Reklamı Geç
Gökçesan
MEK Spor
MEK Spor
Hatay Market
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

Okumanın Zararları!

Okumanın Zararları!
Hülya İskifoğlu
'Okumak' dediğimiz vakit, ilk olarak kitap, köşe yazıları, dergi, makale, şiir vesairedeki yazıların ne ifade ettiğini anlayabilme becerisini sağlamak için okuduklarımız veya okuyacaklarımız akla gelir. Bir başka bakışla okumak yahut okumuş olmak, bireyin süreç içerisinde ilgi duyduğu bir branş veya alanda (zor bir ihtimal olsada) mesleğin inceliklerini ve teknik yönlerini bilimsel olarak edinme konusunda gördüğü eğitimine verilen bir ad olarak da söylenebilir. Bu faaliyetin sonucunda bireyin iş dünyasına katılımı ve bu katılımın mahiyetine göre geçiminin ve yaşam standartlarının belirleneceği bir döneme adım atmış olmanın adıda denebilir. Eğitim dizisi sonucunda okumuş olmanın delili ve şüphesiz elde edilen, iş başvurularında garantörlük görevi üstlenecek, adına “diploma” dediğimiz ve onca emeğin karşılığı diyerek kopyalarını çoğaltıp, çerçevelettiğimiz bu belge, itina ile baş köşelerde şüphesiz yerini alacaktır. Bireylerin gelişimine katkı sağlayacak bilindik okuma biçimi ve eğitim süreçlerinin kalitesi ancak, eğitim/öğretim felsefesinin sağlıklı ve güvenli işlevselliği ile aktive olur. Farklı ideolojilere göre formalize olan, sürekli şekil değiştiren ve çekenin elinde kalan bir eğitim felsefesi, uygulandığı topluma faydadan çok zarar verir. Ben bu yazımda balığın baştan koktuğu eğitim felsefesinden ziyade, okuma çeşitliliklerini ironiyle sentezlemeye çalışacağım...
Bu zamana kadar faydalarının konuşulduğu her nevi "okumak" fiilini biraz mizahsal zararları ile irdelemektir niyetim... Yahut manasının hakikatinden, kardan zarar mı, zarardan kar mı? elde edilirin mülhimesine varmak...
Keşfetmek verdiği zararları, nihayetinde bireyde açığa çıkan nevabitin (ayrıksı ot), sosyal fobi ile karıştırılan ihtivaları... O keza, toplumun en küçük yapı taşları olan ve artık kurulması günden güne zorlaşan aile ve yuvaları... Sistemin, münferitleştiren dayatmalarını, bencilliğe dönüşen, yükselen ego ve beşeri benlik hebalarının seyrini ve kontrollü yok oluş hikâyelerini 'okumak' bir seyirde...
Okumaya olan yönelimler, her alanda 'özgürlük' vaad eder. Yeni değer yargıları ve zihinsel açılımlara, değişimlere neden olur. Mantıksal ölçülerin açığa çıkması, eleştirel aklı aktive ederek bireylerin daha 'seçici ' ve 'pragmatik' olmalarını sağlar. Bu durum tahakküm uygulayıcıların güdümlerine ve kontrol sağlama arzularına zarar verebilir... Bu minvalde her nevi okumaları vergiye tabi tutmak, zarara mübadil yerinde bir karar olur.
"Hayatı okumak" vardır bir de... Öyle camlatıp duvara asılası diploması yoktur hayatı okumanın... Yaşayarak her sayfasını, acısı ve sevinci ile sindire sindire kârın zarara karıştığı ve yazarının son nefesine kadar kendi olduğu 'okumak'... Kendi zeminine göre algılamak, anlamak, anlamlandırmak, duyumsamak, etki ve tepkilere karşı davranmak, hoşgörü, empati, iltimas, karşı koyma, kabul görme/ görmeme, red, kızgınlık, öfke, sevinç, heyecan, mutluluk, hüzün, hepsi ama hepsi hayata dair ve yazarına tabii zararı boynuna okumalar...
Peki ya, okuduğumuz düşüncelere ne demeli? "Düşünce okumak", kelimelere genellemeler ile anlamlar yükleyerek, önyargılarla yaftalama yaparak, belki de hiç hakketmediği halde karşımızdaki insanın bir nevi 'canına okumak'...
Okudukça bildiğini sanıp, sonra da "bildiğini okumak" Kim ne derse desin doğru ya da yanlış, etki altında kalmadan, söylenenlere kulak asmadan, bildiği doğrultuda hareket etmek... Sonuç istediği merhalede ise, kibirlenmek, büyüklenmek, akıl hocalığı yapmak vs. vs...
Soyut ve somut var olan her şeyin perennial bir yaratımda olduğu, "kainatı okumak" bir de... duyumsamak manayı... hesabını yapamadığımız her zerreyi, sıyırıp madde bedenden akla zarar seyir eylemek... ne olup bittiğini anlamadan okumak tek hecede...
"Anlamadan okumak" ne anlattığını bilmeden, kendini okumanın ritmine bırakmak, tam bir teslimiyetle anlamanın anlamsızlığında evrenselleşmek, keşfetmek bütün levelleri... cehaleti ve acizliği görmek derin sularda...
Okumayı bırakmak mı gerek yoksa? Zararın neresinden dönülürse kardır deyip... 'Oku!' diyor büyük emir oysa... Tamama eremeyeceğini, zarar edeceğini bile bile, "oku" diyor... Daha öğrenmen gereken ne çok şey olduğunun ve okudukça hiçbir şey bilmediğinin, hiç bir şey olduğunun, acizliğinin farkına var diyor. Hiç-bir-şey olmak için kim okumak ister ki? Kim okur canı gönülden varlığın derinliğini... Var olmak için çabalarken yok olmak niye? Niye tüm oluşların cevabını aramak?
Öyle ya!.. Hem çok bilmek için az okumak gerek değil midir?... Derdimiz aklımıza mukayyet olmak değil mi? Maksada erişmek ise maksadımız kaybolan benliklerde, boynumuz kıldan ince... Önce kendi ruhumuzu, benliğimizi kuşatmakla başlamalı... Sonra yüz yılları kuşatmalı...
Ne diyor tasavvuf ehli Yunus İlim, ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsen
Bu nice okumaktır." diyor...
Böylesine güzel bir sözün üzerine ne söylenir ki? Bütün okumalar, o tek-bir kitabı anlamak için değil midir? Kendi Hira’sına çekilmeyen okuyabilir mi hiç kendini? Yüce bir kütüphanenin saklı kaldığı akıl dağarcığından silip yüreğinin tozunu, kurulmalı gönül sofrasına... Açmalı tertemiz bir sayfayı, haddini hesabını yapmadan kârın zararın... Bir darbe daha vurmalı, bir zarar daha vermeli kendine... Kendini OKUMALI...
Saygıyla...

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Abone Ol HİT