Almanya’dan Notlar: Müslümanlar
Yaklaşık üç aydır Almanya’dayım. Burada bulunduğum günler boyunca sadece eğitim almadım; şehirleri dolaştım, camileri, sokakları, gençleri ve insanların hayatlarını da okumaya çalıştım. Her yolculuk insana yeni yeni şeyler kazandırır; fakat bazı yolculuklar bakış açılarını değiştirir. Zannedersem Almanya tecrübem de tam olarak böyle oldu.
Dışarıdan bakıldığında Almanya; düzeni, disiplini ve güçlü ekonomisiyle öne çıkan bir Avrupa ülkesi olarak görülüyor. Bu düzenin içerisinde milyonlarca Müslümanın sessiz ama dikkat çekici bir varlığı da bulunuyor. Yaklaşık yetmiş yıllık göç hikayesi, bugün artık misafir işçilikten kalıcı bir toplumsal yapıya dönüşmüş durumda. Değişen dünya şartları her iki toplumu da yeni konumlar edinmelerine sebep olmuştur. Özellikle Almanya’daki Müslümanların konumları hakkında camiler en çok dikkatimi çeken yerler olmuştur.
Almanya’da camiler sadece namaz kılınan mekanlar değil; toplumun kalbinin attığı bir mekandır. Çocukların Kur’an öğrendiği sınıflar, gençlerin sosyalleştiği gençlik merkezleri, çeşitli gençlik sosyal tesisleri, yaşlıların yalnızlıklarını unuttukları buluşma noktaları, kişisel ihtiyaçların giderildiği; berber salonundan, kasabına kadar hayatı oluşturan her türlü mekanizmayı içerisinde bulunduran modern bir külliye formatındadır. Her cami yönetimi içerisinde bulunduğu imkanlar doğrultusunda hareket etmektedir. Bazen bunlardan daha az imkanlar olurken, bazen de bunlardan çok daha fazla imkanlara sahip olmaktadırlar. Özellikle DİTİB camilerinde gördüğüm çalışmalar, Avrupa’da din hizmetlerinin ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını bana yeniden gösterdi. Din görevlileri yalnızca vakit namazlarını kıldırmıyor; aynı zamanda bir öğretmen, bir rehber, bir ağabey ve çoğu zaman bir aile danışmanı gibi toplumun her kesimine dokunmaya çalışıyor.
Bunlara rağmen beni en çok düşündüren ise gençlerdi. Burada yetişen hali hazırda ki dördüncü kuşak olan bir genç, aslında iki dünyanın tam da ortasında büyüyor. Evinde farklı, okulunda farklı bir kültürle karşılaşıyor. Ailesinden aldığı değerlerle içinde yaşadığı toplumun beklentileri arasında denge kurmaya çalışıyor. Bu kolay bir imtihan değil. Tam da bu yüzden camilerin gençlere yönelik faaliyetlerini son derece kıymetli buluyorum. Türkiye’de de bu durumun böyle mühim olması gerekir. Basit bir gençlik kampı dahi bir bakmışsınız cami kapısını aralamıştır. Vaaz dilinin geride bırakıldığı, kalpten çıkan her cümlenin kalbe girdiğini fark edildiği bir konuşma dili çok gencin kalbinde yer eder. Ama unutulmaması gerekir ki kalp soğuduğunda gençler uzaklaşır. Bu yüzden aynı zamanda akla da hitap etmek gerekir. Silinen her soru işareti daha güçlü bir iradenin tecellisi olarak ortaya çıkar. Gençlerin yetişmesi, yetiştirmesi irşat faaliyetlerinin ta kendisidir.
Unutulmaması gereken bir diğer husus ise; İber Yarımadasında Müslümanlar yaklaşık 800 yıl hüküm sürdü. Eşsiz bir medeniyet kurdular. Kurulan bu düzen bütün Avrupa’nın şekillenmesine vesile oldu ve bugünkü ferah düzen ortaya çıktı. İber Yarımadasında ki nüfusumuzun yok olmasına sebep olan şeyleri iyi bellemeli ve dönemimizde bu hususlardan uzak kalmayız. 8 asır karşısında 70 yıl çok az bir dönemdir.
İbn Haldun hazretlerinin de dediği gibi; geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer…

























































Yorum Yazın