Reklamı Geç
Arme Güvenlik
Bulut Oto Cam
Dilan Polat
Massima Çavuşoğlu Mobilya
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: hulyaiskifoglu@gmail.com

BEŞ ÇAYI 

 

BEŞ ÇAYI 


Kalburüstü saatlerde, zamanı topluyor gözlerim... çok değil, bir kaç yıl evvelinden bir anı, yineliyor hatırımı!..


Bu yazımda sizlere anlatacağım, hatırı sayılır, zaman zaman beş çaylarımı meşgul eden tatlı bir hatıra...


Çalışmak üzere kabul edildiğim özel bir sektörde ilk haftamı doldurmak üzereydim. Çalışma şartları, arkadaşlar, işveren, vs, durumlara uyum ve alışma aşaması da diyebiliriz. Çalışma saatleri içinde sabah, öğlen servis edilen çay haricinde bir de beş çayımız varmış... Tabi ki bir çay sever olarak bu durum hoşuma gitmedi diyemem... Hem hiç çay sevmeyen birinin bile hoşuna gider diye düşünüyorum... “Beş çayı”, kulağa hoş geliyor bir kere.. Saatler tam beş olduğunda mutfak elemanı arkadaşımız üst kattan bir tepsi içerisinde sayımızca tavşan kanı çayları, dumanı tüte tüte indirirdi. İşte o saatte herkes, arkadaşımızın inişini gözlerdi. Hiç sektirmeden tam beşte mutlaka gelirdi. Yanına önceden alınmış kurabiye vs, çeşitler tabaklara bölüştürülür, yarım saatlik zaman zarfında midemizdeki yerini alırdı. Öyle ya, kurabiyesiz beş çayı mı olurdu? Olmazdı tabi ki... 


Tamamlamak üzere olacağım ilk haftanın, alışma sürecime denk gelen iki ay öncesinden almış bulunduğum ve ertesi gün gitmek durumunda olacağım doktor randevumu söylemenin sıkıntısı sarmıştı ruhumu... Daha ilk haftadan izin almak, iş disiplini açısından uygunsuz olur gibi hissettirse de, ertesi gün için iki saatlik izni, ekşi bir ifadeye maruz kalarak almış bulundum. 


Ertesi gün hastane işimi halletmiş olduğum iki saatlik izin süremin bitimi, tam olarak (yetişebilirsem ) beş çayına denk gelecekti. Beş çayına yetişmek için hastanede koşuştururcasına çaba sarf etmedim de diyemem hani... 


Hâsılı kelam ben canhıraş vaziyette kapıdan adımımı atıp girdiğim vakit, saatler tam da beşi gösteriyordu. Çaylar tepsinin içerisinde, dumanı susuzluğun verdiği havl ile burnumda tütüyor... ama hiç birine henüz dokunulmamış!..İşveren ortada, arkadaşlar etrafında toplanmış... Hepsinin yüzünden düşen bin parça... Ben ise; yorgunluğumu alacak beş çayına yetişmemin huzuru ile ne kadar dakik olduğumun vurgusunu tebessüm ile dile getirirken, arkadaşın işareti üzerine, düşüşe geçen ses tonum ile tamamlamaya çalıştığım cümlelerim, çayların tepsisiyle mutfağa çıkışı arasındaki seyirim, şokumu içime atışım, kelimelerle ifade edilecek cinsten değil!


O gün herkes işinin başına yeniden geçerken, bir fısıltı ile anlamaya çalıştığım vaziyet-i durum, çayların neden saat beş’ten üç dakika öncesinde indiği fırçası ve iptaline şahit olduğum durumdu... Yani iş saatini şeker yapıp, beş çayına karıştırma mevzusu… 


Şimdi bunca titiz, disiplinli bir anlayışın ardından insan düşünmeden edemiyor! Hemen hemen bütün çalışanların yaşamış olduğu, artık bir sorun olarak bile sayılmayan mesai bitiminden sonra da iş sürecine dakikalarca maruz kalınan zamanlar oluyor. Fakat her daim sömürülen, hakkı geçen emekçinin hakkına üç dakika reva görülüyor... Oldum olası sindiremediğim bir kavram olan “insan kaynakları” kavramı, sanki bu bozuk işlevi onaylar nitelikte... insanın, insan olma sıfatının dışında, indirgeyici bir kaynak olarak görülmesini, emeğin ve emekçinin hakkının sömrülmesini destekliyor ve onaylıyor... Bu minvalde içinde bulunduğumuz etnik, ekonomik ve sosyolojik konjonktür, emeğin ve emekçinin hakkının kat ve kat sömürülmesine neden olmakta, ağırlaşan yaşam şartlarını dahada zorlaştırır hale getirmektedir. Malum son zamanlarda ülkemize geçici istihdam edilmek üzere akın akın gelen sığınmacı göçmenlerin ucuz iş gücü, emeğin ve emekçinin evrilimi, bu konjonktürün bariz bir örneğidir. 


İnsan = para, yer, zaman, malzeme demek, ve insanı bir kaynak olarak yöneterek hükmetmek, tam olarak kapitalist ahlaka dayanıyor. Bundan esinlenerek sizlere sömürgeciliğin kökünün Sekizinci Henry’e uzandığından söz edip, beş çayı anısından konuyu buraya taşıyıp, uzatmak gibi bir niyetim yok... ‘insan kaynakları’ ile ‘insan hakları’ arasındaki çelişkinin, iş gücü düzleminde de politik sisteme göre şekil aldığı aşikar... Peki ! kapitalist ahlakın, neredeyse robotlaştırdığı insanlığa karşın teknosentrik yaklaşımları, yeni kaynak robotların iş dünyasına katılımı, evrensel Liberal öğretiyi de destekleyecek mi acep?...

Anasayfaya Dönmek İçin Tıklayın

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Hit Abone Ol