DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK ANCAK DOKUNABİLDİKLERİNLE MÜMKÜNDÜR
Hayata dair istediklerimiz var.
Bitmeyen bir liste.
Çocukken başka, gençken başka, bugün başka.
Bir ev, bir iş, bir yoldaş, bir evlat, biraz sağlık, biraz huzur.
Kapı çalındığında sevdiğini görmek, akşam olunca "bugün de şükür" diyebilmek.
Bir de şöyle tertemiz bir havayı doya doya solumak.
Elde ettiklerimiz var.
Şükrettiklerimiz.
"İyi ki" dediklerimiz.
Bir yuva kurmak, bir evladı büyütmek, bir sofrayı paylaşmak.
Ve can dostlarımız var.
Derdimizi demeden anlayan, sevincimizi çoğaltan, düşerken kolumuzdan tutan.
Parayla olmayan, nasiple olan.
Bir de miraslarımız var.
Dededen kalan bir zeytin ağacı, bir incir ağacı.
Babamızın diktiği çam.
Dağlarımız, ormanlarımız.
Çocukken koştuğumuz tarla, gölgesinde oturduğumuz ağaç.
Bunlar da elde ettiklerimiz. Bize emanet.
Elde edemediklerimiz var.
İçimizde ukde kalan.
"Nasip değilmiş" dediklerimiz.
Elimizdeki imkanlar var.
Kimi gün bol, kimi gün dar.
Ama insan bir yolunu bulup denk getiriyor işte.
Başardıklarımız var.
Kimse görmese de bizim bildiğimiz.
Bir sofrayı kurmak da başarı. Bir gönlü almak da. Bir fidanı tutup sulamak da başarı.
Başaramadıklarımız var.
Yarım kalanlar. Yorulanlar.
Olsun. O da insana dair.
İmkansızlıklar var.
Olmayacak sandıklarımız.
Mesela tertemiz soluyamadığımız o hava.
Dağın kesildiği, ormanın yandığı haberini duyduğumuz anlar.
İnsan orada duruyor, içi sızlıyor.
Biz hep uzakları değiştirmek istiyoruz. Yetişemediğimiz yerleri.
Oysa dünya uzakta değil.
Dünya evin içi. Annenin duası. Çocuğun yüzü. Komşunun kapısı. Can dostunun "nasılsın" deyişi.
Dünya dedenden kalan o zeytin ağacı. Arkasındaki dağ. Yanındaki orman.
Senin elinin değdiği yer.
Dokunamadığını değiştiremezsin. Uzağa sesin gitmez. Ama yakınına fısıldarsan, duyar.
İnsanın aklına küçük dokunuşlar geliyor o zaman.
Bir çocuğun başını okşasak, ne olur? Dünya güzelleşir.
Bir yetimin gönlünü alsak, elinden tutsak.
Kapımızın önündeki kediye bir kap su koysak, köpeğin başını okşasak.
Komşumuzla bir tabak aşımızı paylaşsak, "bugün de beraber olsun" desek.
Bir ağacı sulasak, bir fidan diksek.
Ve şimdi okul zamanı... öğrencilerimize dokunsak.
Yaşı kaç olursa olsun, okulu ne olursa olsun fark etmez.
Kiminin defteri eksik, kiminin kalemi.
Birine bir kitap alsak, birine bir kalem uzatsak.
İmkanımız varsa birine sessizce burs olsak, kimsenin haberi olmadan, incitmeden.
Bunlar küçük şeyler gibi durur ama değil.
Bir çocuğun gülümsemesi bir evi ısıtır.
Bir yetimin duası bir ömrü korur.
Bir canın karnı doyunca bir vicdan rahatlar.
Bir sofrayı paylaşınca bir mahalle huzur bulur.
Bir öğrencinin eline bir kalem değince bir gelecek aydınlanır.
Büyük laflarla değil, küçük dokunuşlarla değişiyor dünya zaten.
Elimizde avucumuzda ne varsa o. Dokunabildiklerimiz.
Ağacımıza, dağımıza, ormanımıza, mirasımıza, dostumuza, çocuğumuza, yetimimize, öğrencimize, komşumuza, şu sessiz canlara dokunsak...
Gerisi kendiliğinden gelir.
























































Yorum Yazın