Ramazan: Nefsin Doğru Yolu Buluşu
Ramazan, sadece bir ayın adı değil; bir dirilişin, bir arınmanın ve bir ümmet bilincinin yeniden inşasısın adıdır.
Dünyanın dört bir yanında aynı hilalin altında oruca niyet eden 1.8 milyar mümin, aynı ruhu kuşanır. Ramazan, İslam alemi içi takvimde bir zaman dilimi değil; kalbin Rabbine yöneldiği, toplumun yeniden inşa ettiği, nefsin fıtratını hatırladığı müstesna bir mevsimdir.
Bu ayda ilahi kelamın yeryüzüne indirilişini anımsarız. Zira Kur’an, bu ayda nazil olmuştur. Camilerde mukabeleler okunur, evlerde hatimler yapılır, diller istiğfarla ıslanır. Oruçla beden terbiye edilirken, Kur’an’la ruh dirilir.
Ramazan, aynı zamanda ümmet olma şuurunun güçlendiği bir zamandır. Endonezya’dan Fas’a, Suriye’den Bosna’ya kadar milyonlarca Müslüman aynı bilinçle iftar eder, sahura kalkar. Bu eşzamanlı kulluk hali, bizlere sınırların üstünde bir kardeşlik bilinci verir. Ulusçu bir bakış değil; Ümmetçi bir duruşun nişanesidir. Açlığın ve susuzluğun ortak tecrübesi, kalpleri birbirine yaklaştırır.
Son yıllarda Ramazan’ın en görünür ibadetlerinden biri olan Teravih namazı etrafında yapılan tartışmalar ise bu büyük iklimin ruhuna zarar verdiğini görmekteyiz. Teravih 8 rekat mı, 20 rekat mı? Cemaatle mi, ferdi mi? Oysa tarih boyunca İslam ümmet farklı uygulamaları bir zenginlik olarak görmüş, ihtilafı bir çatışma sebebi değil rahmet vesilesi kabul etmişlerdir. Ülkemizde genelde cemaatle 20 rekat olarak kılınan Teravih namazı; iftardan sonra bir bardak çayı hızlı yudumlayarak camiye yetişmeye çalışırken yaşanan heyecanın hayat bulmuş halidir. Birkaç gün önce Şam’da düzenlenen İslami bir buluşmayı online takip etmiştim. Suriye Müftüsü Usame el-Rıfai; 20 rekat ile cemaatle kılmayı tavsiye ederken, bununla birlikte de bölgelerde takip edilen geleneğe de saygı duyulması gerektiğini hocalara nasihat etmişti. İşte tamda bu tutum ümmet olmanın bir göstergesidir. Unutulmaması gereken en önemli mesele ise, ahir zamanın getirdikleri ile birlikte zaten camiden ve cemaatten uzağız. Teravih gibi vesileleri kovalamak, kısa da olsa dünyaya bir mola vermemiz gerekmez mi!
Bir kandil vaazında kürsüden; ‘’keşke birkaç tane daha kandilimiz olsaydı’’ diye bir itirafta bulunmuştum. Şimdi ise; ‘’keşke Ramazan daha uzun olsaydı’’ diyorum. Elbette bütün bu işlerde bir rahmet sırrı vardır. Bu takvimler, yeniden dirilmek için adeta bir fırsat. Bu günleri yılın tamamına yağmak gerçekten ciddi bir iştir. Ahir zamanda ise bu işi yapmak fazlasıyla zordur. Dolayısıyla sayılı olan bu birkaç günü iyi değerlendirmek gerekir. Kıymetini idrak etmek gerekir…
Genelde en önde beli bükülmüş büyüklerimiz vardır. En son safta ise haylazlıkları ile çocuklarımız vardır. Bu durum, ümmetin sürekliliğini ve birliğini temsil eder. Bu birliktelik beraberinde yardımlaşmayı da getirir. Zekatlar bu ayda hesap edilir, fitreler ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır, iftar sofraları paylaşılır. Aç kalmak için değil; aç kalanların halini anlayalım diye oruç tutarız. İftar sofralarında bir lokmayı paylaşmak, aslında kalbi paylaşmaktır. Sadaka, maldan eksiltmek değil; gönülde ki bencillikten eksiltmek demektir.
Bugün Gazze’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da ve dünyanın birçok mazlum coğrafyasında Ramazan’ı hüzünle karşılayan kardeşlerimiz varken; bizim sorumluluğumuz daha da artmaktadır.
Öyleyse bu Ramazan’da tartışmaları bir kenara bırakalım. Teravihin rekatını değil, gözyaşımızın samimiyetini konuşalım. Camilerimizi dolduralım, sofralarımızı genişletelim, kalplerimizi arındıralım. Çünkü Ramazan, bizi biz yapan değerleri hatırlatan ilahi bir çağrıdır.
Arınmak mümkündür. Birlik mümkündür. Diriliş mümkündür…

























































Yorum Yazın