Reklamı Geç
Zeno Mobilya
Yükseliş Koleji
Kozsan Gıda Mustafa Sancak
yükseliş
Hatay
BIST14.917
DOLAR45.2517
EURO53.3714
ALTIN6842.5
BTC/USD81034.029
Mehmet Haşmet Kolağası

Mehmet Haşmet Kolağası

Mail: [email protected]

19 BİR ZAMANLAR İSKENDERUN’DA KIŞ TURİZMİ

 

19 BİR ZAMANLAR İSKENDERUN’DA KIŞ TURİZMİ

 

          1971 yılı sömestr tatili idi. Günlerden Pazar, sabah saat sekizde kapı çalındı ve Yaşları 16 civarında on arkadaş kapının önünde belirdi. Bir arkadaşım ve Adana’dan gelmiş dokuz arkadaşı hayatlarında hiç kar görmediklerini, İskenderun radar mevkiinde yoğun kar tabakasını görünce hasretlerini benim kılavuzluğumla giderebileceklerini söylediler. Benim için sürpriz olmuştu, ancak kendimi çabuk toparladım ve üzerimi giyinerek yola koyuldum.

          Savaş Mahallesi 49. Sokak civarından başlayarak henüz yerleşime tam olarak açılmamış Muradiye Mahallesi’ni takiben kanal boyunun güneyinden Modern Evler Mahallesi’ne doğru ilerledik. Yol boyunca bahçelerde hurma, incir ve benzeri ağaçların yanında Akçay Portakal’ı denilen bir portakal cinsi dikkat çekiyordu. Çok tatlı olmayan, tadı kıvamında ve diğer şeker portakallarından daha iri bir portakal cinsiydi. Bu gün hemen hemen kalmadı diyebiliriz. Kanal’ın en üst noktasında büyükçe bir sulama havuzu vardı. Çocukların yazın yüzme mekanlarından biriydi.         

Sürekli bizim aksi istikametimize doğru akan bir akarsuyun kenarında uzanan, gittikçe dikleşen yol, bizi Aşkarbeyli’ye doğru götürüyordu. Yol kenarındaki bir bakkalda sabah kahvaltımızı yapıp yolumuza devam ettik. Köyü geçtikten sonra çok dik ve küçük parçalar halindeki tarlaların kenarından tırmanırken sol tarafımızda çağlayanlar gibi akan suyun sesi ve dansı bizi hiç yalnız bırakmadı. Bu akarsu uzun süre İskenderun’un içme suyu problemine çözüm olmuştu.

          Arkamıza dönüp baktıkça İskenderun ve körfezinin manzarasının sürekli değiştiğini görüyorduk. Ayağımızın altında kalan gemiler oldukça küçülmüştü. Bir süre sonra iki dağın arasına varmış olduk, artık deniz ve İskenderun kaybolmuştu. Soğuk dağ havası ve dağ manzaralarından başka hiçbir şey kalmamıştı. Yaprakları dökülmüş, yaklaşık iki metre boyunda, siyah renkli, garip ağaçlardan oluşan koruluktan geçerken bize sis de eşlik ediyordu. Radar’a doğru yükselen bir patikanın eşiğine gelmiştik. DSİ ile ilgili izler ve yazılar burada su çalışmaları olduğunu gösteriyordu. Artık kesif kar yığınlarının üzerinde idik. Bir süre kış turizmi heyecanı yaşayan arkadaşlar kartopu ve kardan adam gibi aktivitelerle oyalandılar. Geldiğimiz yoldan geri döndük. İskenderun manzaralarını seyretmek için arkamızı dönmemize gerek yoktu. Batmak üzere olan güneşin pırıltıları çok farklı ritimlerle bize ulaşıyordu.  Eve ulaştığımızda çoktan akşam olmuştu.

          Kış turizmi denilince akla hep kar ve soğuk gelir. Halbuki insanlar kışın en çok ılıman bir hava ararlar. Türkiye’nin yüksekliğinin sadece yüzde 15’inin yüz metrenin altında olduğunu kabul edersek, şiddetli kış yaşayan İç Anadolu insanının kış aylarında aslında ılıman bir hava aradığını anlayabiliriz. Yükseklerde yapılan antrenmanların hemoglobin miktarını ve oksijen taşıma kapasitesini artırdığı bilinciyle Soğukoluk ve benzeri yerlerdeki düzlüklere uluslar arası spor tesisleri kurulmalıdır.           

