ŞİDDET VE HORMON PRANGASI
Şiddet olaylarını incelediğimizde arkasında kontrol edilemeyen hormonsal hayatın olduğunu görebiliriz. Yapılan bir gözlemde yavrularını dişi ile birlikte şefkatle gezdiren erkek bıldırcına erkeklik hormonu verildiğinde, yavrularını öldürdüğü ve eşiyle birleşmeğe çalıştığı görülmektedir. Kulakları küpeli ve son derece yumuşak huylu sokak köpekleri, cinsiyet bezleri etkisiz hale getirilmeden önce potansiyel birer tehlike idiler. Aslan ailelerinde de bıldırcınlara benzer gözlemler yapabiliriz.
Hayvanlar aleminde hormonların engellenemez görevi ne pahasına olursa olsun hayatın devamını sağlamaktır. Vücudumuzun savunma sistemi incelendiğinde ilgili savunma hücrelerinin son derece acımasız olduğunu görürüz. Bazı hücrelerin sağlığının korunması için birçok hücre acımasızca katledilmektedir. Bazen şiddetli hastalıklarda ‘t hücreleri’ kendilerini imha ederler, çevreye zehirli kimyasallar yayarak mikropları öldürürler. Bağışıklık hormonları vücut sağlığını korumak için zararlı yabancı hücreleri öldürdüğü gibi vücudun gelişmesi için bölünen hücrelerin çoğunu da öldürür, Sadece çok az sayıda sağlam hücreyi hayatta bırakırlar. Bu olmazsa canlı dokuları çok dayanıksız olur ve en küçük bir saldırıda canlının hayatı sona ererdi. Bu, rahmetin devamı için elzemdir. Genel olarak vücutta üreme, savunma ve beslenme hormonları bulunur. Hayatın devamı, beslenme, büyüme; sadece salgı yani hormon sistemiyle oluşabilmektedir.
Canlıların kişiliğinin, davranış biçiminin oluşmasının en etkili programları hormonlardır. Dişilik hormonu için vazgeçilmez görev, kaliteli genleri bulup dünyaya getirmek ve her ne pahasına olursa olsun onu hayatta tutmaktır. Vücuduna girdiği dişiyi hormonların gücü oranında etki, hatta esaret altına alır. Erkeklik hormonlarının canlıya yüklediği en önemli görev her ne pahasına olursa olsun tohumlarını dünyaya gelecekleri ortama yaymaktır. Bu konuda meşru bir yol izlenmemesi halinde hormonlar insanların kişiliğini hipnoz eder ve kontrolü altına alır. Bunun için insanların bakışları gayri ihtiyarı çevresindeki karşı cinse yönelir. Bilinçli kişiler anında kendilerini toplayıp ikinci bakışı yapmazlar. Burada bakan, kişiler değil içlerindeki hormonlardır. Karşı cinslerle ilişkilerimiz üçüncü kişiler dahil, toplumdaki herhangi birini incitmeyecek ölçüde olmalıdır. O halde nikah düşmeyenlerle bile aramızda hukuk kuralı olan örfe dayalı bir ölçü olmalıdır. Hiç istenmeyen durumlara düşmemek için kontrolü kaçırmamak için, koruda dolaşmamak lazımdır, ki ormanda kaybolmayalım. Bizim anlatmak istediğimiz zenginlikleri yasaklamak değil; aksine meşru yollardan paylaşmak, hatta ulaşımını kolaylaştırmak gerektiğidir. Zina ve namus suçları ne yazık ki batı toplumlarından ziyade namus düşkünü eğitimsiz toplumlarda, kabul edilemez şekillerde ve daha çok olmaktadır.
Dişi peygamberdevesi çiftleştikten sonra hayranlıkla seyrettiği erkeğinin başını hemen yemeğe başlar. Çünkü yavruları için acil proteine ihtiyaç vardır. Bunun en yakın ve güvenilir kaynağı çocuklarının babasının başıdır. Artık erkeğin görevi onun için ebediyen bitmiştir. Karadul örümceği de yavrularının gıda ihtiyacı için erkeğini anında öldürür ve yer veya yumurtalarını beslenmeleri için babalarının üzerine bırakır. Erkekler de öldürüleceklerini bilmelerine rağmen erkeklik hormonunun büyüsünün etkisinden kurtulamayarak ölüme giderler. Bu dişilik hormonunun hızlı işleyen bir versiyonudur. Peygamberdevesi ve karadul örümceği ile diğer canlı türleri aradaki tek fark, erkeğin başının yenmesi işleminin erkeğe sağ olarak duyulan ihtiyacın niteliği ile doğru orantılı olarak zamana yayılmasıdır. Bazı canlı yavrularının bakımı için babaya daha uzun süre ihtiyaç duyar, bu da erkeğin ömrünü uzatır.
