Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Yükseliş Koleji
Yılmaz Tuhafiye
Halep Tur
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

Gönül Kahvesi

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ

Tarkan

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ


​Felaket tellallığını telaffuza meyal bir başlık kullanmak, elbette gönlümüzün hiç arzu etmediği bir şey... Ancak ne yazık ki, toplum olarak gidişatımız, her geçen gün biraz daha bu başlığın telaffuzunu doğrular nitelikte...
​Her yeni doğan güne, kadın cinayetleri, taciz, tutuklama kararları, adli soruşturmalar, haklı-haksız yargılar vb. haberlerle uyanır, gözlerimizi bunlarla açar olduk.
​İhmaller, kazalar, sorumsuzluklar, duyarsızlıklar, gün geçtikçe artan rutinler halini aldı. Adaletli bir adaletsizliğin içkin hukuksuzluğu, erken öten horozun yanı sıra, geç kalınmış figanlarında sesini keser oldu. Çevresel faktörleride içerisine alan şiddet, olgusal olarak fiziksel saldırı, ekonomik kısıtlar, psikolojik baskı ya da taciz, yasa dışı haksızlıklar ve eylemler, savunma veya intikam, ceza ve terbiye etme yöntemi ile ortaya çıkan, hayatları kâbusa çeviren ve ne acı ki ölümle sonuçlanabilen bir olgu...
​Sosyokültürel ve sosyopsikolojik tahribatlara neden olan, güvensizlik, ümitsizlik, bastırılmış duyguların neden olduğu kontrolsüzlük, öfke, depresif gibi davranışları içerisine alan çevresel faktörler ile yakın bir ilişki içindedir.
​Her toplumun kendine özgü metotları, biçimlendirdiği kuralları, kodları, çeşitli sosyal ve siyasal kültürel dizileri mevcuttur. Toplumdan topluma, kültürden kültüre, insandan insana farklılıklar gösteren "şiddet eylemi" bağlayıcı nedenlerden muaf tutulmaksızın önleyici çözümlerle ele alınmalıdır.
Şiddetin açığa çıkmasını görünür kılan dengeli ve destekleyici ilişkilerin olmayışı, kontrol, çatışma, eşitsizlik, hoşgörüsüzlük, empati eksikliği, itaat arzusu gibi unsurların belirleyici olmasıdır.
Bireyin içinde bulunduğu ve şekil aldığı ortamda "İtaat" ve "rıza" gösterimi beklentisi ile uygulanan baskı, hakaret, hakkın çiğnenmesi ve öfke durumu "psikolojik şiddet" olup, bireyin duygularını bastırmasına ve sözsel olarak kendini ifade edememesine sebep olur. Böyle bir zeminde yetişen, yaşadığı duyguyu ve sıkıntıyı sözsel iletişim yoluyla ifade edemeyen bireyler ise bu döngüde beden dillerini kullanarak fiziksel şiddete yönelirler...
​İnsanın ruhi gelişimi, içinde bulunduğu toplumun, ırk, din, ideoloji, kültür, davranış, tutum, gelenek/görenek, kadın ve erkeğin beklenti farklılıklarının yaptırım koşullarına göre şekil alır. Toplumun en küçük yapı taşı olan ailede şekil alan çocuk, olumlu ve güzel bir davranışında fark edilip onaylanmıyorsa, teşvik edilmiyorsa, o davranışın tekrarı disipline olmayacaktır. Zamanla güzel ve olumlu davranışlarının önemsenmediğini ve fark edilmediğini, gözlemleyen çocuk, bu defa fark edilen ve her fark edildikçe pekiştirilen olumsuz ve yanlış davranışlara yönelecektir. Rol model alınan anne ve babanın, olay ve olgular karşısında olumlu ya da olumsuz söylem, eylem, tavır, tutum ve davranışları, çocuğun ruhsal gelişimine iyi ya da tam tersi yönde etki edecektir. Sevgi, saygı, merhamet, vicdan, hoşgörü, paylaşım, empati gibi insanı insan yapan duygular, güzel ahlak çerçevesinde örnek davranışlar ve söylemlerle özümlenir ve pekişir.
​Şiddetin başka bir boyutu, ailede güç dengesinin kadın ve çocuk aleyhine bozulmasıdır. Güç dengesi toplum aleyhine bozulduğunda ise, toplumsal şiddet baş gösterecektir. Ailede, toplum/siyasal sistem ilişkisinde, birey/topluluk (sosyalizasyon) ilişkisinde dengesizliklerin perennial (süreklilik) bir hal alması cinnet halini oluşturabilir. Bu nedenle toplumun, toplumsallığın, yapıların ve hiyerarşinin işleyiş sistemine sinmiş patriyarkanın sonuçlarını da şiddet düzleminde dikkate almak gerekir.
Medya ve çeşitli kuruluşlar ile sağlanılan kontrol, itaat ve rıza gösterimi hedefli kaynaklar, toplum üzerinde otorite oluşturmakta, şiddetin zararlarını ve yanlışlığını görselde -bu ne çelişkidir ki-, yine şiddet gösterimi ile aktarmakta, şiddet içerikli dizileri, rol model olarak yayımlayıp toplumun duyarsızlaşmasının pekişmesine katkı sunmaktadır.
​Gün geçtikçe artan tüm bu olumsuzluklar, ifadesizlikler ve çaresizlikler, toplumun huzurunu ve psikolojisini bozmaya, toplumsal travmaya neden olan dinamiklere dönüşmüş durumdadır. Sosyopsikolojik, sosyoekonomik, sosyokültürel tahribatlara yol açan ve travmaya maruz kalınan durumların kendisi de anormal değil midir?
​Bu bağlamda şiddetin, "açık" ve "örtük şiddet" olmak üzere iki kategoride incelenmesi gerekir. Fiziksel olmayıp, fiziksel zararlara zemin olan "örtük şiddet", perde arkası kalıp önlenemediğinde en az "açık şiddet" kadar tehlike arz eder. İşte görülmeyen bu tehlike bir problem olarak görülüp çözülemezken, "cezalar nasıl olmalıdır?", "cezalar suç önleyici midir?", ya da "caydırıcı mıdır?" sorularına cevap aramak, korku saçan bir hudutsuzluğun ve bitmeyecek sükûnlu bir gecenin karanlığında iğne aramaya benzer.
Peki, cezaevinden izin alıp çıkarak cinayet işleyen suçluya nasıl bir ceza yöntemi geliştirilmelidir? Hukuka rağmen neden güç ve zor kullanılır? Normlara ve hukuk kurallarına karşı saldırı niyetinin sebepleri nelerdir? İnsan kurallara neden karşı gelir? soruları, bir sorunsal olarak dikkate alınıp doğru tanımlandığında ve çözüm arayışlarına gidildiğinde belki bir gün cevap bulacaktır... dönülmez akşamın ufkunda, vakit çok geç olmadan!
Sevgi ve selamlar...

 

Hatay İnternet TV Youtube Kanalı

Hatay İnterne TV Facebook Sayfası

Kapan Mobilya

Yorum Yazın

Esmergil
İstanbul Oto Gaz