bu şekilde inşa edilmişti. Türkler altı asır bu eğitim modeliyle insanlığa medeniyet öğretmişti. Bakınız tarihe Müslümanların ilimde ve medeniyette zirve yaptıkları zamanlarda inanç ve eğitim modeli hep böyleydi. Ne zaman ki bu modeli terkettiler medeniyette geri kaldılar.. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki; bir toplum için din ne kadar lüzumlu ise ilim de o kadar lüzumludur. İşte, Ashabı Suffa buna güzel bir örnektir. İmanınz kavi, ilminiz faydalı, , ameliniz sâlih, ömrünüz feyizli ve bereketli olsun!.

(muallimosman)

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
kurban diyanet