Reklamı Geç
Mehmet Akçay Petrol
Güneyler
Güneş Güzellik
bahar home mehmet taze kırıkhan
Hatay
BIST12.938
DOLAR44.5156
EURO51.676
ALTIN6625.8
BTC/USD66595.100
Murat Kondakçı

Murat Kondakçı

Mail: [email protected]

DİJİTAL ESARET: BİR NESLİN ÇÖKÜŞ HİKAYESİ

 

“DİJİTAL ESARET: BİR NESLİN ÇÖKÜŞ HİKAYESİ”

 

Bir parmak hareketiyle başlıyor her şey. Ekrana hafifçe dokunuyorsun, yukarı kaydırıyorsun. Bir video daha, bir video daha… Zaman geçiyor. Ama fark etmiyorsun. Çünkü o kaydırdığın her içerik, rastgele değil. Her biri, seni orada biraz daha tutmak için tasarlanmış bir planın parçası. Ve sen, o planın içinde kaybolurken hayatın yavaş yavaş elinden kayıp gidiyor.

 

Bugünün en büyük yanılgısı şu: Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor sanıyoruz. Oysa çoğu zaman hayatımızı çalıyor. En acısı da şu ki, bu kaybı kendi ellerimizle büyütüyoruz. Özellikle de ebeveynler…

 

Çocuklarına “telefonla çok oynama” diyen bir annenin, elinden telefonu düşürmediği bir evde büyüyen çocuk neyi örnek alacak? Babası akşam eve gelip saatlerce ekran karşısında kaybolurken, o çocuğa disiplin nasıl öğretilecek? Sözün değil, davranışın öğretici olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ve bugün çocuklarımıza en güçlü şekilde öğrettiğimiz şey: bağımlılık.

 

Aileler farkında bile değil… Daha bebekken çocuğun eline verilen telefon, bir oyuncak değil; bir alışkanlığın ilk adımıdır. “Oyalansın” diye verilen ekran, aslında çocuğun gerçek dünyadan koparılmasıdır. Çünkü o an ebeveyn kendi rahatını seçer. Dizini kırıp çocuğuyla oyun oynamak yerine, onu bir ekranın içine hapseder. Ve sonra yıllar geçer… O çocuk artık o ekrandan çıkamaz.

 

Sonra ne olur? Gece geç saatlere kadar telefon başında kalan çocuklar… Sabah okula gittiğinde gözleri kapanan, ders dinlemeyen, hayattan kopuk bir nesil. Öğretmene saygı? Yok. Derse ilgi? Yok. Çünkü zihinleri parçalanmış durumda. Sürekli hızlı tüketilen içeriklere alışmış bir beyin, 40 dakika boyunca bir derse odaklanamaz.

 

Ama mesele sadece ders de değil…

 

Aile dediğimiz yapı, sessizce çözülüyor. Aynı evin içinde yaşayan ama birbirine yabancı insanlar haline geldik. Aynı sofraya oturmayı bile başaramayan bir toplum olduk. Anne ayrı ekranda, baba ayrı, çocuk ayrı… Sohbet yok. Göz teması yok. Paylaşım yok. Sadece ekran ışıkları var.

 

Ve buna “modern yaşam” diyoruz.

 

“Özgür birey yetiştiriyoruz” diyor bazı aileler. Otorite kurmamakla övünüyorlar. Ama ortada özgür birey yok; başıboş bırakılmış bir nesil var. Sınır bilmeyen, sorumluluk almayan, saygı kavramını tanımayan bir nesil… Çünkü özgürlük, başıboşluk değildir. Özgürlük, sınırlar içinde öğrenilir.

 

Bugün birçok çocuk, ailesinin maddi gücüne güvenerek büyüyor. “Nasıl olsa babam var” rahatlığıyla ders çalışmayan, kendini geliştirmeyen gençler yetişiyor. Ama hayat, o kadar merhametli değil. Gün gelir o güvenilen zemin kayar. İşte o zaman geriye ne kalır? Ne bir meslek, ne bir donanım, ne de kendini ifade edebilecek düzgün bir dil…

 

Evet, dil…

 

İki cümleyi bir araya getiremeyen, düşüncesini ifade edemeyen bir nesil geliyor. Kitap okumak, sadece bir öğretmenin verdiği ödevden ibaret hale gelmiş. Oysa kitap, insanın zihnini inşa eder. Ama biz çocuklara ekran veriyoruz, kitap değil.

 

Para yönetimi? O da yok. Daha küçük yaşta sınırsız harcama özgürlüğü verilen çocuklar, paranın değerini öğrenemiyor. İhtiyaç ile istek arasındaki farkı bilmeden büyüyorlar. Ve aileler, farkında olmadan çocuklarını hayata karşı savunmasız bırakıyor.

 

En acı olan ne biliyor musunuz?

 

Anne-baba, çocuğuyla iki dakika oturup konuşamıyor. Aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşıyorlar. Birlikte yemek yemenin, sohbet etmenin, göz göze gelmenin değerini bile aktaramıyorlar. Çünkü herkesin elinde bir ekran var. Ve o ekran, aradaki bağı kesiyor.

 

Bugün kaydırdığımız her video, aslında hayatımızdan çaldığımız bir parçadır. Ve biz bunu eğlence sanıyoruz.

 

Ama gerçek şu: Bu bir kayıp.

 

Ve bu kayıp, sadece bireysel değil. Toplumsal bir çöküşün habercisi.

Eğer bugün durup düşünmezsek, yarın çok geç olabilir. Çünkü yetişen nesil, bizim eserimiz olacak. Ve o eser, ya güçlü bir toplumun temeli olacak… ya da kendi içinde çöken bir yapının enkazı.

 

Karar hâlâ bizim elimizde.

 

Ama unutmadan: Hayat, ekranda kaydırdığın kadar uzun değil.

 

Murat KONDAKCI

 

 

Diva Otel

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Güneyler