KISSADAN HİSSE – (Helalleşme)
Peygamberimiz Hz.Muhammed aleyhisselam ömrünün son günlerinde hasta idi.
Diğer eşlerinden izin alarak, ömrünün son günlerini eşi Hz.Âişenin odasında geçirdi. Peygamberimizin hastalığı gün geçtikçe arttı. Mescide yakınlarının yardımıyla gidebiliyordu. Hastalığı iyice artınca vefatından üç gün önce Ebû Bekiri yanına çağırdı ve artık Namazları onun kıldırmasını buyurdu. O günden sonra Namazları Ebu Bekir kıldırdı. Peygamberimiz de Namazlarını evinde kıldı. Vefat ettiği günün sabahında peyamberimiz kendisini iyi hissediyordu. Sabah Namazını Mescidde kılmak istedi. Onu Mescide kadar götürdüler. O sırada içerde sahabe Namaza başlamak üzereydi. Peygamberimiz ilk safa kadar geldi ve Ebu Bekirin sağ tarafında Namaza durdu. Peygamberimizin geldiğinin farkına varan Ebu Bekir, geri geri çekilerek imameti Ona bırakmak istedi, ancak Peygamberimiz işaretle imamete devam etmesini buyurdu. Peygamberimiz Namazdan sonra minbere oturdu ve ashabına bir konuşma yaptı, konuşmasının bir bölümünde şöyle dedi: "Ey ashabım!. Sizden ayrılma vaktiminin geldiğini biliyorum. Nihayet ben de bir insanım. Bazılarınızın hakkı bana geçmiş olabilir. Sizden birinize vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Birinden birşey almışsam, gelsin hakkını istesin, alsın. Bilmelisiniz ki, benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen ve benimle helalleşendir. Ben Rabbimin huzuruna ancak üzerimde Kul hakkı olmadan çıkabilirim.” Peygamberimizin bu konuşmasından sonra orada bulunan bir sahabi ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ey Allahın Rasûlü, benim sende üç dirhem alacağım var, onu isterim.” Peygamberimiz, o üç dirhem borcun nereden olduğunu bilmek için adama o borcun nereden olduğunu sordu Adam şöyle dedi: “Ey Allahın Rasûlü. Bir defasında yanınıza bir fakir gelmişti. Bana fakire üç dirhem vermemi istemiştiniz, ben de sizin adınıza o adama üç dirhem vermiştim. İşte, istediğim o üç dirhemdir.” Peygamberimiz yeğeni Fadıl’a seslenerek o adamın alacağını ödemesini istedi. Fadıl da o adama üç dirhemi orada verdi. Fadıl peygamberimizin yeğeni idi. Amcası Abbasın oğluydu ve son günlerinde onunla ilgilenirdi.
O gün Ukkaşe adındaki bir sahabe de ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ey Allahın Rasûlü! Tebuk seferinden dönerken yanınızdaydım. Devenize kırbaç vururken kırbacınız benim sırtıma da isabet etmişti ve sırtımı acıtmıştı. Eğer bu Hak ise, o hakkımı isterim.” Ukkaşe, ashabın ileri gelenlerinden fazilet sahibi biriydi. Medineye hicret ederek, Bedir savaşına katılanardandı. O hayatı boyunca peygamberimize ençok hizmet edenlerdendi.. Peygamberimiz Hz.Muhammed hemen evinden bir kırbaç getirilmesini istedi. Duruma şahit olan sahabeler hiddetlendiler ve Ukkaşe’ye: “Ya Ukkaşe! Sen ne yapıyorsun? Aklını mı kaybettin? Kendine gel! Böyle bir hâl oldu ise helal etmen lazımdır. Eğer istediğn Hak ise icimizden istediğine istediğin kadar kırbaç vur.” dediler. Hz. Ömer daha da ilerisini söyledi: “Ya Ukkaşe! İşte sırtım istersen kırk kırbaç vurmana razıyım. Fakat Peygambere bir kırbaç vurmana dahi razı değilim. O hastadır; bu işten vazgeç.” dedi. Bu sözleri işiten Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Kimse, kimsenin günahını yüklenemez. Adalet gelir mutlaka yerini bulur.” buyurdu ve kırbacı Ukkaşeye verdi, sırtını da Ukkaşe’ye döndü ve şöyle dedi: “Vur Ukkaşe, sana nasıl vurduysam sen de bana bir misliyle vur!.” Sahabe çok üzgün, kızgın ve şaşkındı fakat artık müdahale hakları kalmamıştı. Ukkaşe: “Ya Resulallah, benim sırtım çıplaktı.” dedi. Bunun üzerine Resulallah sırtını açtı. “Haydi vur yâ Ukkaşe!” dedi. Ukkaşe elindeki kırbaçı yere attı, Peygamberimizin sırtını öptü. Sonra gözü yaşlı olarak şöyle dedi: “Ya Resûlallah, sayenizde bugün iki dileğim yerine geldi, biri sizin adaletinizi insanlığa göstermekti, diğeri de mübarek sırtınızı öpmekti, yoksa size eziyet vermek değildi. Hata ettiysem hakkını helal et!.” Bu sözden sonra peygamberimiz Ukkaşeye tebessüm ederek Ukkaşe hakkında daha önce onun cennetlikler arasında olması için Allaha ettiği duânın aynısını bir kez daha tekrarladı ve Allaha şöyle duâ etti: “Yâ Rabbî! Ukkaşeyi Cennetliklerden kıl!” Peygamberimiz bu hadiseden sonra ashabına şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı veya malıyla ilgili bir hakkı varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı o gün gelmeden önce onunla helalleşsin!” Peygamberimizin yaşadığı bu hadiseden sonra bir kez daha anlıyoruz ki, “Kul Hakkı” gerçekten çok önemli. Allah, mü’minlerin işlediği pek çok günahını imanına, ihlasına ve takvasına bakarak affediyor, ama Kul hakkına ait günahları kişiler helalleşmedikçe veya cezasını çekmedikçe affetmiyor. Bu nedenle mü’min, ölmeden önce özellikle bu hususa çok dikkat etmeli ve helalleşmesi gereken insanlarla mutlaka helalleşmeli ve varsa borcu ödemeli.
İmanınız kavi, ibadetleriniz ve duâlarınız kabul, ameliniz sâlih, ömrünüz huzurlu, feyizli ve bereketli olsun! 2026-
(muallimosman)

























































Yorum Yazın