Çok Kutuplu Sistem Arayışı ve Çin-Rusya Stratejik Eşgüdümü
İsmail CİNGÖZ
Giriş
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çin’e gerçekleştireceği ziyaretin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Pekin temaslarının hemen ardından gündeme gelmesi, uluslararası sistemde yeniden şekillenen güç dengeleri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu ziyaret, yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil; aynı zamanda “çok kutuplu dünya sistemi”, “küresel güç rekabeti” ve “alternatif jeopolitik bloklaşma” tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.

Özellikle Ukrayna savaşı sonrasında hızlanan küresel kutuplaşma süreci, Çin ile Rusya arasındaki stratejik yakınlaşmayı daha görünür hale getirmiştir. Bunun yanında Washington-Pekin hattındaki kontrollü rekabet ve ekonomik bağımlılık ilişkisi, Çin’in dış politika stratejisinde “dengeleyici büyük güç” kimliğini öne çıkarmaktadır. Bu bağlamda Putin’in Pekin ziyareti, Çin’in hem ABD ile ilişkileri tamamen koparmadan sürdürme hem de Rusya’yı Batı’ya karşı stratejik denge unsuru olarak koruma çabasının önemli bir göstergesi olarak okunabilir.
Çin’in Küresel Mesajı: “Denge Kurucu Güç” İmajı
Çin’in aynı dönemde hem ABD hem de Rusya ile üst düzey diplomatik temaslar yürütmesi, Pekin’in kendisini yeni uluslararası sistemin merkez aktörlerinden biri olarak konumlandırma arzusunu daha da görünür hale getirmiştir. Çin yönetimi, özellikle son yıllarda “tek kutuplu Amerikan düzeninin sona erdiği” tezini dolaylı biçimde destekleyen söylemler geliştirdiği görülmektedir.
Bu çerçevede Pekin’in temel stratejik mesajı, Çin’in yalnızca ekonomik bir güç değil; aynı zamanda küresel krizleri yönlendirebilen, denge kurabilen ve çok taraflı diplomasiyi şekillendirebilen bir aktör olduğudur. Çin’in hem Washington hem Moskova ile görüşebilmesi, Pekin’in “jeopolitik merkez ülke” pozisyonunu güçlendirme arayışıyla ilişkilidir.
Bunun yanında Çin, ABD ile yaşadığı rekabeti tam ölçekli bir kopuşa dönüştürmek istememektedir. Özellikle ticaret, teknoloji ve finans alanlarındaki karşılıklı bağımlılık nedeniyle Pekin, Washington ile kontrollü rekabet stratejisini sürdürmektedir[1]. Trump ile yürütülen temasların ekonomik tansiyonu azaltmaya yönelik olduğu değerlendirilirken, Putin’in ziyareti ise Çin’in Rusya’dan stratejik olarak vazgeçmeyeceğini göstermektedir.
Çin-Rusya Yakınlaşması ve Alternatif Blok Arayışı
Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşmanın en önemli boyutlarından biri, Batı merkezli ekonomik ve finansal sisteme alternatif üretme çabasıdır. Özellikle ABD yaptırımları sonrasında Moskova’nın Çin’e ekonomik bağımlılığı artmış; enerji, ticaret ve teknoloji alanlarında yeni iş birlikleri gündeme gelmiştir[2].
Bu süreçte yerel para birimleriyle ticaretin artırılması, SWIFT[3] benzeri alternatif ödeme sistemleri ve dolar bağımlılığını azaltmaya yönelik girişimler dikkat çekmektedir. Çin açısından bu durum, yalnızca Rusya’yı desteklemek değil; aynı zamanda uzun vadede Batı merkezli küresel finans sistemine karşı alternatif bir ekonomik düzen oluşturma hedefiyle ilişkilidir.
Rusya açısından Çin artık yalnızca bir ticaret ortağı değil; ekonomik dayanıklılığın temel unsurlarından biri haline gelmiştir. Avrupa enerji piyasasında yaşanan kayıplar nedeniyle Moskova’nın Asya’ya yönelmesi, Çin’i Rus enerji ihracatının merkez ülkesi konumuna taşımıştır.
Enerji Diplomasisi ve “Sibirya Gücü-2” Projesi
Putin’in Pekin ziyaretinde öne çıkması beklenen en önemli başlıklardan biri enerji iş birliğidir. Özellikle “Sibirya Gücü-2” doğal gaz hattı projesi, Rusya’nın Avrupa pazarına alternatif oluşturma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak görülmektedir[4].
Bu proje sayesinde Rusya, Avrupa’ya yönlendirdiği enerji kapasitesinin önemli bir bölümünü Çin’e kaydırmayı hedeflemektedir. Çin ise artan enerji ihtiyacını daha güvenli ve uzun vadeli anlaşmalarla karşılamayı amaçlamaktadır. Böylece enerji alanındaki iş birliği, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik bir bağımlılık ilişkisi yaratmaktadır.
