Reklamı Geç
istanbul oto gaz
istanbul oto gaz
Hatay Alo Böcek
Hatay Alo Böcek
Figen Balamir

Figen Balamir

Mail: hjfbhjhfddf@gmail.com

Aşura(e)

Aşura(e)

Kapı komşunuzun aile üyelerinden olan, bizim de çok değer verdiğimiz, ortak geçmişimizin de olduğu birinin vefat ettiğini düşünelim. Komşumuzun acısını paylaşmak için ne yapmalıyız?

Bu soruya herkesin “acısını paylaşmak için yanında olmamız; ona ve acısına olan saygımızdan dolayı da eğlence, düğün gibi kutlamalarımızı bir süreliğine ertelememiz gerektiği” şeklinde cevap vereceğini varsayıyorum. Bu tavır, hem Anadolu irfanının hem de insan olmanın gereğidir.

Şimdi başka bir açıdan, biraz daha farklı bir olayı düşünelim. Peygamberimiz’in sevgili torunu Hz. Hüseyin 680 yılında “Müslümanlar” tarafından vahşice şehit edilmiş; bu olayın yankıları asırlar boyunca devam etmiştir. Sadece Şiiler değil, Sünni şairler de geçmişte onun acısına yönelik çeşitli mersiyeler yazmıştır. Bu konuda Bünyamin Çağlayan’ın “Kerbela Mersiyeleri” adlı doktora tezinde belirttiğine göre Osmanlı döneminde ilk mersiyeler 15. yüzyılda yazılmaya başlanmış, sonrasında artarak devam etmiştir. Çağlayan’ın da belirttiği gibi ölen bir yakını için insanın yas tutması, ağıt yakması, şiirler yazması insani eylemlerdir. Ancak vefatının üzerinden asırlar geçmesine rağmen bir insanın ardından hala şiirler yazmak, mersiyeler okumak, yas tutmak o kişiye olan muhabbetin ne denli büyük olduğunu gösterir.

Günümüze gelindiğinde ise Sünni kesim, Hz. Hüseyin için mersiye yazıp okumak yerine, onun vefat ettiği gün olan Aşura günü bazı güzel olayların gerçekleştiğine dair rivayetler doğrultusunda “Aşure tatlısı” yaparak bir nevi kutlama yapmaktadır.

Bu iki farklı uygulama Müslümanların birbirini sevmesine, birbirine saygı duymasına zarar vermez mi?

Tüm dünyadaki Şii Müslümanlar gibi ülkemizdeki Şii ve Alevi Müslümanlar Aşura günü yas tutup Hz. Hüseyin’i yâd ederken, ülkemizdeki Sünni Müslümanların birçoğunun böyle bir olaydan haberinin olmaması üzerinde biraz düşünmeyi hak eden bir durumdur.

Kerbela olayını bilen birçok Sünni Müslüman ise, asırlar önce olmuş bitmiş bir olayı hatırlamanın, onu bu şekilde anmanın bir faydası olmadığını ve İslam’da yas tutmanın hoş karşılanmadığını savunmaktadır. Böyle düşünenlere saygı duyuyorum elbette. Ancak kanımca tarih boyunca birçok farklı din ve kültüre sahip insanların yaşamış olduğu bu topraklarda, aynı dine mensup iki kesimden biri yas tutarken, diğerinin bu yası umursamaması en başta belirttiğim “komşusunun acısına kayıtsız kalan” insanın tavrıdır.

Geçenlerde okuduğum “Kollektif Hafıza Kitabı” adlı çalışmanın giriş kısmında şöyle bir ifade yer alıyordu:

“Geçmiş çok uzun zaman önce var olduğu için değil, çok uzakta olduğu için yabancı memlekettir.”

Hz. Hüseyin Sünni-Şii ayırt etmeksizin tüm müslümanların ortak değeridir. Onun yer aldığı geçmiş de bize “uzak bir memleket” olamamalıdır. Yukarıda belirttiğim gibi geçmişte Sünni şairlerin onun adına şiirler, mersiyeler yazması bir muhabbet göstergesiyken, bugün neden bu zamanın ruhuna uygun olarak Sünni kesimden duyarlılık göremiyoruz.

Üniversitede İslam tarihi hocamız bir ders esnasında şöyle demişti:

“ İtiraf etmeliyim ki biz Sünniler Ehl-i Beyt’i çok ihmal ettik.”

Bu öz eleştiri keşke daha sık yapılsa da aynı dinin içinde bir kesim için “yas günü” olan tarih, diğer taraf için “kutlama günü” olmasa.

youtube

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
istanbul oto gaz