Ruh Açlığının Modern Hali
İnsan bazen aç değildir. Sadece duyulmamıştır. Ah benim uyanış sancılarım…
Karnımı mı yedin sen? Bir insan neden durmadan yer mesela? Gerçekten aç olduğu için mi?
Yoksa sesini işitmeyenlerin bıraktığı boşluğu susturmak için mi?
Bazı geceler insanın midesi değil, ruhu kazınır.
Ve insan zihnindeki açlığı doyurmak uğruna bağırsaklarına kadar yüklenir.
Çünkü beden konuşur.
Kalbin sustuğu yerde mide bağırır.
Ben kahkahalarla gülen insanların içindeki kırıkları artık duyabiliyorum.
Çünkü bazen insan en yüksek kahkahayı, içindeki çığlık duyulsun diye atar.
Ne kadar neşeli görünürse o kadar az sorgulanacağını sanır. Kırgınlık da böyledir.
Önce kalpte başlar, sonra dile vurur. İnsan aslında kaba değildir çoğu zaman; sadece uzun süre anlaşılmamıştır. Bir de “hayır” diyemeyenler vardır.
İçindeki küçük çocuğu hâlâ incinmesin diye herkese evet verenler… Nazlı değil o çocuk aslında.
Sadece sevgiyi kaybetmekten korkuyor. İnsan bazı şeyleri fark eder ama hemen değiştiremez.
İşte en sancılı yer tam orasıdır. Bilmekle dönüşmek arasındaki uçurum.
Çünkü uyanış bir anda gelen romantik bir aydınlanma değildir. Uyanış bazen bağırsak bozukluğudur.
Bazen gece üçte gelen anlamsız ağlama hissi. Bazen kimseye tahammül edememek.
Bazen de herkesi bırakıp kendine ilk defa dönmektir. İnsan eski benliğinden çıkarken kriz geçirir.
Tıpkı kabuk değiştiren bir canlı gibi.
Çünkü artık eski hayat dar gelir ama yeni hayatın içine de tam yerleşemez. Bu yüzden bazı insanlar
“çok değiştin” der.
Evet.
Çünkü aynı kalmak ruhuma artık dar geliyor. Belki de uyanış dediğimiz şey, kendine ilk defa dürüst olmaktır.
Ve dürüstlük… İnsanın içinde deprem etkisi yaratır.
Gamze Arslan
Yaşam ve Farkındalık Koçu
Benden bana,bizden size

























































Yorum Yazın