DÜŞÜNCELERİMİZİN YÜKÜ
Çoğu zaman fark etmeden bizi yoran, hatta hasta eden şey; kendi zihnimizde dönüp duran düşüncelerdir. Günlük hayatın koşturmacası içinde başımıza gelenleri suçlarız: iş, trafik, ekonomi, insanlar.Oysa biraz durup baktığımızda asıl yorgunluğun dışarıdan değil, içeriden geldiğini fark ederiz.
Zihin susmadığında beden de dinlenemez. Sürekli “ya olursa”larla yaşayan bir insanın sinir sistemi hep tetiktedir. Bitmeyen endişeler uykuyu kaçırır, bastırılan öfke omuzlara yük olur, suçluluk duygusu insanın nefesini daraltır. Zamanla bu yük, baş ağrısı olur, mideye vurur, kalbe dokunur. Beden, zihnin taşıyamadığı duyguları dile getirmeye çalışır.
Modern psikoloji de kadim öğretiler de bu noktada aynı yere işaret eder: İnsan sadece bedenden ibaret değildir. Zihin ve ruh ihmal edildiğinde, beden bunu sessizce üstlenir. Bu yüzden bazı hastalıklar birdenbire ortaya çıkmaz; uzun süre görmezden gelinen düşüncelerin, bastırılan duyguların sonucudur.
İyi haber şu ki, düşünceler değiştiğinde beden de rahatlar. Şefkatle bakabilen bir zihin, bedeni gevşetir. Kabulleniş, insanın içindeki direnci azaltır. Minnettarlık, ruhu olduğu kadar bedeni de besler. İnsan kendine yük olmaktan vazgeçtiğinde, iyileşme kendiliğinden başlar.
Bu yüzden şifa çoğu zaman dışarıda aranacak bir şey değildir. Asıl mesele, zihnin içindeki karmaşayı fark etmek ve sadeleştirmektir. Her düşünceye inanmak zorunda olmadığımızı anladığımızda, beden de bu farkındığa eşlik eder.
Bazen iyileşmek için yeni çareler aramak değil, zihnimizde dönüp duran yorgun düşünceleri durdurmak yeterlidir.
Çünkü insanı asıl hasta eden, yaşadıkları değil; yaşadıklarını zihninde bitmeyen bir yük hâline getirmesidir.
Zihin sustuğunda beden rahatlar, beden rahatladığında hayat da yeniden nefes almaya başlar.
Sevgili sağlık çalışanlarımızın yükünü azaltmak için düşücelerimizi kontrel edenlerden olmak dileğiyle eyvallah.

























































Yorum Yazın