Ahtapot anne, yumurtalarını küçük bir inin tavanına yapıştırır ve yavruları dünyaya gelinceye kadar hiçbir şey yemeden onlara oksijenli su üfler. Yavrular yumurtadan çıkmağa başladığında onun da hayatı sona erer. Bu fedakar annenin yapacağı hiçbir şey yoktur. Çünkü onu adeta annelik hormonları hipnoz etmiştir.
Hayvanlar aleminde hayat tamamen bu hormonların kontrolü altında devam eder. Buna nefsi emare denir ve bu program canlı hayatının varlığının garantisidir. Bunun dışına çıkma şansları yoktur. Yaradılışın onlara yüklediği görevi bu şekilde yerine getirirler. İnsanlara düşen görev ise eğitimle, yani faydalı alışkanlıklar kazanarak hormonların hipnozundan kurtulmak ve hormonları kontrol altına almaktır. Şeytanın tayin ettiği kabuslara düşmek değil, mutluluk ve hazlar bölüşmektir.
Tutku derecesinde dişiye bağlanan erkekler bir süre sonra hayal kırıklığına uğrarlar. O cüretkar ve mesrur eden bakışların yerini karadul bakışları almıştır. Halbuki eğitime öncelik veren toplumlarda dişiler tutku derecesinde ne evlatlarına bağımlı olurlar, ne eşlerini bir anda düşman gözüyle görürler, ne de erkekler erkeklik hormonlarının etkisinde kalarak hareket ederler. Çocuklarının şeytani bir yarışa da ihtiyacı yoktur. Çünkü devlet, Fırat kenarında bir deve yavrusu kaybolsa bunun sorumluluğu altında kahrolacağından, çocukların yarıştırılmasına müsaade etmez. Gelir dağılımındaki adalet onun için iman kadar önemlidir. Hele vatandaşı sahipsizlik hissine kapılmışsa…
Erkek ve dişiler cinsel yönden gençliğin ilk yıllarından itibaren birbirlerine muhtaçtırlar. Bunun hayatın sadece bir bölümünü oluşturduğunun bilinciyle, fazla abartmadan birbirlerine meşru yollardan yardımcı olmalıdırlar. Şayet bu meşru yollardan karşılanmazsa hayatın devamı için programlanmış olan hormonlar en dengeli insanlara dahi akıl almaz işler yaptırırlar ve onları en acımasız zilletlere düşürürler. Çünkü yavru ne pahasına olursa olsun dünyaya gelmelidir. Okumaya yolladığımız ve acımasız sahipsizliğe muhatap olanlar bizim çocuklarımızdır. Ben her bir baltanın insafına terk edilmiş öyle masum evlatlar gördüm ki, onlar için Allah’a dua etmekten başka yapacak hiçbir şeyimiz yok… Çocuklarımızı sade ve gösterişsiz yetiştirelim, başkalarında farklı çağrışımlar yapacak bakış ve davranışlardan uzak durmalarını onlara öğretelim. Yoksa dünyanın öbür ucuna da gitse tutkularının etkisinden kurtulamayan birinin alet olduğu kötü akıbet onları bekler.
Bir bakıyorsunuz arabada son sez müzik dinleten, paçalarından erkeklik hormonu akan beş kişi kendilerini ikaz eden bir genci on dokuz yerinden bıçaklıyor. Siz siz olun şikayetinizi ilgili kuruma yapın. Birileri altı yaşındaki komşunun kızının başını taşla eziyor. Bu erkek evli de olabilir. Ancak eşi o anda çocuğunun başarısına şartlanmış, akrabalarıyla yarışıyor, gözü kocasını görmüyor, sadece başının etinin ne kadar lezzetli olduğunu düşünüyor. Hızla ve büyük bir gürültüyle geçen motor’un egzoz dumanını görememenizin sebebi onu kamufle eden kesif erkeklik hormonlarıdır.