          Bugün biz on bin kişilik bir planla kurulan şehrimizin sıkıntılarını yaşadığımız gibi yarın da İskenderun’un hep böyle kalacağını sanmamızın sıkıntılarını çekeceğiz. İskenderun’a getirilen fakültelerin sosyal ihtiyacını dahi karşılayamazken bir de komşu ülkelerden gelen turistlerin yükü şehrin sırtına binmiş durumda…

          İskenderun halkıyla birlikte turistik katılımları da düşünürsek sahildeki iki adet belediye çay bahçesi yetersiz kalacaktır. Üstelik 2 NOLU ÇAY BAHÇESİ’NİN mevsim nedeniyle kapatılacağı endişesi birçok kişiyi şimdiden almış durumdadır. Acaba özel sektöre ait olsa kapatılır mıydı?

          Bence bu çay bahçesinin çay ocağı kısmına yakın bir bölümüne kapalı bir alan yapılmalı ve yağışlı havalarda bu bölümden hizmet verilmelidir. Gene yağışlı havalarda, şu anda olduğu gibi sandalyeler masaya doğru meyilli olarak bırakılarak kirlenmeleri önlenmeli, yağış geçtikten sonra bu alanı kullanmak isteyenlerin hizmetine gene bırakılmalıdır. Satılacak olan birkaç bardak çay buranın masrafını fazlasıyla çıkarır. Hiç olmasa birkaç kişi buradan ekmek yemeğe devam eder.

          Yeşil sandalyelerle ilgili bir sorun yok, ancak yeşil masaların pürüzlü yüzeyleri ne kadar temizlense kirli görünüyor. Güneş ışığı masa üzerinde çok kötü korozyon yapmış. Ya yüzeyi kaplanmalı, ya da ayakları toprağa gömülmeyecek metal masalarla değiştirilmelidir.

          Üstünün açık olması, bilhassa güneş etkisini kaybettikten sonra mekanı çok cazip kılıyor. Yabancılar, çim üstünde çay içmenin doyumsuz olduğunu ve böyle bir çay bahçesini hiçbir yerde görmediklerini söyleyerek memnuniyetlerini belirtmekteler, ancak müzik programlarından sonra uzun süre orada kalan tahta sanduka(!) sahne çimlerin kurumasına yol açmaktadır. Buna hassasiyet gösterilmelidir, ayrıca yerdeki izmarit ve sigara jelatinleri gibi çöpler konusunda uyarıcı levhalar konmalı ya da önlemler alınmalıdır.

          Kamu kurumlarının kar amacı gütmeyeceği bilinir. Biz zarar edilsin demiyoruz, ama bütçeye daha uygun fiyat araştırmaları yapılabilir. Çay ve benzeri sıcak içecekler için belirlenen 50 kuruş fiyat oldukça normal, ( YIL 2008) ancak istemedikçe fincanda çay getirilmemelidir. Soda için belirlenen 75 kuruş fiyat da makuldür. Bakkallarda 75 kuruşa satılan ve geriye 25 kuruş depozito iadesi yapılan kola dikkate alınırsa 1 liraya satılacak şişe kola bulunabilir. Zira 1,75 liraya satılan kutu kola ailelerin ve talebelerin ödeyeceği bir fiyat değildir. Suriyeli bir turist bu fiyata Suriye’de 28 şişe kola alabileceğini söylerken (Henüz Suriye’de çatışmaların başlamadığı ve (çok nezih Suriyeli turistlerin geldiği yıllardı.) bizim turizm kenti olmamız için bazı şeyleri gözden geçirmemizi bize hatırlatmış oldu. 30–40 Kuruşa halk ekmek satılmaya devam ederken ve bazı fırınlar fiyat artışına karşı çıkarken Ankara ve İstanbul’da 85 kuruşa ekmek satma gayreti nasıl bir ruh hali içinde olduğumuzu gösteriyor. Gelir artışıyla aile bütçesini iyileştirmeyi düşünürüz, ancak bunun diğer bir yolunun maliyetleri düşürmek olduğunu da bilmeliyiz. Burada kurumlara önemli görevler düşmektedir.

          Çimler üzerinde serin bir havada ve loş bir ışıkta çay içildiği, çocukların ebeveynlerinin yanında oyun oynadığı İskenderun halkının 2 Nolu Çay Bahçesi’nin kapatılmaması konusunda hassasiyetinin dikkate alınacağını ümit ediyorum. Maalesef sadece bu çay bahçesi kapanmadı zihniyette değişti. Dünyada çimlere basmanın yasak olduğu belirtir uyarıların bulunduğu tek şehirdir İskenderun. Ne yazık ki, Çay Bahçemiz hizmet sevgisinin kurbanı oldu. Down sendromlu insanlar için bir kafe yapmaya çalışırken, endüstriyel bir hangara dönüştü, cazibesini kaybetti ve sonunda yıkıldı.

Sağlık ve esenlikler

 

 

Diva Otel

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Diva Otel