Savunma, Teknoloji ve Ukrayna Savaşı Sonrası Düzen
Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı teknolojisine erişiminin zorlaşması, Çin’i Moskova açısından daha kritik hale getirmiştir. Çin doğrudan silah desteği konusunda dikkatli davranmakla birlikte, çift kullanımlı teknolojiler, elektronik bileşenler ve sanayi altyapısı üzerinden Rusya’ya dolaylı destek sağladığı yönündeki değerlendirmeler Batılı çevrelerde sıkça dile getirilmektedir[5].
Öte yandan Çin, Ukrayna savaşının tamamen Rusya’nın çöküşüyle sonuçlanmasını istememektedir; çünkü Moskova’nın zayıflaması, ABD’nin stratejik odağını yeniden Asya-Pasifik bölgesine yöneltmesini hızlandırabilir. Bu nedenle Pekin açısından Rusya’nın Batı’yı meşgul eden bir güç olarak sistem içerisinde varlığını sürdürmesi stratejik önem taşımaktadır.
Trump sonrası dönemde ABD’nin Ukrayna dosyasındaki yükünü azaltma eğilimi ise Moskova tarafından fırsat olarak değerlendirilmektedir. Kremlin, Washington’un Avrupa güvenliği konusundaki angajmanının azalmasını kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.
Türkistan/Orta Asya ve Arktik Rekabeti: Görünmeyen Gerilim Alanları
Her ne kadar Çin ve Rusya “stratejik ortaklık” söylemini öne çıkarsa da iki ülke arasında örtülü rekabet alanları da bulunmaktadır. Bunların başında Türkistan/Orta Asya gelmektedir. Çin, “Kuşak ve Yol Projesi” aracılığıyla bölgedeki ekonomik etkisini artırırken, Rusya güvenlik ve askeri nüfuzunu korumaya çalışmaktadır[6].
Benzer şekilde Arktik bölgesi de iki ülke arasında dikkatle yönetilen bir rekabet alanı oluşturmaktadır. Rusya bölgedeki askeri ve jeopolitik üstünlüğünü koruma çabasındayken, Çin Arktik ticaret yollarına ve enerji kaynaklarına erişim sağlamak istemektedir.
Dolayısıyla Putin’in Pekin ziyareti yalnızca Batı’ya karşı ortak duruş değil; aynı zamanda iki ülke arasındaki stratejik dengeyi yönetme çabası olarak da okunmalıdır.
Sonuç
Trump sonrası Putin’in Pekin ziyareti, uluslararası sistemde şekillenen yeni güç dengelerinin sembolik ve stratejik bir göstergesi niteliğindedir. Çin, ABD ile ilişkilerini tamamen koparmadan sürdürmeye çalışırken, Rusya’yı Batı’ya karşı önemli bir jeopolitik denge unsuru olarak korumayı hedeflemektedir.
Rusya ise uzun vadeli ekonomik ve stratejik dayanıklılığını sürdürebilmek için Çin desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle Pekin-Moskova hattındaki yakınlaşma, klasik bir ikili ittifaktan ziyade çok kutuplu düzenin koordinasyonuna yönelik pragmatik bir stratejik ortaklık görünümü taşımaktadır.
:
İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi, TDPB Basın Kulübü Başkanı. [email protected]
[1] Trump: Çin ile Potansiyel Bir Savaşa Girmek İstemiyoruz, 19.03.2026.
https://www.bloomberght.com/trump-cin-ile-potansiyel-bir-savasa-girmek-istemiyoruz-3744649 (Erişim Tarihi: 17.05.2026.
[2] Hüseyin Korkmaz, Yaptırımlar Altında Büyüyen Ortaklık Çin ve Rusya, 13.04.2024.
https://tasam.org/tr-TR/Icerik/72569/yaptirimlar_altinda_buyuyen_ortaklik_cin_ve_rusya (Erişim Tarihi: 17.05.2026)
[3] SWIFT, dünya genelindeki banka ve finansal kuruluşların birbirleriyle güvenli ve hızlı bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan uluslararası bir para transferi ağı.
[4] Hao Tan, Power of Siberia 2 reshapes China's energy security calculus, eastasiaforum.org, 31.10.2025.
https://eastasiaforum.org/2025/10/31/power-of-siberia-2-reshapes-chinas-energy-security-calculus/ (Erişim Tarihi: 17.05.2026)
[5] Rusya Çin Teknoloji Bağımlılığı: Savaş Sürecinde Artan Riskler, 01.05.2026
https://temizteknoloji.com/rusya-cin-teknoloji-bagimliligi-savas-surecinde-artan-riskler/ (Erişim Tarihi: 17.05.2026)
[6] Özlem Fındık, Çin’in Bölgesel Hegemonya Olma Yolunda İlerleyişi Bir Kuşak Bir Yol Girişimi: Orta Asya Örneği, T.C. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2025.

























































Yorum Yazın