Tecavüzlerin ardında çoğunlukla bir de cinayet vardır. Zira bu insanlar aslında mazlumları değil, kendi günahlarını öldürdüklerini sanmaktadırlar. Erkekler ilk bakıştaki tebessümün hiç kaybolmayacağını zannederler, ama gülümsemenin kendisi için olmadığını, sadece taşıdığı kaliteli genlerin diğer sahibi, dünyaya gelecek yeni canlıya olduğunu anlamak asla mümkün olmaz. Evi terk eden eşin değişen yüzü erkeğin ebedi hayallerini yıkmıştır ve ne pahasına olursa olsun o yüz gene gülmelidir. Ama gülümsememekte kararlı olan yüzün sonu mezarda biter. Kim bilir belki gülümseyen yüzlü yeni bir hayatın böyle başlayacağı ümit edilmektedir. Bıldırcınlardaki gibi… Tüm sorumluluğu erkeğin sırtına yıkan, ona evine ekmek götürme şansı dahi vermeyen yetkililerin sorumluluklarını anlamalarını daha ne kadar bekleyeceğiz?
Kaçınılması mümkün olmayan cinsel hayat, bir eğitim çerçevesinde erken yaşlardan itibaren, meşru yollarla karşılanmalıdır. Gelir dağılımındaki adaleti sağlamak, eğitim vermek, aşırı nüfus artışına sebep olmadan üniversitede okurken dahi evlilikleri tesis etmek devletin görevidir. Kokuşmuş evlilikleri devam ettirmeğe çalışıp işi büsbütün vahim sonuçlara taşımak değil...
Kadınlar erkek tarafından tahrik edilmedikçe cinselliği akıllarına getirmezler. Bunun bilincinden uzak hakimler de; “Karşılık verdi.” diye tecavüz eden erkeğe ceza vermezler. Büyük bir zulme sebep olurlar. Halbuki tahrik olmuş birinin iradesini tamamen hormonlar kontrol altına almıştır, davranışlarının tüm mesuliyeti ilk tahrik edendedir. Dinimiz: “Ahlakından memnun olduğunuz bir genç, kızınızı isterse veriniz, yoksa dünyada büyük fitne doğar.” demektedir. Burada elbette ki her iki tarafın da rızası söz konusudur. Aslında dinler bunun önünde engel değildir. Bunun önündeki engel maymundan bir gömlek önde olan cahillerin oluşturduğu, maddi menfaat endişesi taşıyan akıl almaz cehalet gelenekleridir. İki kaşık bir tabak, bir tas, bir oda başlangıç için yeterlidir. Elbette ki tasarruf bilinci olan eğitimli insanlar hayat standartlarını yükseltme kabiliyetine de sahiptirler. Önemli olan yalan söylemeyecek asaletteki tarafların bilgiyle yüklendikleri bu asil görevi birlikte devam ettirmeleri, devamının taraflara sıkıntı getireceği anda da her iki tarafın medenice ayrılmaya hazırlıklı olmalarıdır. Çocuklar da daima anne-baba beraberliğinin sona erip, dostluk olarak devam edeceği bilinciyle eğitilmelidirler. Ebeveynler dışında güvenecekleri bir devletlerinin de olduğunu onlara hatırlatmak onları endişeden bir nebze olsun uzaklaştırır. Yoksa “Boşanırsan seni öldürürüm!” dediği babasını öldüren 15 yaşlarındaki kızların akıbetlerini gazetelerden okumağa devam ederiz.
Burada dişi ve erkeğe düşen en önemli görev, tarafların tapuyla birbirlerine bağlı olmadıklarının bilincine sahip olmaları; adına aşk dedikleri, aslında aşkla ilgisi olmayan, tarafları birbirinin vazgeçilmez malı gibi gören hastalıklı tutkulardan arınma gayretidir. Taraflar birbirinin ihtiyaçları için vardır. Her zaman ilk günkü saygıya layıktırlar. Sahip olunan her şeyin kaybedileceği bilincinde olup; ‘Ölmeden önce ölmek, almadan önce vazgeçmek, evlenmeden önce boşanmak…’ sözlerini düstur etmeleri gerekir. Eğitim, içinde bulundukları toplumlara bunu öğretmektedir. Bunu kabul etmeyen Müslümanlar varsa sahabelerin hayatına baksın. Adetlerini din edinmesinler. Diğerleri de eğitimli milletlere baksınlar. Bunun aksi kıs kıs gülen şeytanın helak ettiği insanların hayatlarını gazetelerden okumaya devam etmektir. Unutmayın, bu şakaya gelmez, dünyada büyük bir fitne doğar.
Sağlık ve esenikler.

























































Yorum Yazın